Sevgili Günlük

39 1 0
                                        


Sevgili günlük.Bugün odadan çıkışımın 200. günü.Kendimi sanki hâlâ o duvarlar arasında sıkışıp kalmış zavallı birisi gibi hissediyorum.Birden hayatıma giren bu olaylar beni ölüme terk ediyor.Otistik spektrum bozukluğu ile başlayan hastalığım artık daha farklı boyutlara çıktı.Artık uyuduğum zaman rüya göremiyor ve kendimi bir boşlukta hissediyorum.Bunları neden mi sana anlatıyorum?Çünkü benden sonraki insanlar bana olanları bilmeli.Ve ayrıca frontal lobumda hasar olduğu için kelimeler ile aram iyi değil.Arkadaşlarıma neler olduğunu bilmek istiyorum ama onlara ulaşamıyorum kafamın içinde sanki artık yoklar.Sanırım anlamadın.200 gün geriye gidelim.

Şefimiz yüksek sesle bağırdı.PAYDOS!! Öğle yemeği vakti gelmişti ve herkes elinde ki eşyaları bırakarak yemek alanına doğru yola koyuldu.Ben ise daha fazla para için daha fazla çalışmak zorundaydım.Kendime bir toros alıp köye yerleşmek gibi bir planım vardı ama bunun için fazlası ile para gerekiyordu.Belki annem ya da babam olsa bana biraz maddi destekte bulunabilirlerdi ama ben 7 yaşımda iken bir trafik kazası sonucu ikisinide kaybettim.O günden sonra bana babaannem ve dedem baktı.Bu dışarıdan görünen tarafıydı.Aslında onlara ben bakıyordum. 8 yaşımda beni çalıştırmaya başladılar.Günde en fazla 6 saat uyuyabiliyordum. Ahh aslında uykuyu çok seviyordum ama çalışmaktan zamanım kalmıyordu.E doğal olarak okul işleri de yalan oldu.Okulda okumayı gerçekten istiyordum.İnşaat mühendisi olmayı isterdim hep, olamadım ama olsun ne kadar mühendis olamasakda 13 yıldır inşaatta çalışmak beni bazı mühendislerden bile daha fazla bilgi sahibi yapıyor olabilir.Ben elimde kürek ile çukur kazarken iş arkadaşlarımın yediği yemeğin kokusu burnuma geliyordu. Acıkmıştım.Ama patron "ne kadar iş o kadar para"deyip duruyordu
Sanki bilerek kanıma girmeye çalışıyormuş gibi.Ama buna mecburdum para lazımdı bana ama aynı zamanda acıkmıştım hem de fazlası ile acıkmıştım.Bu yüzden artık inşaatın bodrum katına inme vaktinin geldiğini düşünüyordum.Elimdeki küreği bırakmayı düşündüm ama daha sonra içimden bir ses yanımda götürmemi söyledi.Elimdeki küreği bırakmadan ağır adımlar ile bodruma gidiyordum.Zaten hızlı adım atacak halim yoktu.Açlık benim tüm enerjimi almış,beni bir ölü gibi yapmıştı.Bodrum kata geldiğimde Candaş beni orada gördüğünde rahat bir ohh çekmişti.Ve suratında beni öldüresiye bakışı ile;

''Ne kadardır burada bekliyorum senin haberin var mı ?'

''Bunun için senden ayrıca özür dileyeceğim ama ilk önce VER ŞU YEMEĞİ!'' -''Gerçekten senin için yaptığım bunca şeyden sonra bunu hak ediyor muyum? Sen sırf daha fazla para al diye kendi yemeğimi hızlıca yiyip senin için yemekhaneden yemek çalıyorum.Ama gördüğüm muameleye bir bak.''

Aslında haklıydı.Benim için kendi zamanından çalıyordu. Candaş hayatımda gördüğüm en yardım sever insandı. Ama sinirlendiği zaman korku filmlerini andırıyordu.Onu sinirlendirmeyi de pek sevmiyordum zaten.Benden 3 yaş büyük olmasına rağmen kardeşim gibi görüyordum onu.Sırf ben para kazanayım diye bana gizliden yemek getiriyordu.Bana bir adım gelene ben iki adım giderim ve çağdaşa resmen koşuyorum.

''Tamam haklısın.Bir daha senden önce geleceğim.Söz veriyorum.Şimdi gel buraya bir sarılalım'' dedim. Bana ilk önce yan bir bakış attı ama sonra hafif güler yüzlü bir bakışla geldi.Bir sarılma ile kendimi affettirmiştim.Sonra patronun her an odadan çıkabileceği aklıma geldi ve Candaşa işinin başına dönmesini benim de hızlıca yemeğimi yiyerek geri dönmem gerektiğini söyledim.Bana afiyet olsun diyerek uzaklaştı.Bende açlığın vermiş olduğu his ile yemeğimi koklarken Candaş birden arkasını dönerek

''Her şeyi anlarım evet ama neden taş atıyorsun ?'' ''Anlamadım ?'' Yanıma gelerek ''Yaptıkların sabrımı taşırmaya başladı.Sen gerçekten kıymet bilm...''CANDAŞŞ!CANDAŞŞ!! Birden bodrumun üzerimize yıkıldığını gördüm.Candaşın kafasına yukarıda duran betonlar düşmüştü. Candaşı çekerek kapalı odaya götürmeye başladım.3,2, tam bir diyecek iken çağdaşın göğüs kısmına taşlar yağmaya başladı ve bacaklarından tuttuğum Candaşı'ın göğüs kafesinden yukarısı parçalanmıştı.Derin bir nefes alarak Candaş'ın elimde kalan bölümünü içeriye çektim ve odanın kapısını kapattım.


Elimde kalan bacakları yere bırakırken nefes almak zorlaşıyor,ellerim titriyordu.Resmen gözümün önünde en değer verdiğim insan parçalara ayrılmıştı. O daracık odada paniğe kapılmıştım.Ha..Hayı..HAYIR!!!HAYIR!HAYIR! Olanlar gözümün önüne geldiğinde içimde bir sancı oluyordu.Kendimi toparlama vakti gelmişti.Derin bir nefes aldım,gözlerimi kapattım.Sanki gözleri mi kapatıp açtığımda her şey düzelecek gibi hissettim.Ama gözleri mi açtığımda gördüğüm tek şey Candaş'ın yerde yatan parçalanmış bedeniydi.Kendimi sıkmaya başlamıştım.İlk önce elleri mi daha sonra da dişleri mi.Kendi mi öyle bir sıktım ki başım dönmeye başladı.Elimle duvardan destek almak istedim ama dizlerimin üstünde yere düştüm.Daha sonra ise yüzüstü yere kapaklandım.Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başladı.Ve aslında tüm hikaye burada başlıyordu.

ODAWhere stories live. Discover now