BÖLÜM 1

403 100 89
                                        


Küçük rüzgarların büyük bulutlarla dans ettiği bir gündü. Herkes dışarıdaydı. Hatta bu mahalledeki tek arkadaşım olan Bahar bile arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı. Sokaktaki çocuklar kırmızı bir top ile kahkahalar eşliğinde oynuyordu. İçimden keşke topları patlasa diye geçiriyordum. Çünkü burada ben üzülüyordum. Onların gülüşleri daha da çok üzüyordu beni. Eve kapatılmış bir haldeyim. Bir elimde sopa, belimde hırka ve balkondan aşağı serilmiş olan halı ile yapayalnızdım. Şuan duygularım birbirine karışmış bir halde idi. Açtığım acıklı meyhane şarkısı ile ruh halime yeni bir dokunuş yaptım. Tüm negatif enerjiyi elimdeki sopaya verip halıya bir tane daha vurdum .

Mahallenin ukala çocuğu benim bu halimi görünce gülmeye başladı.

''Vur sopayı ustam'' diye bağıran Cem'e kızgın bir bakış atıp

''Cem şimdi buradaysam, birazdan senin yanındayım.'' diyerek sinsice bir tehtit yolladım. Ten renginin hafifçe kızarması ile gizli gizli kıkırdadım. Ah ben kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Gül.  Gül ACAR. Bu güzel günde dışarıda değilim. Çünkü Annemin talimatı elimdeki sopa ile bu halıya vurmam. Durun ben size en baştan anlatayım bu olayı.

Dün akşam saatleriydi.Hava kararmıştı. Yavaş ve rahat adımlarla mahallemizin başına doğru yürüyordum. Arka sokaklardan gelen simitçi amcanın sesi sevdiğim şarkının en güzel kısmı gibi narin bir tat bırakıyordu kulaklarımda. Hatta her daim korktuğum mahalle köpeği sözde sevimli olan Karabaş – Bana göre tam bir canavardır kendisi. - bile yanımdan geçerken pozitif enerjime ayak uydurup dans ediyormuşçasına salına salına uzaklaştı. Apartmanımızın kapısına geldiğimde ikinci elden alınmış, paslandığından hareket etmeyen kapı bir anda açılıverdi. Tüm abartman beni bekliyormuşçasınaydı. Sensörlü lambayı yakmak için yaptığım gereksiz dansa gerek kalmadan lamba yandı. Gözlerimi şaşkınlıkla lambaya doğru kaldırdım. Yorgunluğum biraz daha bedenime yüklenince gözlerimi lambadan asansöre doğru kaydırdım.Yavaş yavaş haraket ederken boş duvara hareket katsın diye alınan saat gözüme çarptı. Saatin o kızıl ve gençsi yapısı bu yaşlı binada tüm dikkati kendine topluyordu. Dalga şeklindeki yelkovan ve akrebi döndükçe kendimi ayrı bir dünyaya kaptırıyordum. Tabiki bu hayal dünyamdan gerçek dünyaya çakılıncaya kadardı. Saatin 11.00 olduğunu görmemle damarlarımdaki kan bana gıcık kahkahalar atmaya başlamıştı. 11 sayısı gözümün önünde git gide büyümeye başladı. Koşarak merdivenlerden çıkmaya çalıştım. Çalıştım, çünkü ilk basamakta ayaklarım birbirine dolandığından yeri boyladım. Saate tekrar baktığımda yelkovanın hızının inatla arttığını gördüm. Merdivenlerden çıktım. Mavi kapının önünde durdum. Kapıyı çalmama gerek kalmadan kapı aralandı. İçeri girsem mi girmesem mi diye düşünürken annem ''Gir.'' dedi.

Üstüme bir göz gezdirip, uçları kırışmış olan gömleğimi düzelttim. Annem konuşmadan itirazımı yapmak için ses tonumu ayarladım.

''Ama anne gerçekten saatin kaç olduğunu bilmiyordum.'' dedim. Annemden ses yoktu. İçeri gireyim o zaman diye düşündüm. Kafamı kaldırıp adımımı atacakken kapının aralığında hazır bir şekilde duran oklavanın ucunu görünce ağzımdan bir ''Eyvah!'' kaçtı. Annem bu halime gülüp:

''Hadi gir içeri.'' dedi. Aslında annem kesinlikle vurma taraftarı biri değildi. Bunu nasıl unutmuştum ki. Boşuna bir korku yaşamıştım. Rahat bir nefes alıp içeri girdim. Ayıcıklı peluşlarımı ayağıma geçirip odama doğru gittim. Kapının yanındaki çiçek desenli sandalyede oturan annem beni görünce kahkahalarını kesti. Odaya geçişimi izleyip kapının ağzından

''İyi geceler.'' Dedi. Kapıyı kapatırken de yarın görüşeceğiz bakışlarını attı. Dolabımın yanındaki koca aynaya gidip kendime baktım. Kıpkırmızı yanaklarım ve korkudan titremesi yeni yeni yavaşlamış bedenime bakakaldım. Annemin niye güldüğünü şimdi anlamıştım. Geri geri yürüyerek yatağıma zıpladım. Kollarımı iki yana açıp birkaç esneme hareketi yaptım. Yatağımın üstündeki benle aynı yaşta olan ayıcığıma sımsıkı sarıldım ve histerik bir şekilde gülmeye başladım.

''Hadi uyu artık Gül'' diye bağıran annemin sözlerini dinleyerek yatağımdan kalkıp dolabıma ilerledim. Turuncu askılı kısa geceliğimi alıp giydim. Işığı kapatıp yatağıma yattım ve uyudum.

Sabahın körüydü ve birkaç dakika aralıklarla kurulmuş alarmlar sayesinde uyandım. Alarmlar dedim. Çünkü 2 adet çalar saat, annemin ve benim telefonum aynı anda uyanmamı işaret eden o iğrenç sesler korosunu oluşturdu. Elimle yoklaya yoklaya alarmları kapattım. Hatta alarmı kapatırken telefonlarıda kapatmış olabilirdim. Gözlerimi açmayacaktım. Yatağın çekim gücüne kendimi yeniden kaptıracakken kuvvetli bir el tarafından sürüklenmeye başladım. Kim tarafından çekiliyordum bilmiyordum. Galiba kaçırılıyordum. Ama hangi dereceden psikopat bu saatte bu kadar ses çıkararak bir kız kaçırır ki . Uykumun kaçmaması için gözlerimi sıktım. Beni çeken el durmuştu. Ama bu mantıksızdı. Daha odamdan yenice çıkmışızdır diye düşündüm.

''Gözlerini aç artık Gül' dedi. Psikopata bak hem kaçırıyor hem de sapık gibi ismimi biliyor diye düşünürken ''Gül şu mantıksız düşüncelerini bırakır mısın? Şuan kulaklarım senin saçmalıklarını dinleyemez.'' diyen annemin sesini duydum. Ardından ilave etti. ''Evet, sesli konuştun uyuyan güzel.''dedi. Sessizce kıkırdadım ve gözlerimi açtım. Uykulu bir sesle '' Anne sabah sabah ne yapıyorsun bana? Uykumla baş başa bırakır mısın?''

'' Sen dün eve geç gelmedin mi? Şimdi onun sorgusunu ver bana. Ona göre de ilerleyen saatlerde temizlik yaparız. Ay yaparız dedim pardon yaparsın.'' deyip gülmeye başladı . Temizlik lafını duyduğum gibi tüm uykum kaçtı gitti.

''Anne ama bu haksızlık. Daha savunmamı bile dinlemedin. '' deyip elimi yüzümü yıkamaya gittim. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra annemin aşağıda tekli koltuğuna oturmuş bir şekilde buldum. Beni fark edince kafasıyla geç otur karşıma işareti verdi. Koltuğa oturdum ve annemin sorgusunun başlamasını bekledim. Anneme sarjımın bittiğini onu o yüzden arayamadığı mı anlattım. Hatta arkadaşım Bahar'ı arayıp bu konuyu onaylattım. Ama nafile. Dediklerimin hiç biri ona bu durumun tek seferlik olduğuna ikna edemedi. Her neyse olay buydu işte. Halıya birkaç defa daha vurduktan sonra yere oturdum. Telefonumu elime aldım. Tam şarkı açacakken bir mesaj geldi.

Sanalın Gonca GülüDes histoires addictives. Découvrez maintenant