Sıcak kahvenin kokusu burnumda buram buram tütmüştü. Hayat ne kadar garip ti değilmi? Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı olurmuş. Bizim aramızdaki ilişkide buydu aslında. Bir fincan kahvenin bakalım kırk yıllık hatırı olabilecek miydi aramızda. Hep o hayal ettiğim gün gelmişti, sabah erkenden kalkmış, saçlarımı arkadan sıkıca toplamış üniformamı da özenlice giyinmiştim.
Hayat her zaman istediğiniz gibi gitmez. Siz plan yaparsınız, birden bozuluverir.Ne olduğumu sorarsanız eğer, daha hayalini kurduğum şeyi olamadım.
Oda ne mi?.
Subay olmak tabikide.
Babamın her gün bunu defalarca hatırlatışı gibi ;
-Ah benim güzel kızım, bugün de azimle kalkmış kahvesini yudumlamış, özenle hazırlanmış ama subay olamamış güzel kızım..
-Baba !!! Her gün sabah aynı şeyi hatırlatmaktan hiç mi usanmadın cancağzım?
-Evet kızım, ..
-Neyse baba, ben çıkıyorum bir şey diyormusun?
-Hadi güzel ılgın'ım geç kalma çık bir an önce kızım artık.
-Tamam babam kendine dikkat et...
Evet hikayenin aslına gelinirse, ben subay değil polis oldum. Hayatımdaki en büyük hayalim subay olmaktı.
Bir şeyler hep eksikti. O büyük eksiklik annem. Yıllar önce bizi terk edip gitti.
O günü hatırlamak beni ne kadar üzse bile bu hiçbir zaman annemin, babamı ve beni terk ettiği gerçekliğini değiştirmeyecek. Babam, emekli astsubay. Bende onu gururlandırabilmek adına subay olmak istedim hep. Çünkü Ender Sipahi'nin güçlü kızı Ilgın Sipahi'ydim ben.
Evden çıkmıştım, yolun karşısına geçmek için ışığın yanmasını bekliyordum, her zaman ki gibi elimde ki sıcak kahvemle.
Mahallede ki herkes ise beni kahvem ile meşhur bilirdi. Hava hafiften yağmurluydu. Elimde şemsiyem vardı zaten, ben tedbirli bir insandım bu konuda. Altıncı his mi desek, bilemem ama baya kuvvetliydi. Ve nihayet karşıya geçiyordum. Bir trafik polisi olarak buna her zaman özen gösteren bir insan oldum. Muhteşem değil mi özel harekat sınavına uyanamadığım için geç kalıp trafik polisi oldum. Trajik bir hikaye. Yolları ezbere bilirdim, işin en zevkli tarafı ise trafik cezası. Kurala uymayana yapıştır cezayı, ama abartmadan.
Bizim mahalle esnafını selamlamadan işe gitmezdim. Onları selamlamadan gittiğimde ise o gün içinde ki işlerim yolunda gitmezdi. Annem gittikten sonra bakkal amcam, fırıncı teyzem pek bir destek oldular bana. Fırıncı dediğim canım Nermin teyzem, bakkal amcam ise canım Hayri amcam.Nermin teyzem her sabah olduğu gibi elinde ki simitle beni dükkanın önünde bekliyordu.
-Ilgın yavrum gel hadi simidini al birtanem.
-Geliyorum Nermin teyze.
-Yavrum benim ne güzel olmuşsun sen yine.
-Teşekkür ederim Hayri amcam, Nermin teyze ellerine sağlık mis gibi kokuyor simit.
-Bu kadın ile kırk yıllık evliyim ılgın, ben bile böyle ilgi görmüyorum..
-Hayri !
-Tamam hanım.
-Güzellikler kendinize iyi bakın! :)
Ah ah, bunlar benim için her gün böyle tatlı tatlı atışırlar, ama birbirlerine olan aşkları daha dün gibidir. Her sabah Nermin teyzem 'in simidinden yemeden, Hayri amcamın da tatlı fırçalarını duymadan işe gitmem.
Benim her günüm böyle geçer. Onların bu tatlı atışmasına, birbirlerine olan aşklarına hep gıpta ile bakarım. Tabi annem ve babamın aşkı da buna dahil. Geceleri de yatmadan önce babam her gün annemle olan aşkından bir kesit anlatır.
