Bilim Kurgu- Fantastik konusunda umut vaad eden kapağımın yaratıcısı, Auralorina 'ya sevgilerle,
NP: Game of Thrones - The Wars To Come
Ölüm güzeldir, bir uğur için can verildiğinde.
"Elbet bir bildiği var bu çocukların; öyle kolay değil genç yaşta ölmek."
VİMATEM – 2947
Nüfus; 28, 973,912
"Nevra?"
Adımın kulağımda yankılanışı ve boğazımdan canımı acıtarak kayıp giden soğuk hava hala canlı olduğumu hatırlattı. Göğsümün ortasında ki yük hırıltılı bir nefes almamı sağlarken sırtımın yapıştığı ıslak toprak zeminden rahatsız olmuşçasına kıpırdanmak istedim.
Yapamadım.
Sakin ol, hayattasın Nevra.
Issız bir ormanın karanlığına hapsolmuştum. Karanlık nasıl olduğundan daha karanlık olabilirdi ki? Ancak yıldızlar gökyüzünü terkettiğinde. Ben karanlıktan daha karanlık, çalılarla dolu ölü bir ormanın içindeydim. Karanlık olan bu orman mıydı yoksa karanlık gören benim gözlerim miydi? Karanlığın içinden gelen hışırtılar bakışlarımın keskinleşmesine sebep oldu. Ormanın karanlığına meydan okuyacak kadar mavi olan gözlerim görebildiğinin daha ötesini görmek için çabalıyordu fakat kirlenip keçeleşmiş olan saçlarım yüzüme dökülmüştü bu görüş açımı kısıtlıyordu. Gördüğüm şeyin karanlık bir gökyüzü olduğunu idrak etmem birkaç saniye sürmüştü. Sırtım ıslak bir zemine yaslıydı, nasıl ayakta olacağımı düşünmüştüm ki? Gökyüzüne bakıp gözlerimi kapadım, birileri gökyüzünden yıldızları çalmış olmalıydı.
"Nevra?" Zihnimin içinde ki ıssız ormanda yankılanan sese cevap vermek istemiştim. Burada birileri vardı, karanlığın içinde yalnız değildim. Benim için hala umut vardı. Susuzluktan kurumaya yüz tutmuş, canımı yakan dudaklarımı aralamak için çabaladığımda karanlığın içinden çıkıp gelmiş güçlü kolların dudaklarını mühürlediğimi hissettim, dudaklarımın mühürlenmesi; mührü kırmama engel değildi. Dudaklarıma mühürlenmiş elleri söküp atmak için ellerimi hareket ettirmek istedim, görünmez bir şeyler kollarımı prangalara vurmuştu sanki. Görünür de ne bir zincir vardı ne bir el fakat ellerim olduğu yerden bir santim kımıldamıyordu. Boğazımdan dökülen hırıltı; avlanmak üzere olan bir avın, avcısına karşı son çırpınışları gibiydi. Dudaklarımdan kelimelerin dökülmesi için çabaladım, fakat birilerinin habersizce bıraktığı o mühür, o dört harflik kelimenin dudaklarımdan dökülmesine izin vermiyordu.
Issız bir yerdeydim, karanlığın koynundaydım. Birileri zihnimi ele geçirmişti, birileri bedenimin kontrolünü ele almış hiçbir şey yapmama izin vermiyordu. Birilerinin bana hükmediyor olma düşüncesi beni dehşete düşürdüğünde, çırpınmak istedim, fakat çırpınamıyordum. Ruhum küçük ve hareket etmesi imkansız kılınmış bir bedende sıkışmış gibiydi sanki. Karanlığın görünmeyen elleri, tüm bedenimi gecenin içine mühürlemişti. Görebildiğim gözümün ötesinin alabildiği tek şey ıssız ve karanlık bir ormanın üzerine örtü misali çekilmiş karanlık bir gökyüzünden ibaretti.
Aldığım her nefeste boğazımdan aşağı kayan gecenin armağan ettiği bir soğukluk vardı. Her soluğumda bir tutam soğukluk boğazımda tıkılıp kalıp canımı yakıyordu. Boğazımda acı bir tat bırakan soğukluğun geçmesi adına seslice yutkundum. Gece o kadar ıssızdı ki aldığım kesik nefeslerin hırıltısını derinden hissediyordum. Sanki duyduğum her hışırtı, her adım sesi her uğultu çevreden değil de zihnimin içinden geliyordu.
Görünmeyen ellerin esaretinden kendimi kurtarmak için çırpınmayı denedim fakat bana bahşedilen birkaç kasılmadan fazlası değildi. tıpkı gecenin armağanı olan soğuk havanın canımı yakması gibi bu canımı yakıyordu. Göğsümden sesli bir hırıltı yükseldi. Hala hayattasın, Nevra.
"Unutma, acı seni canlı kılar, Nevra." Bu ses nereden geliyordu? Sanki birileri zihnimin içinde bana fısıldıyordu, bu ses dışarıdan değildi. Karanlığın güçlü kollarından kurtulup sese bir cevap vermek istedim. Düşünceler zihnimin içinden bir bir akıp gidiyordu. Kimsin sen?
"Yol göstericinim, Nevra."
Konuşamadığımın farkındaydım, hareket edemediğimin farkındaydım. Zihnimin içinden akıp giden düşünceleri duyuyor muydu yani? Karanlığın pençelerinin ruhuma takıldığını hissettim, boğazım düğümlendi. Bu ıssız ormana bir anda bastıran yağmur toprağa sert damlalar halinde serptikçe çamurlaşan yağmur damlaları yüzüme çarpıyordu. Yüzüm toprak içinde kalmış olmalıydı, saçlarım yağmurun çamur haline getirdiği kirli bir toprağın içinde yüzüyordu, kafatasımdan ıslak ve soğuk zemine yayılan sıcaklığı hissediyordum.
Konuşamıyordum, hareket edemiyordum yapabildiğim tek şey düşünmekti. Bana ne olmuştu böyle? Gittikçe şiddetlenen yağmurun bıraktığı koku ciğerlerime toprak dolduruluyormuş gibi hissetmeme sebep oldu. Sanki ben ölmüştüm ve birileri beni diri diri gömüyordu şu ıssız ormana. Yağmurun yumuşamasına sebep olduğu ayaz havadan bir soluk çektim içime, eskisi kadar canımı yakmıyordu yada alışmıştım.
Gözlerim gecenin karanlığında dolaştı, yıldızları çalınmış olan gökyüzüne baktıgözlerim, bakıyordum ama ufkumun görebildiğinin ötesi karanlık değildi.Kulağıma dolan yağmur suyu ve toprak algılarımın azalmasına sebep olduğundalanet okudum. Birileri beni buraya mühürlemişti ve ben buradan çıkamıyordum.Kahretsin Nevra, düşün Nevra, yapabilirsin Nevra.
Birilerinin elleri yoktu, birilerinin elleri dudaklarımı kapatmamıştı haladudaklarım hafifçe aralıydı ve arasından kayıp giden soğuk bir hava vardı.Ellerimi tutan kimse yoktu, sırtım ıslak çamurlu bir zemindeydi. Karanlık benmiydim yoksa? Beni esir düşüren ben miydim yoksa?
"Uyu," diye fısıldayan sese gözlerim itaat etti. Bedenim geceye yenik düşmüş vesoğuktan buz tutmuştu. Yüzüme çarpan yağmur damlalarına daha fazla direnmemekadına gözlerimi kapatıp yağmur damlalarının gözlerimi öpmesine izin verdim.
Zihnimin o ıssız koyunda, o sesi sanki kalbim benimle konuşuyormuşçasınayeniden duydum.
"Yaşamak," dedi. "Yaşamak eğer esir ediliş öykümüzse, ölüm bizimözgürlüğümüzdür."
Dudaklarımı öpen yağmur suyunun dudaklarımda bıraktığı o buruk aroma dilimetemas ettiğinde hala o karanlık ormanı hissedebildiğimi fark ettim. Dilim deizi kalan o buruk yağmur suyunun aroması, gözlerim kapandığında o ıssızormandan bana kalan tek şey oldu, duyduğum o son birkaç cümle hariç.
"Ölüm özgürlüğümüzse eğer, bize özgürlüğü sen getireceksin."
YOU ARE READING
VİMATEM
Science FictionBiliyordum ki o günden sonra; hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kalem kırılmıştı, fırça lekelenmişti, saat dönmekten vazgeçmemişti. Ve biliyordum ki ben geç kalmıştım.
