"Bayım , sakin olun ve bana ne gördüğünüzü tek tek anlatın."
"Bakın Profesör, ben ne gördüğümünden emin değilim."
Biraz soluklandı ve devam etti.
"Evimde kendimi rahatsız eden bir şeyler var. Birilerinin evime beni huzursuz etmek için bazı notlar bıraktığını ,benimle dalga geçtiğini görüyorum. İnsanlar sanki bana yiyecekmiş gibi bakıyorlar. Hem... hem ben bunca olay yaşanmış olmasaydı işinden olmayacaktım."
Profesör ayağa kalktı.Jack çok eski bir arkadaşıydı ve zor durumda kalmadıkça onunla konuşmaz ,dertlerinden bahsetmezdi. Yalan söylediğini düşünmüyordu. Jack dürüst bir adamdı ve yıllardır yaşadığı kimlik bunalımı artık halüsinasyonlara neden oluyordu.Masasına döndü. Ve her hastasına yönelttiği soruları sormaya başladı.
"Peki bu durum ne kadar zamandır sürüyor?"
"Bilmiyorum. Hiç bu kadar korkarak evime gitmemiştim. Aslında bunu bana kim yapabilir ki ? Ben yalnız yaşayan zararsız bir adamım ."
Aniden bir ses yükseldi.Kliniğin duvarlarında tiz bir ses yankılandı. Her ikisi de konuşmaya ara verdiler ve profesör Richard, jack'ten izin isteyerek koridora çıktı.
Richard sesin geldiği yöne doğru yürüyünce terapi odasının girişinde büyük bir kalabalık olduğunu gördü. Kalabalığının arasından geçti. İçeri girdiğinde kendini kötü hissetmesine neden olacağı manzarayla karsılaştı . Yatağın üzerinde bir cansız bir kadın bedeni yatıyordu. Üstündeki yeşil ameliyat önlüğütamamenkanlar içersindeydi.Yanı başında iki hemşire vardı. Biri gördüğü manzara karşısında dona kalmış, ayakta öylece duruyor, diğeri sandalyeye oturmuş ağlıyordu. Ayakta duran hemşirenin elinde tutuğu bir tepsi vardı.
Richard hemşireye doğru yöneldi ve elinde tuttuğu tepsiyi aldı. Tepsi kan lekeleriyle doluydu. İçinde ise bir zarf, bir neşter ve kahvaltılık yiyecekler bulunuyordu. Kadın büyük ihtimalle kendisini neşterle kesmişti. Ama niye böyle bir şeye kalkışmış olsun ki ? Hem de terapi odasında...
Zarfı eline aldı ve kanlar içindeki zarfın üstündeki yazıyı okumaya çalıştı. Zarfı açıp cam kenarına doğru yürüdü. Her iki hemşireyle de emredercesine konuşmaya başladı.
''Hadi ne bekliyorsunuz? Kendinize geldiğinizde bu konu hakkında konuşucağız.''
İki hemşire, hala şok içindeydi. Profesörün söylediklerini dakikalar sonra anlayabilmiş, ve korku içerisinde odayı terk etmişlerdi. Kendilerini izleyen kalabalığın arasından zorlukla çıktılar.
Richard elindeki zarfın içinden bir fotoğraf çıkardı. Fotoğraf yıpranmıştı ve çok eskiydi. Bu siyah beyaz fotoğraf karesine dikkatli bir şekilde baktı. Bir kadın ve iki çocuk yer alıyordu . Üstlerindeki kıyafetlere bakılırsa Alaska yerlileri olmalıydılar. İki çocuk kameraya sanki şeytani bir gülümsemeyle poz vermiş , fotoğrafı çeken kişiyle dalga geçiyor gibiydiler. Küçük bir kar birikintisinin üzerinde oturmuşlardı. Yanlarında bir kova dolusu balık vardı. Yanlarındaki kadın da balıklar ve çocuklar arasında yer alıyordu. Kadın, çocuklar kadar özgüvenle değil sanki kameradan rahatsız olmuşcasına bir tavır sergiliyordu. Başını üstündeki kurt kürkünün içerisine doğru çekmişti. Kürkü içerisinden aşağıya doğru sarkan siyah saçları olmasaydı, onun erkek sanılması muhtemeldi.
Resmin arkasını çevirdi. Bir not yazılıydı.Sanki yazmayı yeni öğrenmiş birininin yazısı kadar okunaksızdı. Yazıyı zorla okumaya çalıştı.
''Bir gün mutlaka haberci gelecek.
Herkesin dünyası değişecek.
Sadece bu günaha tanık olanlar ölücek.
Ve günahı işlemeye hevesli olanlar''
Profesör arkasını döndü ve cesede baktı. Kadının boğazı boydan boya kesilmişti. Kadına yaklaştı. Ona acıyarak bakıyordu. Açık kalan gözlerini kapadı. Kesilen kısma daha dikkatli baktığında kanın pıhtılaşmaya başladığını gördü. Bu da demek oluyordu ki kadın 5 dakika öncesine kadar yaşıyordu.
Kalabalığı susturmak için odadan dışarıya çıktı. Ama ne söylediyse onların endişe içindeki, korkunç suratlarında sakinleştiklerine dair bir iz yoktu. Bir an başını asansöre doğru çevirdiğinde jack'in çoktan asansör kabinine bindigini gördü.
...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Görünmeyen
FantastikBazı şeyleri tanımak isterken, onun denizinde boğulursun. İşte bu da bir boğulma hikayesi...
