Bazı hikayeler vardır. Kimi mutlu son, kimi mutlu sonsuz. Hayatımda yaşadığım en büyük aşkı anlatmak istedim.. Bir kadınla karşılaştım. Ama yüz yüze falan görmedim he bildiğiniz sosyal bir hesapta karşılaştım. Kim derdi ki böyle bir ortamda tanıştığın biri senin hayatın olacak diye.. Birkaç gündür takibindeydim, her gün uyandığımda bakıyordum. Beni çeken bir şey vardı onda. Her neyse bir mesaj atmalıyım dedim. Ve attım..
-Selam!
Allah kahretsin bu çok basitti. Anonim olduğum için belki de görüp siklemeyecekti. Ardından hemen linkimi attım ve bir smile bıraktım. Gözümü telefondan ayıramıyordum. N'olur geri dönsün mesajıma dedim ve döndü.
-Selam :)
Tamam dedim oldu bu iş. Hemen internete girip 2015 gelinlik modellerine baktım. Madem evlenmeye niyetin yok ne diye selam yazarsın ki! Şakayıda bir kenara bırakıp ne yazacağıma konsantre olmalıydım. Ya bir sohbeti uzatmak bu kadar mı zor olur be arkadaş. Neyse, biraz sohbet ettik sonunda belli başlı sorular vardır ya hani "yaş, nerelisin, nerde yaşıyorsun, ne okuyorsun" vs vs vs salak saçma sorular sıkılıyorum ben bu muhabbetlerden direkt buluşup yüzük olayını konuşalım diyecektim ki diyemedim tabiki. Benim memleketim Tekirdağ ve sık sık gidip gelirim. Oda Tekirdağ'da okuyormuş. Duyunca o kadar mutlu oldum ki hemen kalkıp gidecektim resmen. Ama tabiki gitmedim biraz ağırdan almalıydım. (Hemen evlenmeyi planlayan bir kadından duydunuz bunu) Sohbete devam ettik ve beni sahile çay içmeye davet etti! İnanamıyorum çay lan. Gelirim gelmez miyim hiç? Çıkayım mı evden şimdi? 1,5 saat'e oradayım uyar mı sana? Allah'ım ne diyorum ben? Tabiki öyle şeyler demedim! Der miyim hiç? Aslında derim ama tabiki demedim.
- O taraflara geçtiğimde bakarız ya.
Dedim. Ay bu da çok mu şey oldu. Yok ya iyi iyi. Yani iyi ya daha ne olsun. Daha sonralarda telefon numaramı istedi. Ay versem mi hemen dedim kendi kendime yoksa biraz konuştuktan sonra mı versem dedim. Amaaan ne olacak sanki hoşlanıyorum be. Verdim numarayı bu sefer Whatsapp'tan konuşmaya başladık. Bir gün boyunca konuştuk. Birbirimizi tanımaya çalışıyorduk. Ve daha sonra bu kadar sık konuşmamaya başladık. Ya neden! Oysa çok güzel hayallerim vardı. Daha düzine düzine çocuklar yapacaktık. Aynı salonu, banyoyu, mutfağı, odayı paylaşacaktık! Acaba hoşlanmadı mı benden? Allah'ım ben neler diyorum ya? Çok abarttım sanki.
Bende bu sıralar Bakırköy Adliyesi'nde staj görüyordum. Bu da normalde İstanbul'da yaşıyor fakat üniversiteyi Tekirdağ'da okuyor. İşten geldim ben. Yemektir çaydır vs akşamı bitirdim odama geçtim. Yatağıma yattım ve telefonum titredi. 'Yeni bir mesaj: Toprak' Bu arada bu bahsettiğim şanssız kişinin ismi Toprak. Ay neden şanssız olsun ki? Gayette şanslı yani. Konumuza gelelim...
-Ne yapıyorsun?
Dedi. Bende sakince cevap verdim. Biraz da kızgındım. Neden yazmıyorsun ki? Ne yani problem ne? Öf herneyse. Konuşmaya başladık. Ve İstanbul'a geliyorum dedi. İSTANBUL'A GELİYORUM! Aynen böyle dedi. O küçük yazdı ben böyle büyük büyük okudum.
-Gel tabi.
Dedim.
-Görüşür müyüz?
Dedi.
Ay görüşürüz tabi ki.. Niçin görüşmeyelim? Sen seviyorsun ben seviyorum görüşelim nedir ki? Diyemedim.. Olur dedim. Çarşambagünü içi sözleştik. Bende işteydim ve otobüsten inip direkt yanıma gelecekti. Bu arada saat 5te benim işlerim bitiyordu. O sırada mesajlaşıyorduk. Bana indiğini söyledi ve Adliye'nin nerede olduğunu sordu. Bende güzelce tarif ettim. Çıktım ve kapının önünde bekledim. Hala gelmiyordu. Acaba bulamadı mı? Dedim kendi kendime. Ben onu beklerken kendi kendime konuşuyordum zaten. Sonra aradım ve tekrar tarif etmeye başladım. Konuşuyorduk hala ve karşı kaldırımda o belirdi. Üstüme doğru geliyordu. Allah'ım böyle bir heyecan olamaz. Ne yapacağımı bilemedim. Acaba sadece elini mi sıksam? Yoksa sarılıp öpsem mi? Öf ne zor yaa..
Telefonu kapattık ve hala üzerime doğru geliyordu. Parmak uçlarımdan saç tellerime kadar titremeye başladım. Hem heyecandan hemde hava bi hayli soğuk. Ee Aralık ayı sonuçta. Evet! Geldi sonunda. El falan sıkmadık sadece sarıldık.
-Merhaba!
Dedi.
-Hoş geldin..
Dedim bende.
Yürümeye başladık. Bakırköy meydana inecektik. (Sözde) Ben heyecandan yolu dahi unutmuştum. Başladık aşağı doğru yürümeye ama inanın nereye yürüdüğümüzü bilmiyorduk. Ses tonu o kadar güzeldi ki beni alıp kırlara çiceklere götürdü resmen. Kendime geldiğimde saçma sapan bir yere gelmiştik. Nerde olduğumu bilmiyorduk.
-Minibüse binelim en iyisi, sen yolu bilmiyorsun. :)
Dedi.
Bir şey demedim, utandım. Durak gördük ve oraya yöneldik. Minibüse binip meydanda indik. Acıkmıştı! Zaten ne zaman doydu ki?
Köfte ekmek yemek istedi ben ise hiçbir şey yiyemedim heyecandan sadece bir bardak çay içtim. O yemeğini yedi ve ufak çaplı sohbetler ettik gülüştük. O kadar güzeldi ki. Daha sonra yemeğini bitirdikten sonra meydana indik yürümeye başladık. Sonra bir yerde oturup sigara içtik. Ben gözümü alamıyordum. Hava da çok soğuk! Biraz oturduk ve ayrıldık. Beni durağa bıraktı oda evine gidecekti.
