Hilal Işığı ve Mabed

41 0 0
                                        

Davranışlarımdan, düşüncelerimden ve yaptıklarımın sonuçlarından dolayı inzivaya çekildim. 'Ben en iyisi bir süre robot gibi yaşayayım' dedim.Düşünme yeteneğimin bulanık olduğu şüphesiyle elimi ayağımı her şeyden çekerek yaşamaya karar verdim. Kesinliğimi kaybettim. Tereddüt içinde kalmaya başladım. Garip ve cevabı olmayan sorular, kafa açan muhabbetler içinde kaldım.  Beni şüphe duymaya iten, güçsüz bırakan tüm sorunlara olabildiğince iyi çözümler üretmeye karar verdim. Yürürken, yemek yerken, biriyle konuşurken hatta uyurken bile alttan alttan bunları düşündüm. Sürekli farklı yaklaşımlarda bulunsam da, daha önce denenmemiş şeyleri hesaba katsam da doğru gelen bir çözüm bulamadım. Geriye tek yol olarak istemediğim çözümlerden birini uygulamak kalmıştı. Ama bir anda her hikayenin başlangıcı sayılabilecek bir şey oldu. Tüm yollar kapalıyken, sadece istemediğim yoldan gitmek kalmışken, 'Sikerim yolunu yordamını' diyerek araziye daldım.

İnzivaya çekilmiş biri olarak bir bok yedim. Ve sanıyorum ki bu yediğim bok inzivadan çıktığımın simgesiydi. Sosyal medyayı ve fotoğraf çekinmeyi sevmeyen biri olarak fotoğraf çekinip sosyal medyada paylaştım. Yediğim bok yaptığım şeyde değildi, yapma amacımdı. Tanıyıp tanımadığımı bilmediğim, ne ara eklediğimi de bilmediğim, hakkında hiç bir fikrim olmayan 'Hilal' diyebileceğim biri bir fotoğraf atmıştı. Sarı saçlarla ilgiliydi. Ve fotoğrafı beğendiğim an fotoğrafı silip yenisini yükledi. Bu kadar küçük basit bir şey nasıl oldu da beni tetikledi bilmiyorum ama, karşılık verme isteği hissettim. Ben de doğuştan kullanma hakkına sahip olduğum sarı saçlarıma dayanarak, kendimi çekip paylaştım. Ve 'Hilal' beğendiği an fotoğrafı sildim. Hemen ardından 'Bizde öyle saç yok diye şekil mi yapıyosun' şeklinde bir mesaj geldi. Bu mesajın üzerinden bir gün geçmeden 'Hilal' ile buluştuk. 

İnzivadan çıkmamın simgesi bu olay dememin sebebi ise, birine sataşmak hatta ve hatta buluşmak benim asla yapmayacağım bir şeydi. En azından bu dönem için. Biriyle görüşmek için evimden yürüyerek üç dakika uzaklıktaki yere gitmiyorum. Ve bu yediği bokun simgesel özelliği; ne yapacağımı bilmiyorum. Daha doğrusu ne yapacağımı fazlasıyla biliyorum, sadece fazlasıyla bilmek sıkıntı yaratıyor. Seçenek bolluğundan dolayı seçememek. Ne yapabilirim diye düşünürken bir anda 'Aman en kötü ne olabilir ki' diyerek hiç düşünmeden buluşma noktasına gittim. Eskilerin hızlı çocuğundan eser yok tabi. Sakin sessiz normal biriyim. Herhangi ekstra bir davranışa da sahip değilim. Dümdüzüm. Giderken telefonum çaldı ve yaklaşık 15 dakika ailevi bir meseleyi konuştum. Bu sırada 'Hilal' beni aramış ama ulaşamamış. Hatta bana küfür içeren mesaj bırakmış. Geri aradığımda 'Az daha geri dönüyodum senin yüzünden, iki dakikaya oradayım' dedi. İki dakika sonra da geldi. 

Ne yapacağımı gram düşünmemiştim ve 'Hilal'in de düşünmemiş olduğu belliydi. Bundan dolayı akşam kendi kendine gelişti. Anlatacağı şeyler bitene kadar dinledim. Hatta bir ara anlatacağı şeylerin bitmeyebileceğini bile düşündüm. Çok konuşuyordu, ve daha kötüsü hoşuma gidiyordu. Benim gibi iletişimini sarılarak, bakarak, giderek bir şeyler yaparak sağlayan biri için konuşarak anlaşmak ve çok sayıdaki kelimenin hoşa gitmesi garipti. Anlatacakları bittiğinde 'Tüm hayatımı anlattım konuşma sırası sende' dedi. Plansız, amaçsız, düşüncesiz haldeki ben de 'Tamam' dedim. Ve onun anlattığı hikayeyle aynı sırada kendi hikayelerimden bir kaç parça anlattım. Bu hikayelerdeki hislerimi, düşüncelerimi, içine düştüğüm durumları simgeler ve semboller kullanarak ifade ettim. Ve dikkatimi çeken bir şey oldu. Ara sıra etrafa bakarak dinlemiyordu. Gözlerimin içine bakarak dinliyordu. Bir saate yakın bir süre anlattım. Tüm bu süre boyunca gözünü bile kırpmadan bana bakmıştı. Sanki gözlerimi delip kafatasımı incelemek ister gibi. Bunu fark ettiğimde susup ben de ona bakmaya başladım. Bir süre öyle kaldık. 'Ne oldu?' dedi. 'Burnumu pudralamam gerek' deyip kalktım. Tuvalete gidip geldiğimde masa boştu. Hemen arkamdan o da geldi. 'Benim de pudralamam lazımdı' dedi. Oturur oturmaz telefonumu aldı. 'Noluyor' demeye kalmadan 'Ben eve gidene kadar telefonuna bakmamanı rica ediyorum' dedi. Kabul ettim. 'Kalksak mı' dedim. 'Olur hatta parka gidelim' dedi. 'Gece gece balici dövmeyelim' dedim. Yürümeye karar verdik.

Schrödinger'in AyısıStories to obsess over. Discover now