En kusursuz cinayet,birinin yaşama sevincini öldürmekti.
İçimde yaşama sevincinden bir kırıntı bile kalmamışken,gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle sildim.
Yürüyordum soğukta. Saçlarıma tutunan yağmur damlalarından bazıları ellerime düşerken,dondurucu soğuğu tam içimde hissetmiştim. Soğuk,yakıyordu bedenimi adeta. Babamın sesi gelince hızla koşmaya başladım.
Yaşadığım herşeyden,buradan uzaklaşarak kurtulacakmışım gibi geliyordu. Koştum,koştum,koştum...
Ayaklarım bedenimi taşımayı reddedene kadar koştum. Telefonuma baktığımda çekmiyordu. Kaybolmuştum ama bu umrumda değildi. Umrumda olan tek şey babama olan nefretimdi. O annemi aldatmıştı. Bizim yuvamızda annemi aldatmıştı. İşte şu an bu,çok ağrıma gidiyordu. Bunu idrak etmek çok ağrıma gidiyordu.
Ağaçtan destek alıp gölge alana oturdum. Havanın soğukluğu kasıklarımdan girerek tüm bedenimi titretmişti. Birbirine çarpan dişlerimi engellemek adına dudaklarımı birbirine bastırdım.O adamın evine gitmektense burada donarak ölmeyi tercih ederdim.
İnsan hep bekler;
Hafta boyunca cuma gününü,yıl boyunca yaz tatilini,ömür boyunca mutluluğu...
Ama ben bundan vazgeçmiştim. Beklemekten yorulmuştum.
Bedenime soğuk hava dalgası işler
ken ellerimi ısınmak için birbirine sürttüm.Biliyordum. Donmamak için uyumamam lazımdı ama ben,ölmek bu dünyadan gitmek istiyordum. Bedenim yavaş yavaş hissizleşirken,göz kapaklarımı kapatıp uyuyarak ölmeyi bekleyecektim. Yakından gelen tok ayak sesleri kulağımın içine dolarken refleks olarak ayağa hızlıca kalktım. Bu konuda gücü nasıl bulduğum hakkında en ufak bir fikrim olmazken,aynı zamanda ezilen kurumuş yaprakların sesini kimin çıkardığını merak ediyordum. Gövdemi ağaca yasladım ve hafifçe eğildim. İleri baktığımda görünürde kimse yoktu. Bedenimi ağaca yaslayıp ağacın etrafında yavaşça döndüm. Ses çıkarmamaya özen göstersem de ezilen yaprakların sesi düşüncelerime zıt olacak şekilde ortama göre fazla yüksek ses çıkarıyordu. Homurdandım ve ileriye doğru baktım. Görünürde hâla kimse yoktu. Tabi benim görebildiğim kadarında. Aynı ayak seslerini duyduğumda neredeyse çığlık atacaktım. Çığlık atmamak için elimi ağızıma bastırdım ve sakinleşmeye çalıştım. Ses giderek yaklaşıyordu. Gün yüzüne çıkmayı bekleneyen korkularım da. Babamdan korkuyordum. Yaptıklarından,herşeyinden,bütün olarak ondan korkuyordum. Suratını,sesini,görmek veya işitmek istediğimden emin değildim. Güçlü bir kız değildim. Olamayacaktım da. Baştan beri böyleydi zaten. Hayatımın başından beri. Hep korkak sessiz kız olmuştum ve güçlü kızı oynamaktan yorulmuştum. Odamda sessizce ağlamaktan hıçkırıklarımın dudaklarımın arasından çıkmasını engellemekten yorulmuştum. Kısacası hayattan yorulmuştum. Herşeyden...yaşama sevinci diye bir şey yoktu zaten. Hissizdim. Hiçbirşey hissedemiyordum. Nefret dışında. Üzüntü de hissetmiyordum çünkü yanaklarımdan süzülen yaşların tek sebebi öfkemdi,nefretimdi.
Yaklaşan sesler kulaklarıma tekrardan dolarken nefesimin sesinin çıkmamasına özen gösteriyordum. Sesler yaklaşırken başımı yukarı kaldırdım. Çığlık atacakken ağzımı sertçe kapatan ellerin sahibine bakıyordum. Onu tanımıyordum ama şu an tanıyacak olsam da olmasam da katilim olacağı kesindi. İşaret parmağını dudaklarıma bastırdı ve sessiz olmam gerektiğini söyledi. Onun dediklerinin aksine merakla soru sordum. Korkuyla karışık merakla.
"Kimsin?" Parmağını dudağımdan çekip kafasını bana zıt yönde çevirerek gözlerimi gözlerinden çekti. "Bu seni şu an için hiç ilgilendirmez." Kolumdan tutup sürüklerken kolumu kurtarmaya çalışıyordum ama bu imkânsız gibi görünüyordu. Sonunda beni sürüklemesini engellediğimde bir hışımla kolumu da kurtardım. "Seni tanımıyorum ve sen beni sürüklemiş bir yere götürmeye çalışıyorsun. Beni böyle sürükleyemezsin." Bu cümleleri sarf etmek yerine şu an koşuyor olabilirdim ama yakalanacağım kesindi bu yüzden buna yeltenmedim bile. "Seni istediğim yere götürebilirim kim olduğumu bilmiyorsun. Şimdi kapa çeneni ve şu arabaya bin." Kabaca beni arabanın içine ittirdiğinde bacağımın acısıyla inledim. Arabanın önünden dolaşıp gelirken yüzümü ekşittim. Arabaya bindiğinde gazı kökledi. Telefonu çaldığında bir hışımla telefonunu aldı. Belli ki benim görmemem gereken birşeyler dönüyordu. Şu an sinirden ağlayabilirdim. Gözlerim yanıyordu ama ben göz yaşlarımı salmamak için direniyordum. Bu ne kadar sürerdi bilmiyordum. Katilimin bana dikkatlice baktığını görünce rahatsız olup koltukta düzeldim. Çok rahatsız edici birşeydi bir insanın sizi bu kadar dikkatli incelemesi. Gözlerimi ona çevirecek cesareti bulduğumda onun da benim gözlerimin içine bakması uzun sürmedi. "Kimsin?" Diye soruyu tekrarladığımda gözlerini üzerimden çekti. "Bunu öğrenince ne değişicek hayatında? Sadece babanın çalışanıyım. Senin yaşında olup da hâla bu kadar yaramazını görmemiştim."dediğinde gözlerimi devirdim. "Çıkıcak." Anlamayarak başımı iki yana salladığımda açıklama yapmak için dudaklarını araladı. "Gözlerin yerinden çıkacak." Tekrardan ama bu sefer bilerek gözlerimi devirdiğimde dudağı yukarıya doğru kıvrıldı. "Komik olduğunu sanmıyorum." Bakışlarını tekrar bana yönelttiğinde "Şımarık!" Dedi ve yüzünü buruşturdu. Çocuk gibi "Şımarıksın,değilsin" kavgalarına bulaşmamak için ağzımı kapadım. O da önüne döndüğünde sıkıntıyla nefesimi dışarı üfledim. O adamdan kurtulamayacaktım. Bir de arkama adamını takmıştı pis herif! Ondan nefret ediyordum! Düşünceler beynimde baş ağrısı etkisi yaratırken içimden sonsuz bir uykuya dalmak istediğim geçti. Ama bunu yapamazdım. Çünkü korkağın tekiydim! Yanımdaki gerizekâlı bile daha cesurdu. Babamın yanında çalışabilecek kadar cesur. Babam ondan birisini gebertmesini bile isteyebilirdi. Lanet olsun! Hangi cehennemdeydim ben!?
Araba durduğunda kafamı kaldırıp nerede olduğumuza dahi bakmadım. Çünkü umrumda değildi. Benim için her yer cehennemdi. Yanımdaki çocuk arabadan indiğinde kafamı kaldırdım ve nerede olduğumuzu aynı zamanda çocuğun nereye gittiğini anlamaya çalıştım. Bir dağın tepesindeydik ve bu da bizim eve gitmediğimizin göstergesiydi. Aynı zamanda o çocukta telefonda birisiyle görüşüyordu.Tekrar arabaya bindiğinde ona doğru döndüm. "Neredeyiz?" Bana acıyaran gözlerle baktı. "Bak,bu nasıl söylenir cidden bilmiyorum ama..." devam etmesi için kafamla onayladım. "Baban...baban senin annenle bir daha görüşmeni istemiyor. Yani öldüğünü zannetmesini sağlayacak." Bir küfür mırıldandığında gözlerimin dolduğunu hissettim. Babamdan dolayı değildi. Annemi bir daha göremeyecek olmam asıl problemdi.
"Yalvarırım buna izin verme. Lütfen...annemi görmemeye dayanamam." Gözleri dolduğunda konuşmak için boğazını temizledi. "Özür dilerim ama bunu yapamam. Bunu yaparsam beni öldürür."
Haklıydı. Benim için ölemezdi. Birbirimizi tanımıyorduk bile hem tanısak da kesinlikle benim için kendi canını vermezdi. Niye versin ki? "Benimle yaşamak zorundasın." Gözlerimi büyüterek ona baktığımda çarasizce dudağını aşağıya eydi. "Üzgünüm. Babanın emirlerinden biri." Çıldıracaktım! Babamın pis iş ortağıyla aynı evde mi kalacaktım ben? Bu ölmekle eş değerdi. Ne yapacaktım ben? Bir işim bile yoktu. Param yoktu. Hiçbir şeyim yoktu!
Gözlerimi kapadım. Uzun bir uykuya ihtiyacım vardı. Zaten düşüncelerimizden,yaşadıklarımızdan bu şekilde kurtulmaya çalışmaz mıydık?
...
"Hey,geldik aç gözlerini." Beni dürten elleri tuttum ve ittirdim. Cidden böyle uyandırmasa olmuyor muydu yani? Gözlerimi açıp nerede olduğumuza baktım.
"Baban kalmamız için burayı ayarladı. Dağın başındayız." Nefesimi sıkıntıyla dışarı üflediğimde bana baktı ve alt dudağını alta doğru kıvırdı.
"Böyle olmasını istemezdim." Başımı onu onaylayarak salladığımda yüzüne buruk bir gülümseme yerleşti. Aynı şekilde gülümsedim. Kapımı açıp çıkmama yardım etti. Dengesiz! Beni iten oydu. Bu yüzden bacağım morarmıştı. Şimdi de hiçbir şey olmamış gibi bana yardım ediyordu. Acıyordu biliyordum. Hadi ama benim gibi birine herkes acırdı! Hayatıma bak! Babam annemi aldatmıştı ve bu yüzden evden gitmek zorundaydım bir daha da annemin yüzünü göremeyecektim. Ne de harika bir hayat(!) Hani herkes hak ettiği yerdeydi? Benim hak ettiğim bu muydu yani? Gözlerimin dolmamasına özen göstererek arabadan indiğimde. O da arkamdan kapıyı kapadı. Bu şey ölümden beter olacaktı. Onu tanımıyordum. Bana herşeyi yapabilirdi. Beklerdim. Pekâla şu ana kadar öyle birşey yapmamıştı. Ama bu ileride yapmayacağı anlamına da gelmezdi. Onunla iyi anlaşmalıydım. Belki de sonsuz uykuya dalana kadar tek görebileceğim yüz onun yüzü olacaktı. En azından bir evde iki insan gibi yaşamayı becermeliydik.
Yolları tozlanmış patikadan aheste aheste yürürken kolumu tuttu ve beni eve doğru sürükledi. "Pekâla benle kalacağın için dünyanın en mutsuz insanı olabilirsin ama hayat enerjini yutmuşum gibi davranma bana." Gözleri birazcık dolmuştu. Pekâla o da benimle kalmak istemiyordu sonuçta. Sadece onun görevi buydu. Hem şartlar eşitti. İkimizde birbirimizi istemiyorduk. Ama böyle deyince gerçekten içimin burkulduğunu hissetmiştim. Gözlerimi ondan ayırıp rahat gözüken koltuğa oturdum. Yanımda bir çöküklük oluştuğunda yanıma oturduğunu anladım. "Benimle biraz bile olsun iyi geçinemez misin? Bu kadar mı boktan biriyim?" Gözlerimi açarak ona baktım. "Bak kendine hakaret etmeyi kesmelisin tamam mı? Ben sadece babamın ortağıyla iyi bir ilişki kuramam. Beni anlamanı bekliyorum." Kafasını hafifçe salladığında gözlerimi tekrardan boş tavana çevirdim. Burayı aydınlatmaya bile yetmeyen lamba sanki hayat ışğığım gibiydi. Güçsüz ve gittikçe tükenen...
YOU ARE READING
SIR
RandomCam kırıkları gibidir bazen kelimeler;ağzına dolar insanın. Sussan acıtır konuşsan kanatır... Kapanmayan tek yara vicdan yarasıdır. O yaranın derinliklerimde açılmaması için susmam gerekiyordu. Elimi kolumu bağlamışlar,ağzımı da bantla sıkıca kapatm...
