1

249 20 15
                                        

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Bak bana. Ne görüyorsun? Yabancı mı yoksa sevdiğin mi? Ya da sevmeye çalıştığın mı? Veya hiç sevmediğin. İyice yaklaş bana. Beni iyi tanıyorsun. Senin her santiminde benim dokunuşlarım, gözlerimin değdiği noktalar var. Benim işte, ben. Bilmem kaçıncı sevgilin. Ama en çok sevenin. En çok yolunu gözleyenin. Adını duyduğunda yankılanan sesim. Ben bir bütün içindeyim. Tam kalbinde, tam aklında, gözlerinde dahada uzakta yıldızlarda, bulutlarda, gökyüzünün her tonunda, sarısında, mavisinde...

Panellerde, sohbetlerde, evde, evinde gezer dururum, konuşup dururumda alamam gözlerimi senden. Beklerim hep biri seni bana soracak diye. Adının geçtiği her cümleye aşık olurum. Belli etmem, sert dururum. Ama seninleyken salıveririm kollarımı iki yana, gülümserim. Sıkıca sarılırım o iki saniyelik anda. Hani sahneye çıkıp selamlaştığımız an. Sen konuşunca susar seni dinlerim. Çok derinden sevenim. Sesinin her tınısını bilirim. İnceltişindeki tatlı konuşmanı bazende ağlarken iç çekişini, rol gereği Castiel oluşundaki kalınlığı. Ben aşırıya kaçmıyorum sadece seni çok iyi tanıyorum.

Hayatta kazanılabilecek en iyi dost, en iyi sırdaş, en iyi sevgili, en iyi baba, en tatlı hareketlere sahip insan sensin. Mutluluk saçan gülüşlerin var. İçtenliğin var. Samimiyet dolu sarılmaların, konuşmaların var.
Ben seni anlata, anlata bitiremem. Zaten büyük bir hayran kitlen var. Onlarda biliyor senin her halini.

Misha Collins. Ne uyumlu bir isim he? Evet, öyle. Melek adam, melek çocuk vs. Bütün bir dünyanın gözünde Misha değilde Castiel olmak havalı olmalı. Bende bir melek rolünde olmayı isterdim açıkcası.

Sabah 08:00
Gözlerimi açıp etrafa sarhoş bakışlarımı atmaya başladım. Gerçekten çok uykum vardı ve bir türlü erken uyumaya alışamamıştım. Üstelik bugün panel vardı. Kendimi her ne kadar hazır hissetmesemde, elimle yorganımı üzerimden çekerek ayağa kalktım. Banyoya doğru gittiğimde Danneel'in sesini duydum.
"Jensen uyandın mı tatlım?" diyerek seslendi. "Evet" diye bağırdım yorgun sesimle. Daha sonra banyoya girdim. Yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra tekrar odaya döndüm. Dolaptan seçtiğim pudra pembesi bir gömlekle, koyu lacivert pantolonu alarak giyindim. Odadan çıkarak mutfağa gittim. Masada kahvaltı hazırdı ve Danneel oturup beni bekliyordu. Karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum. Elime çatalı aldım fakat iştahım yoktu.

-Neden yemiyorsun, Jensen?

-Bilmiyorum hiç yiyesim yok.

-Son birkaç aydır böylesin farkında mısın?

-Bilmiyorum, Danneel. Set çok yoğun ve ben yoruluyorum. Bu yüzden dengesizleştim.

-Seni anlıyorum tatlım. Ben sadece öylesine söylemek istedim. Bu arada sabah Misha seni aramıştı ama uyuyordun.

-M-misha mı? Hım, peki ben onu ararım.
Dedim ve masanın üstünde duran telefonumu elimle aldım. Bir sürü bildirim vardı ve bu canımı sıkıyordu. Her zamanki gibi. Hızlı bir şekilde Misha'yı aradım. Birkaç saniye sonra cevap verdi.

-Hey Dean! *gülerek*

-Günaydın Cas.

-Bugünde geç kalmayı düşünmüyorsun değil mi?

-Oh, tabikide hayır.

-Eğer bir şeyler yemediysen beraber kahvaltıya gidelim diyecektim. Ordanda panele gideriz. Olur mu?

-Olur tabi.

-O zaman ben her zamanki yere gidiyorum.

-On dakikaya oradayım.
Dedim ve telefonu kapattım. "Ben çıkıyorum Danneel." diyerek alnına küçük bir öpücük kondurdum. "Pekala, Jensen." dedi ve gülümsedi. Son olarak güneş gözlüğümle arabanın anahtarını alarak evden çıktım. Misha'nın benimle kahvaltı yapmak istemesi hoşuma gitmişti. Zaten onunla vakit geçirmeyi her zaman sevmişimdir. Danneel ile kahvaltı yapmamıştım ve Misha'yla yapacaktım. Bu gerçekten tuhaftı. Üstelik Danneel iki aylık hamileydi. Belkide ona haksızlık yapıyorumdur ama kendimi Misha'nın yanında iyi hissediyorum. Hem bugün onunla panelimin olması moralimi ciddi derecede yükseltecekti. Eminim eğlenceli olacaktı.

One Day//[DESTİEL]Historias para obsesionarse. Descúbrelo ahora