HÇ/1. bölüm /Son

535 81 202
                                        


Yaralandım, belki de hâlâ yaralıydım. İyileşmeyecek bir kesikti. Sonsuza kadar benimle gelecek bir kesik. Eğer sonsuz yoksa , o zaman sona kadar gelirdi.

Hiçbir zaman açmak istemediğim gözlerimi yine açmak zorundaydım. Odama gün ışığı asla girmese de sabah olduğunu biliyordum. Omzuma , sırtıma veya kalbime yükleyecekleri tüm acıları her sabah göz kapaklarımın üstüne yüklüyorlardı. Kaldırmak adeta bir ölüm oluyordu. Hoş , ölüm olsa güzel olurdu.

Zor bela gözlerimi araladım. Her sabah , bir şekilde başarıyordum bunu.

Gri rengi ve berbat kasvetiyle beni boğan odamı yine görüyordum.

"Görmek istemiyorum seni."

diye fısıldadım acınası sesimle. Ruhumda hissettiğim iğrenç histen kurtulup , bir sabah olsun güzel uyanmayı bende dilerdim. Boğazımdaki düğümleri çözebilmek ve her an ağlama hissiyle dolmaktansa , gülmeyi isterdim herkes gibi. Aslında bende her zaman herkes gibi olmayı isterdim. Doğuştan yan rol olmaktansa , kendi hayatımda başrolü olabilmeyi isterdim. Gerçi herkes kendi hayatının başrolü değil miydi? Ya da kendi hayatımızdaki başrolü belirleyip , kendi rolümüzü de mi seçiyorduk?

Beynimde yine saçma ve boş düşüncelerimle boğuşuyordum. Bu bazen gereksiz geliyordu. Bazen de düşünmeden olmuyordu. Aslında boş , süslü lâflara gerek yoktu. Sadece dramatize yapıyordum ve bu hoşuma gidiyordu. Çünkü benim hayatım zaten bunun üzerine kurulu ve yazılıydı.

Aslında baktığım zaman yaptığım şeyler amaçsızdı. Gerçi birşey yapmıyordum ki.

Gerizekalının tekiydim işte.

Yatakta doğruldum ve ayaklarımı aşağıya sarkıttım.

"Yine sessizlik var. Kız çocuğu doğdu herhalde." deyip dalga geçtim kendimle. Halbuki tek yaşıyordum.

Yani evde tek kalıyordum. 'Yaşıyordum' deyip yalan söylemek istemiyordum. Yalanı , yalancıları kaldıramazdım.

Bazen yalan olduğunu bildiğiniz bazı şeylere inanırsınız. Tam inanmazsınız ama inanmak istersiniz. Doğru olsun istersiniz. Herkesin hayatında vardır böyle şeyleri.

Ayağa kalkıp salona doğru yürüdüm karşımda duran boy aynasından kendime baktım. Belime kadar uzanan saçlarım , kuş yuvasına dönmüştü resmen. Yeşil ve kahverenginin karışımı olan elâ gözlerim yine baygın bakıyordu. Uzun değildi kirpiklerim. Çok kalın veya ince olmayan sıradan dudaklarım ve düzgün bir burnum vardı.

"Çok çirkinsin" dedim ayna da yansıyan aslıma.

Mutfağa doğru yürüdüm ve ayağımın sendelemesiyle yeri öptüm.

Teşekkürler kaygan zemin , teşekkürler bana çelme takmaktan bıkmayan hayat!

Hâlâ yerde yatarken başıma feci bir ağrı girmişti.

"Burda kalıp ölümü bekleyeceğim."

Belki beş , belki on dakika  sonra sıkılıp ayağa kalktım tekrar.

Ayaklarımı sürte sürte dolabın yanına kadar ulaşabildim ve kendime bir şeyler hazırlayıp yedim. Sonra dişlerimi fırçaladım ve ne yapacağımı düşünmeye başladım.

Berbat bir 11. sınıf geçirmiştim ve okulun bitmiş olmasına şükrediyordum. Yaz tatilimde iyi geçmiyordu ama en azından etrafım yılan insanlarla dolu değildi. Çıkar arkadaşlıkları... Yalan sevgileri...

Bunları sonradan fark etmiş olsam da fark etmiştim sonuçta.

Ama hâlâ bir sorun vardı. Ben ne olursa olsun , hâlâ onları çok seviyordum. Hani dedim ya bazen yalan olduğunu bildiğiniz şeylere inanırsınız , inanmak istersiniz. Sizi kullandıklarını bile bile , yine de sevdiklerine inanırsınız. Kendinizi kandırırsınız.

Yine düşüncelere dalmıştım. Her zaman olduğu gibi...

Akşamüstüne kadar evde oyalandım. Bugün de böyle bomboş geçmişti.

Bu en sevdiğim saatti. Hava tam kararmamış , güneş batmaya durmuştu. En sevdiğim saat ve hava. Yaz mevsimini sevmez değildim ama kış her zaman favorimdi.

Üzerime şort giyindim ve parmak arası terliklerimi giyip telefonuma kulaklığımı taktım.

Sahil kenarına koşarak gittim ve orda yürümeye başladım yavaşça.

Yüzyüzeyken Konuşuruz -Benimle Kayboldun çalıyordu
Bu şarkıyı bir ara unutmuştum ama sonradan aklıma gelince dinlemeye devam etmiştim.

Unutulmak derken ;

Kimse unutulmayı sevmezdi. Ben , unutulmuştum. O kadar anım olan insanların beni unutmuş olması üzüyordu. Halbuki ben onlardan uzak bile olsam onları kalbimde yaşatmıştım. Ben onların çıkarlarını bilmeme rağmen onlara inanmıştım. İnanmak istemiştim. "Sen" dediği zaman son günümde , gözlerinde yalan olduğunu fark edememiştim. İnanmak istemiştim ona.

Kulaklarımda çalan şarkı yerini Naz Ölçal - Yoksun ' a bırakmıştı.

"Yoksun, olmadın da."

Hiç olmamıştı aslında. Hiç bir zaman olmamıştı. Şimdiye kadar olmadığı gibi şimdiden sonra da olmayacaktı. Sorun , olmaması değildi. Olmuş gibi yapmasıydı. Sevmemesi değildi beni üzen , seviyormuş gibi yapmasıydı. Zaten kırık olan bir kızı etkilemek kolaydır. Ona karşı yaptığınız en ufak güzel bir harekette bile sizi tutunacak dalı olarak görür.

Bu hep böyledir.

Yavaş adımlarımla ilerliyordum. Gökyüzü dünden bayattı. Pamuk şekerin renginde olan gökyüzü beni gördüğünde siyah oluyordu. Umutlan geçecek , umut güzeldir , umut güneştedir , umut güneştir.

Özlemediğimi sandım ama içimde acıyan bir şeyler vardı. Geceler boyu gözlerim şişene dek ağladım. Ama artık ağlamıyorum. Yoruldum. Bıktım.

Geçti mi? Geçmedi.

En umutsuz olduğun yerdesin. Kafanı bir yerlere dayamış , bir şeyleri dinliyorsun. Kendinden başka her şeyi dinledin. Tekrar şaşırdın , tekrar ağladın. Tekrar dinledin. Geçer dedin ama geçmedi.

Çok yedin , hiç yemedin. Çok uyudun , hiç uyumadın. Pencereden baktın , oyalandın. Birazcık bayatladı numaraların. Az okudun , sonra çok okudun. Çok yazdın , çok fazla yazdın. Hem ona , hem insanlara , hem kendine yazdın. İnsanları anlattın. İnsanları dinlettin. Onlara kızdın , ağladın , yalnız kaldın.

Dövündün , bağırdın , dalga geçtiler ama sen durmadın. En yakınını , en uzağını , en tehlikeli olanını seçtin. Umutlandın , umutsuzluğa kapıldın. "Beni yalnız bırakın" da dedin. "Müsaitsen arayabilir miyim" de dedin. Geçti sandın ama geçmedi. Ağlamadığını sandın ama gözlerin doldu.

Anlamlandıramadın , anlamlandırdın. Konduramadın , kondurdun ama yakıştıramadın kendine.. Unuttum dedin , ama unuttum deyince hatırladın. Hatırlayınca kanattın kendini. Hatırladın , anılara sığındın. Milyonlarca kez hatırladın, sonsuz kere ağladın. Kokuları unuttun , anıları sevdin. Sesleri unuttun. Fotoğraflardan yoruldun. Çok kızınca bağırdın. Bağırdığında sesini beğenmediğinden midir nedir? Konuşmak istemedin. Sonra baktın , umutlandın. Dayanamadın ama eve gidince tekrar ağladın. Öğrendin , gördün. Kaçırdın , kaçındın. Tekrardan yapmadın. Tekrardan kanmadın. Hâlâ dirisin. Dinlemedin , okumadın , izlemedin. Fotoğrafları sevmedin.

Anıları unuttun.

Anıları unutunca korktun. Hatırlayamadığın şeyleri özledin.

Kokuları , sesleri , ellerini unuttun. Kirpiklerini ve gözlerini. Saçları silindi sözleri yok. Elleri gitti. Soyutladın , soyutlandın , soyutlattın kendini.

Geçti mi? Geçmedi.

Geçer dediler onların ki geçmiş. Tarihleri unuttun. Saatlerden bir habersin. Şarkıların yok oldu. Omuzları yok , hava sisliydi. O yoktu. Varmış gibi yaptı. Sonra şarkılar geri geldi. Sözleri hiç yoktu. Müziğe küstün edebiyata  küstün. Çok ayıp ettin. Birisi gelsin de sana sevdirsin diye bekliyorsun. Çok beklersin.

Ha birde her bitiş , bir başlangıç degildir. Ve tarih , sadece mutsuzları yazar.

HAYATTAN ÇEVRİMDIŞIHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora