1994... İnsanlar kayboluyor. Arka arkaya iki küçük kızın kayboluşu Dublin adının en büyük insanlık dışı olaylarıyla sonuçlanmaya devam ediyor. Ölüm, kimi için hayallerin bitişi, kimi içi kurtuluş...
Havadis hemen yayılmıştı. Olay yeri inceleme şeridi çekilmişti, insanların ürpertili ve meraklı gözlerle çöp konteynırından çıkan çürümüş ceset parçalarına bakıyorlardı. Polis kalabalığı uzaklaştırmak için elinden gerekeni yapıyordu. Komiser çöpçünün ifadesini almak için yaklaştı.
Çöpçü bildiklerini anlatıyor: Mesai saatleri. Her sabah olduğu gibi bu sabah da çöp konteynırlarını boşaltıyorduk. Fakat bu sefer şaşıra kaldık ve hemen aradık.
Herkesten ayrı sesler yükseliyordu: Şerefsizler! Hangi vicdansız yapar? Dışarıya çıkamaz olduk. Bitsin kötü günler... Ekibin üzerine yürüyen esnaf ve vatandaşlar sakinleşeceğe hiç benzemiyordu. Adli tıp uzmanı ceset parçalarını dikkatle inceliyordu.
"Tahminimce aylar önce öldürülen küçük kızları ln ceset parçaları" dedi adli tıp uzmanı, sarı şeridi kaldırdıktan sonra.
"Nedensiz bir şekilde öldürülen genç kızlar ve çevreye bırakılan iğrenç cesetler" diye araya girdi komiser.
"Ayrıca" dedi emniyet müdürü, götürülen ceset parçalarına göz atarak devam etti "Farkındaysanı ayakları ve kafası olmayan cesetler. Görüşüm şu ki her şeye hazırlıklı olmalıyız, eminim ki bunları da başka yerlere atar."
Ekibin ve savcının akıl sır erdiremediği vahşetler... Kafalarında takılı kalan o sorular:Maktûller neden ölüyordu? Katil geride kalan ayakları ve kafaları, ne yapıyordu?
