"Günaydın seni pislik."deyip omzuma hızla çarpıp gitmişti.Yeni uyandığımdan o sersemlikle pekte aldırış etmedim.Çünkü bu uzun koridorda kavuşmayı beklediğim tek varlık bir klozetti.Her sabah aynı senaryo oynanırdı bu evde.Ben yine the walking dead misali zombi yürüyüşümü yaparken illa biri o klozete benden önce ulaşırdı ve içeriden bana pis pis sırıtıp o kapı yüzüme kapatılırdı.Bunu yapan genelde o ucube suratlı abim olurdu.Ve yine o sabahlardan birini yaşıyorduk şüphesiz.
"Heeeeeey her sabah bunu yapmayı kes! Sidik mi yarıştırıyoruz burada.İlk önce işeyene ödül falan verilecekte benim mi haberim yok."
"Ben erkeğim kızım tutamam öyle bir saat.Hem bir kaç dakika daha sabretsen ölmezsin değil mi?"
"Senin bir kaç dakikanın tam tamına yarım saat olduğunu ikimizde biliyoruz,kendini kandırma istersen"dedim kapıyı yumruklayarak.
"Tamam her kaç dakikaysa işte.Şimdi defol şu kapının önünden konsantremi bozuyorsun."
"İşerken neyin konsantresinden bahsediyorsun,salaklığın nirvanasını yaşadığına kanıt getirdin şu an."
"Biri varken yapamıyorum,yürü git artık fazla uzattın."
"Her neyse"dedim kapıya hızlı bir tekme atarak.Bu salağa dil dökmek bir köpeği eğitmekten daha zordu.Odama doğru ilerleyip üzerimdeki geceliklerden bir an önce kurtulmak istedim.Dolaptan kot şortumla siyah slipknot baskılı tişörtümü çıkardım.Üstümden sıyırdığım gecelikleri basketbol topu misali elimde yuvarlayıp yatağıma doğru fırlattım.
"Ve basket!"
Hızlı bir şekilde üstüme geçirdiğim şortum ve tişörtümle klasik pozumu verdim aynaya bakarak.Aynada gördüğüm ben yine hafiften gotiğe çalan tarzıyla bitkin görünüyordu.Saçlarım fazlasıyla dağınık olsada bu hallerini seviyordum.Hem tarayacak vaktimde yoktu zaten.Odamdan hızla çıkarak merdivenleri üçer beşer inmeye başlamıştım.Etrafta ses seda yoktu annem sanırım bu akşam da gelmemişti eve.Hangi cehennemdeydi acaba yine?Büyük ihtimal yeni sevgilisi Kıvanç'la birlikteydi.Yani tabiiki ondan da ayrılmamışsa.Deli kadın kırk yaşında olmasına rağmen hala hayatı hızlı yaşayanlardandı.Ama severdim yine de annemi en azından babam kadar korkağın teki değildi.Abim ve ben küçük yaştayken terketmişti bizi.En son üç yaşımdayken yanımızdaymış yüzünün şeklini bile hatırlamıyorum.Hatırlamamış olmama şükrederek bu düşüncelerden kurtulmak istercesine evden dışarı attım kendimi.Güneşin o inatçı ışınları gözü mü kör etmişti.Gündüzlerden nefret ederdim her zaman,herkesin yüzünü net bir şekilde görmek en tahammül edemediğim şeydi.İnsanların tüm kusurları gün yüzündeydi.Ama bu kusurlar fiziksel değil daha çok ruhsaldı.Ruhlarındaki çirkinlik mimiklerine yansıyordu.Etrafımdaki kimseyi görmek istemediğimden gözlerimi kısarak yan evimizde oturan arkadaşım Poyraz'ın evine doğru hızlı adımlar atıyordum.Kapıya geldiğimde duraksadım tam zile basıcaktım ki...
"Aaaa merhaba.Hoşgeldin Tuana bende tam çıkıyordum.Nasıl gidiyor?"
"İyi sayılır Meltem teyze.Ben Poyraz'a bakmıştım da evde mi acaba?"Evde olduğuna adım gibi emindim ama bu soruyu yine de sormuş olmak için sormuştum.
"Evet her zamanki gibi evde.Evden dışarı çıktığı yok ki o bilgisayarın başına geçip tüm gününü öldürüyor.Ne anlıyor bu kadar bilmiyorum ama bu durumdan hiç hoşnut değilim.Bir bağımlı gibi davranmaya başladı.Sen konuşsan belki seni dinler ha ne dersin?"
Bu lafı duyduğumda alaycı bir gülüş atmıştım.Ama sonradan kendimi toparlayarak:"Tabi ki Meltem teyze konuşurum,umarım beni dinler.Ama eskisi gibi değil Poyraz yani faydalı işler yapıyor bilgisayarda.Kitap yazmaya başlamış hatta"dediğimde bu yalana kendim bile inanmamıştım.Sadece Meltem teyzenin o tedirginliğini biraz olsun dağıtmaya çalışıyordum.
YOU ARE READING
DEEP WEB #Wattys2017
Horrorİnternetin karanlık yüzünü görmeye hazır mısınız? 9 ayrı hacker çoktan bu cehennemin yolunu tuttu...
