Ashton Irwin, tüm gücüyle yan masamda oturan Calum'a vurduğunda masadaki yemekler etrafa saçılmıştı.
''Derdin ne, Ashton?'' Calum kanayan burnunu tutarak haykırdığında korkmaya başlamıştım. Ders çoktan başlamıştı ve yemekhanede onları ayıracak kimse yoktu.
''Bu sefer kazanamayacaksın, Calum. Bu sefer kazanmana izin vermeyeceğim.''
Ashton bir defa daha Calum'ın gözüne vurduğunda oturduğum yerden kalktım ve onu ittim. Bunu hangi cesaretle yaptığımı biliyordum ama yemekhanede benden başka onu durduracak biri yoktu ve eğer Ashton'ı durdurmazsam ders bitene kadar Calum'u dövecekti.
Ashton neye uğradığını anlamayarak bana baktı. Calum da aynı şekilde bakınca boka battığımı anladım. Kendimi yerde bulmam da bunun en büyü kanıtıydı.
''Bana zarar vermen önemli değil, Ashton ama bir kıza şiddet uygulamana izin veremem.'' diyerek Ashton'ı çıkışa doğru itti. ''Şimdi git buradan.''
Calum yanıma gelip beni kaldırırken kapının sertçe kapandığını duydum.
''İyi misin?''
''Evet, sadece bacağım biraz acıdı ama önemli bir şey değil. Senin durumun nasıl?''
''Kaşlarım ve dudağım patladı, burnum kanıyor ama hey, hala ateşliyim.'' alaylı konuşmasına kıkırdadım.
''Hadi seni hemşireye götürelim.''
Calum ile revire doğru giderken yürümekte biraz zorlanıyordum. Kız gibi kıkırdayan bir çocuğun bu kadar güçlü olabileceği aklıma gelmezdi. "Seni neredeyse öldürecekti ve sen ona karşı koymadın bile."
"Çünkü, o Ashton. Hırsından gözü dönmüş olsa bile benim dostum."
"Bu gerçekten ilginç." diyerek hemşirenin odasına girdik. "Yani, senin canını yaktı ve sen ona karşılık vermedin."
Yüzünde buruk bir gülümseme belirdiğinde konuyu kurcalamamam gerektiğini anladım.
Hemşire beni görünce gözlerini devirdi. Haftada en az iki kere revire uğruyordum. Calum'u oturttu ve yaralarını temizlemeye başladı. Ben de koltuklardan birine oturdum ve pansumanın bitmesini bekledim. Aslında beklememe gerek yoktu ama Calum'u bu halde yalnız bırakmak istemiyordum. Hemşirenin yaralarına her dokunuşunda yüzünü buruşturuyordu. Canının yandığı belliydi. Ashton'a neden karşılık vermediğini bir türlü anlayamıyordum.
"İstersen sen de bacağına baktır."
Bacağım hala sızlıyordu ama birkaç saate geçeceğinden emindim.
"Önemli değil, geçti sayılır."
Calum gülümseyerek hemşireye teşekkür ettikten sonra koridora çıktık. Yeşil saçlı çocuk revirin önündeki koltukların birine oturmuş öfkeli bir şekilde mırıldanıyordu.
"Michael, kendi kendine konuşmaya mı başladın? Senin için endişeleniyorum."
Michael, hatırladığım kadarıyla edebiyat sınıfımdaydı. Yani okulda onun dışında renkli saçlı bir çocuk olmadığını göz önünde bulundurursak geçen hafta saçları kırmızı olan çocuk oydu.
"Ashton'ı doğrayacağım. Onu doğduğuna pişman edeceğim. O değerli raketini müsait bir yerlerine sokacağım."
Michael söylenmeye devam ederken Calum bıkkınca nefesini dışarıya verdi ve kafasını iki yana salladı.
"Onu tanıyorsun. Esip gürler ama sonunda pişman olur."
"Pek pişman olmuşa benzemiyor."
"Göreceksin, birkaç gün rahatsız bakışlarıyla bizi izleyecek. Gururuna yediremeyecek belki ama eminim ki bakışlarındaki pişmanlığı gizleyemeyecek."
"Pekala, saf çocuk. Sanırım seni tatlı düşünden uyandırmanın vakti geldi."
Michael'ın dediğini ikimiz de anlamayınca yemekhaneyi işaret etti. Calum omuz silkerek yemekhaneye doğru ilerledi. Peşlerinden gidip gitmemek arasında kaldığım sırada çantamı yemekhanede bıraktığımı hatırladım. Hızlı bir şekilde onları takip ederken bir anda durduklarında neredeyse Michael'a çarpacaktım.
"Bu mü-mümkün değil." Calum zorla ağzını açtığında baktığı tarafa baktım. Ashton'ın eli bir kızın belindeydi ve birbirlerinin gözlerinde kaybolmuş gibiydiler.
Her zamanki gibi çenemi kapalı tutamadım. "Sevdiğin kız mı?"
"Hayır, en yakın arkadaşım."
Calum kızgın bir şekilde bahçeye çıktığında yeni bir ikileme sürüklenmiştim. Sorduğum sorudan dolayı biraz suçlu hissediyordum. Ne yapmam gerektiğini sorgularcasına Michael'a baktım. Neyse ki bakışlarımı anlamıştı.
"Sanırım onu yalnız bırakmalıyız." diyerek gülümsedi.
Çantamın olduğu masaya oturdum. Hayatımda ilk defa dersi asmıştım ve başıma korkunç şeyler gelmişti. Michael da beni takip ederek karşıma oturdu. "Tebrik ederim. Finale çıkacakmışsın."
Okuldaki tenis turnuvasına katılmıştım ve yarı finalde rakibimi elemiştim. "Teşekkür ederim."
"Rakibinin kim olacağını biliyor musun?" Yarı final yarındı ve kazanan taraf benimle final oynayacaktı. "Diğer maç yarın oynanmayacak mı?"
"Evet."
"O zaman rakibimi bilme gibi bir şansım yok."
"Maçta Calum ve Ashton'ın oynayacağını hesaba katarsak bence rakibin belli." Calum yaralıydı ve öyle bir halde maça çıkması mümkün değildi. "Calum'un yaralanmasına sebep olan Ashton'dı. Bu hile sayılır."
Michael heyecanlı bir şekilde konuştu. "Onu diskalifiye ettirebiliriz."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
win or die || ashton irwin
Fanfiction''Kazan ya da öl, Rose. Çünkü, ben bir kaybedenle zamanımı harcamak istemiyorum.''
