Çocuk, o her zamanki soğukkanlı tavrıyla ceketini giydi. Ceketinin kapşonunu başına geçirdi ve kulaklığını taktı. Kaçmak istiyordu. İnsanlardan, onların saçma tavırlarından, endişelerinden, mutluluklarından hüzünlerinden. Sahteydi çünkü hepsi. Sevemezdi onlar. Canları yanmazdı onların. Onlar sadece kendini düşünürdü. Çocuk ise bu sahte duygulardan arınmıştı odaklandığı tek şey ölümdü. Ölünce geçecekti nasıl olsa. Bitecekti. Ona göre ölüm sadece insanın kalbi durması değildi. Ölü ruhların, kalbi atan cesetlere konmasıydı ölüm.
Fakat kız tam tersiydi. Umutları vardı. Yarınları vardı. Ve hayattan keyif almaya bakıyordu. Gözlerine gelen, şelale gibi uzanan saçlarını aldı ve nazik bir şekilde savurdu. Aynaya bakıp o sıcak gülümsemesinden patlattı. Ve evet. Bu kadar kolaydı mutlu olmak. Saatlerce ağlasanız bile aynaya geçecektiniz, ve gülecektiniz. Çünkü ölüm vardı. Mühim olan çok yaşamak değil mutlu olmaktı.
Çocuk okula girdi. Ve ona bakıp gülümseyenlerin yüzüne bile bakmadı. Bu okulda ilk günüydü. Ve kimseyle arkadaş olmak istemiyordu. Kimseyi istemiyordu. Memnundu halinden. O yalnız değildi, tek başınaydı. Kız okula girdiği anda gördüğü herkese gülümsedi. Tanımıyordu onları, ama onlarla arkadaş olacaktı bir gün. Belki bazılarıyla çok yakın olacaktı her şeyini anlatacaktı. Belki bazılarıyla kavga edecekti. 4 yılı vardı burada. Ve herkese iyi yaklaşmak istiyordu. Yeni yapılmıştı bu lise. Şanslıydı bu yüzden. Onu ezecek büyükler yoktu. Okulun ilk mezunlarından olacaktı. Ve bu bile mutlu hissettirmeye yetiyordu. Altındaki etekle hızlı yürümesi onu bile şaşırtmıştı. Sırada toplandılar. Öğretmenler gidecekleri sınıfları söylediler. Ve herkes sınıflarına dağıldı. İlk dersin başlamasına yarım saat vardı. Kız sınıfına girdi. En öne oturdu. Dikkat çekmeyi seven biriydi. Çocuksa sınıfa girdiğinde hiç kimsenin yüzüne bakmadan en arka sıraya geçti. Kimseyle göz göze gelmek istemiyordu. Ve biliyordu ki her iyiliğin arkasında bir çıkar vardır. Kız, en arkada oturan siyahlara bürünmüş kapşonlu çocuğa baktı. Kafasını duvara yaslamıştı. Kulağındaki kulaklıktan çıkan hoş melodileri dinliyordu. Gözleri kapalıydı. Yüzündeki en ufak mimik oynamıyordu. İfadesiz, hissizdi. Bir problemi olduğunu düşündü, sevgilisinden ayrılmıştı annesiyle kavga etmişti. Aklına gelen seçenekleri düşünerek merakını bastırdı. Fakat yapamıyordu. Gözü hep o çocuğa kayıyordu. Mutsuzdu çünkü. Belkide birilerinin gelip onu anlamasını istiyordu. Kalkıp yanına gitti çocuğun. Yanındaki boş sıraya oturdu. Kulağındaki kulaklığı çekti gülümsedi. 'Nasılsın?' dedi. Çocuk kızın elindeki kulaklığa odaklanmıştı. Ellerindeki kulaklığı aldı ve tekrar taktı. Kızın yüzündeki gülümseme yerini merakla bakan gözler almıştı. Tekrar kulaklığı çıkardı. 'Bir problemin mi var?' dedi. Çocuk bir iç geçirdi ve siyah gözlerini kızın yeşil gözlerine odakladı. İlk defa böyle bir renk tonu görüyordu. Şaşkındı. Ama anlayamazdı kimse ne hissettiğini. Donuk bakışlarla kıza bakmaya devam etti. 'Seni ilgilendirmez.' dedi ve elindeki kulaklığı tekrar aldı. Tam kulağına takacakken kız elini tuttu. 'Peki. Adın ne o zaman, bu beni ilgilendirir değil mi?' dedi ve gülümsedi. Çocuk gözlerini karşıya kitledi. Sınıf dolabına bakarken 'Pek sanmıyorum.' dedi. Kızın yüzündeki gülümseme solmuştu yine. Gözlerini kıza çevirdi. Yüzündeki gülümsemenin gittiğini görünce bir tuhaf hissetti kendini. Ama yalandı buda. Biliyordu diğer insanların sahte hislerinden biriydi. Oturduğu yerden kalktı ve duvar kenarına geçti. Çantasıyla yanını doldurdu. Kulaklığını taktı ve gözlerini yumdu. Kendini müziğe teslim etti. Müziğe sığındı. Yoktu çünkü sığınacak kimsesi. Kızsa sıkıntıyla nefesini dışarı üfledi. Oturduğu yerden kalkarak tekrar en öne geçti. Yüzünü ellerinin arasına alarak öğretmenin gelmesini bekledi. Ve nihayet! Gelmişti öğretmen. Altındaki kalem etek, üzerindeki beyaz gömlek ve gözlükleriyle çok resmiydi. Öğrenciler ayağa kalktı. Çocuk kulaklığını çantasına koydu ve ayağa kalktı. Kız ona baktı ve tekrar öğretmenine döndü. Ve yine gülümsedi. Çünkü o gülmek varken, mutlu olmak varken hüznü hayatına sokmuyordu. Öğretmen öğrencilerin yüzlerini inceledi günaydın faslından sonra öğrencileri oturttu. Ve listeden isimleri okumaya başladı. 'Toygar Küçük' dediğinde elini kaldırdı o en arkadaki çocuk. Kız yeşil gözlerini büyülterek ona baktı. Tanışma falı nihayet bittiğinde zil çalmıştı. Toygar, ayağa kalktı ve kapıya doğru yürümeye başladı. Kız hemen pencereye koştu. Toygar kantine girmiş bir masaya oturmuştu. Bir şeyler karalıyordu. Kız sırtını duvara yasladı ve karşıya baktı. Yeşil gözlerini kıstı, 'Çözeceğim seni oğlum.' dedi ve bir hışım sınıftan çıktı. Aşağıya Toygar'ın yanına gitti. Yanındaki sandalyeye oturdu. Toygar önce başını kaldırıp baktı daha sonra önündeki kağıda geri döndü ve karalamaya devam etti. 'Ben Devrim. Memnun oldum.' dedi. Toygar kalemi bırakıp geriye yaslandı. Kollarını göğsünde birleştirdi. O yeşil gözlere tekrar baktı. Ve kağıdını kalemini aldı. Giderken arkasını döndü, 'Aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama söylemek istediğim bir şey var. Lütfen peşimi bırak.' dedi ve gitti. Yine kırmıştı umudunu. Fakat yarın vardı. Yarın her zaman vardır. Ta ki ölüm gelene dek.
Merhabaa! Bu benim yazacağım ilk kitabımdaki ilk bölüm. Umarım ortaya iyi bir şeyler çıkar. Yaptığım ufak hatalar olabilir. Hoş görmenizi ümit ediyorum. İlerleyen zamanlarda telafi edeceğimi düşünüyorum. Daha fazla uzatmadan hepinize iyi okumalar diliyorum.
ESTÁS LEYENDO
Araf
De TodoYaşam ve Ölüm birbirlerine aşık olmuşlar. Hem de kelimelerin kifayetsiz kalacağı uzun bir süre boyunca. Yaşam Ölüme sayısız hediyeler göndermiş. Ve Ölüm onları sonsuza dek saklamış. Ama ne olursa olsun kaçamayacakları tek şey varmış; zaman.
