Sonunda okuldan kurtuluş günüm yaklaşıyor(temelli).Okuldan kurtuluş günüm diyorum çünkü okulda tahammül edemediğim insancıklar var. Hatta onlara insan bile diyebilirim miyim bilemiyorum. Ben sizi şimdi Çınar Lisesi'nde bir gezintiye çıkartayım. Gerçi bu gezinti olmaz ki basbaya Ali Baba'nın çifliğine döner bu gezinti. Her neyse... Şimdi Kemerlerinizi bağlayın beybisiler, çünkü çok yakışıklıyım dermişim. Tamam, tamam vurmayın! -Havalı girişimin içine de sıçtım. Ağzınız açık kalmasın hanımlar beyler, bir Ezgi Ersoy da küfür edebilir...-
Selin.... Namıdiğer okulun kaşarı. Okulda çıkmadığı erkek yoktur herhalde. Tabiki bazı inek öğrenciler ve pısırıklar dışında, onlar erkek kategorisine girmiyor- kusura bakmayın gençler-. ACABAAA NEDEN!?!? Kesinlikle götünde biten, beyninden küçük eteğiyle, 3 katlı bir villanın iç ve dış cephesini boyayabilecek kadar sürdüğü fondöten ve makyajıyla, bronzlaşmış çarpık bacaklarıyla ya da zengin bir çakma sarışın olduğuyla alakası bile yok. Nerden çıkardınız bunu canım?!
Ve onun yanında dolaşan köpekleri: Damla ve Cansu... Onların da Selin'den bir farkı yok. Ancak tabi ki Selin'in sahip olduğu sevgili rekorunu kimse geçemez.
Kumsal... Kumsal benim için sadece bir kelime ifade ediyor. BEST.FİREND.FOREVIR!Üç kelime oldu ama çaktırmayın. Şu an benim hakkımda "8. Sınıf İngilizce Terk" olarak düşünebilirsiniz, yapmayın arkadaşlar, benim de sizin gibi Selin'in IQ'sundan daha yüksek bir IQ'ya sahip beynim var.
Kumsal benim kankitoşkom, birtanem. Aramızda kimsenin anlayamadığı ve sahip olmadığı bir arkadaşlık var. İkimizin de kardeşi yok, ama birbirimizi kardeşimiz gibi seviyoruz. Zaten okuldan ayrılmamamın tek sebebi de Kumsal.
Uzay... Esmer saç, yeşil gözler ve kaslı bir vücut... Çocuk meteor, meteor!Ama içinde barındırdığı pislik o dış cepheyi mahvediyor maalesef. Kızlar onun peşinden nasıl koşturuyor anlamıyorum. Kızlar tuvaletindeki söylentilere göre altına almadığı kız yokmuş. Tabi ki benim, Kumsalı'ın ve ezik durumuna düşen kızlar dışında herkes. Tövbe tövbe...Yakında gıybetten cehennemi boylıycam vallaha. Anladığınız üzere Uzay okulun popisi ve bad boyu. Gerçi boyu posu falan gayet iyi yanında yer cücesi gibi kalıyorum. Bak yine yaptım. Şu soğuk esprilerimden kurtulmam lazım yoksa evde kalıcam, ve kameraya saldıran "Koca istiyom gel beni al!" diyen kadın gibi olacak sonum.
Gelecekle ilgili planlarımı-ya da kaderimi- bir kenara bırakıp çiftlik turumuza geri dönelim.
Uzay'ın üstünü çıkartması için kıçında pire gibi gezen kızlar istedikleri amaçla ulaşınca sanki baklavalarını yiyecekmiş gibi bakıyorlar çocuğa. Ancak suç Uzay'da çünkü kızlara o sırada tüm karizmalığını gösterip "Bir paket ister misin?" tarzında bakıyor. Tam bir sığırcık. Aklı fikri çıtır kızlarla yiyişmek.
Veee Yağız... Ayyy, yerim ben onu!Yağız benim ilk ve son sevdam. Onu her gördüğüm Zaman içimde bir kıpırtı bir heyecan oluyor. İster istemez titriyor elim. Aynı serviste olduğumuz için Allah'a şükrediyorum. Her sabah o sarı saçlarını dikleştirip üstüne giydiği siyah kapşonlu hırkası yok mu! Ahhhh, ahhhh! O hırkayı almak için neler yapmazdım!Hele o her sabah sıktığı parfümü gün boyunca hiç tazeliğini bitirmeden beni benden alıyor-
Sayın gezerler çiftlik turumuz sinirden patlamak üzere olan matematik hocamızın Atatürk Orman Çiftliği gibi elleriyle yaptığı uyandırma servisiyle sonra ermiştir. Bir dahaki gezimizde görüşmek üzere. Polis memuru gibi dosya da çıkarttım, tur rehberi gibi de anlattım. İlk defa bir işi güzel yaptım.
***
Hoca bana sinirli sinirli bakarken ben hala güzellik uykumdan uyanmaya çalışıyordum. Adam hala kaşlarını çatıyordu ve sıramın hemen önündeydi. Biraz daha beklesem Ada'm gözlük camlarını çatlatacaktı. Aniden bağırdığında ister istemez irkildim. "Bravo Ezgi Hanım! Biz burada son sınav için taş Çatlayana kadar çalışalım, siz güzellik uykusuna yatın!" . Her ne kadar " Taş yerine birazdan sizin gözünüz çatlayacak gibi." Demek istesem de omuz silktim ve cevap vermeden normal surat ifademin arasına birazcık pişmanlık serpintisi ekledim. Evet arkadaşlar Hollywood yıldızlarının anasını ağlatan şahıs benim. Hoca bir şey demeyip soran gözlerle bakınca kısık bir sesle sadece "Özür dilerim hocam."diyebildim. Sınıfın pür dikkat kesilmiş bizi dinliyordu. Şansıma bu sınıfta kim vardı bilin. Soluma baktığımda tam yan sırada oturan siyah hırkalı sarışın bana bakıyordu. Hoca tahtadaki soruyu çözmeye geri dönerken Yağız bana "takma kafana anlamında" bir bakış attı. İçimi rahatlatıp dersi mi dinlemeliydim, yoksa bana attığı bayıltıcı bakış karşısında kokoş kızların attığı çığlıklardan mı atayım? Tabi ki bana en yakışanı seçerek ona "tamam"anlamında bir gülümseme attım ve dersi dinlemeye başladım. Önümdeki kağıdı gördüğümde şok oldum. Kimse benim Prensesler gibi uyduğumu zannetmesin. Zaten bunu önümdeki kağıda akmış olan salyam kanıtlıyor. Evet yanlış duymadınız, basbaya salyam kağıda akmış. Kendimi içimden söverken arkadan birinin kalemle dürttüğünü hissettim. İçimden "Who's that pockemon?" derken arkamı döndüm ve hiç şaşırmadığım bir manzarayla karşılaştım. Kumsal kumral ve uzun saçlarını bir kurşun kalemle topuz yapmış bana mavi gözleriyle bakarken 32 diş sırıtıyordu. Herhalde Yağız'la olan sözsüz konuşmamızı görmüştü çünkü bana ve arada Yağız'a bakarak kaş göz işareti yapıyordu. Gözlerimi devirdim ve önüme dönüp soruları çözmeye başladım. Hoca benim adımı söylediğinde anlamadığımı gösteren bir bakış attım. "Ezgi biraz beynimi çalıştırıp tahtadaki soruyu çözer misin?" Dedi üzerine basa basa. Sınıfta hani biri laf sokunca herkes "Uiyyyy!" diye bir ses çıkarılır ya, işte tam şu an bizim sınıftan sessiz ancak duyulur bir şekilde o seseler çıkıyordu. Bunun üzerine ağzım şaşkınlıktan açık kaldı. Bu Adam yanlış kişiye çatmıştı. Benim mezun olacaklar arasında en iyi laf sokanlardan olduğumu bilmiyordu tabi. Tahtaya kalktım ve elime bir tebeşir alarak soruya bakmaya başladım. Birkaç saniye böyle durduktan sonra hoca tam ağzını açacaktı ki benim tebeşiri hızlı dokunuşlarla tahtaya sürttüğümü görünce açtığı ağzını kapadı.
Sonucumun altına iki çizik attıktan sonra bana şoke olmuş bakışlar attı. Sanırım hocaya mesajımı vermiştim. Beni hafife almayın gençler benim de içimde inek bir öğrenci var.
Ona "hadi bakalım" anlamında bir bakıl attım ve arkamı döndüm. Şimdi tüm sınıfın bana baktığını ve ağızlarının açık kaldıklarını söylediğimi zannedeceksiniz, ancak herkes benim soruyu çözmemi bir fırsat olarak görüp yanındakilerle konuşuyorlardı.
Sınıfı süzerken bir tek Kumsal'ın ve Yağız'ın bana baktığını gördüm. Bir dakika?! NE!! Yağız bana mı bakıyordu?
Onunla göz göze geldiğimizde bana "işte benim kızım" gibi bir bakış attı ardından ona bir gülücük atıp yerime geçtim. Tam yerime oturduğumda kulaklarımı tırmalayan zil sesi çaldı. Kumsal bunu hemen fırsat bilip beni kolumdan çekiştirerek dışarıya çıkardı. Koridor yavaş yavaş dolarken Kumsal beni soru yağmuruna tutmaya başladı. "Ben mi yanlış gördüm yoksa az önce Yağız'la mı bakıştın? Neden seni izliyordu peki? Bir şey konuştunuz mu?Senden hoşlanıyor olabilir mi?" Son soruya kadar hiçbir sorusunu önemsememiştim. Acaba o gerçekte-
Kumsal beni omuzlarımdan tutup salladı ve cevap vermemi söyleyen bir bakış attı. Benim ardından onun suratına bir gülümseme yayılırken ona:"Bunu bizim evde bir pijama partisi yaparak konuşmaya ne dersin?" dedim. Bu fikri duyduğu anda ellerini heyecanla çırptı ve Mutlu bir çığlık attı, herhalde bu "Evet" demekti.
Kafam arkamdaki Kumsal'a sırıtarak sınıfa girerken kaslı bir cisme çarpıp yere düştüm. Kafamı kaldırdığımda bir insana değil bir meteora çarptığımı gördüm, hem de ne meteor.
Şu an karşımda benim gibi yere düşmüş olan Yağız vardı. Ona çok uzun süre baktığımı anlayınca fark etmemesi için dikkatimi hemen aramızda dağılan ders kitaplarına çevirdim. İkimiz de aynı anda kitapları toplamaya başladık. Elime gelen defteri kaldırınca şoke oldum. Bu.... Bu... Bu bendim. Aldığım defterdeki çizime çok bakmış olmalıyım çünkü Yağız'ın bana baktığını gördüm. Sessizliği ilk bozan bendim. "Bunu sen mi çizdin?"dedim ona ve resme hayran bir şekilde bakarak. Utanmış olmalıydı, çünkü ensesini kaşıyordu, klasik erkek davranışı."E-evet.", onun ilk defa kekelediğini duyuyordum. Ben hızlıca ayağa kalktığımda o da benim ardımdan kalktı, hala inanamıyordum. Ona defteri uzatırken" Çok güzel çizim yapıyorsun, sakın bu yeteneğini bırakmayı düşünme." dedikten sonra ona bir gülücük attım. Bana defteri geri iterek"Sende kalsın." dedi. Ben şok, ben vefat(bunu dediğime inanamıyorum). Az önce bana Yağız yaptığı bir çizimi mi vermişti? Ve o çizimde ben vardım. Komik olansa resimde ben sırama kafamı koymuş uyuyordum. Allahtan salyamı görmediği için çizmemiş. Yani.... umarım öyledir.
Bu hayatımda yaşadığım en mutlu gün. Benden beklenmeyecek bir harekette kollarımı onun boynuna doladım. Çocuğa basbaya sarıldım ya. O,durumun şokunda birkaç saniye kaldıktan sonra kollarını belime doladı. Kafamı yavaşça boynuna dayadım ve hırkasına sinmiş kokusunu içime çektim. Kokusu huzur veriyordu.O da burnunu esmer renginde saçımın üstüne koymuş kokluyordu. Hissediyordum. Bu kucaklaşma faslının çok uzadığını anlayınca ilk ayrılan ben oldum. Teşekkür ettikten sonra birbirimize el salladık ve uzaklaştık. Çıkış kapısına geldiğimde Kumsal'ın bir ileri bir geri giderken tırnaklarını kemirdiğini gördüm. Heyacandan da yüzüne bir sırıtış yayılmıştı. Beni gördüğünde üsteme anırarak koştu ve beni yere yapıştırdı. Eve gidince bu anıran yaratıktan çok çekeceğim vardı.
Merhaba arkadaşlar,
İlk defa wattpadde bir öykü yazıyorum , eğer yanlışım olursa lütfen beni düzeltin ve hangi konularda ne yapmam gerektiğiyle ilgili uyarın lütfen. Ve umarım bu bölümü beğenmişsinizdir. Tabi bölümlerin devamı gelecek, bundan sakın şüpheniz olmasın. Bazen sınavlar nedeniyle yazmayabilirim ama elimden geleni yapacağım. Bu arada karakterlere uygun kişiler bulamadım eğer sizin aklınızda karakterlere MÜTHÜŞ uyabilecek insancıklar varsa lütfen benimle paylaşın.
