Her sabah olduğu gibi inanılmaz bir baş ağrısıyla uyandım. Yine çırılçıplaktım. Merak etmeyin kimseyle sevişmedim, yalnızca böyle uyumayı daha çok seviyorum.
Her neyse biraz kendimden bahsedeyim.
Adım Öykü ve dün gece 18 yaşıma bastım. Sandığınız kadar ilgi çekici bir şey değil hayatınızda hiçbir değişiklik yaşatmıyor. En azından benim için öyle. Kendim başıma yaşıyorum çünkü annem babam bizi küçük yaşta terketti ve geçen seneye kadar 21 yaşındaki abim ile beraber yaşıyordum. O da evlendi ve şehir dışına taşındı....
Yalnız yaşamaktan çok ta memnun sayılmam ama bazen iyi yanları da olmuyor değil. Son ses müzik açıp dinleyebiliyorsunuz, eve geç saatte geldiğinizde kimse size hesap sormuyor, ve en iyisi de evde yarı çıplak gezebiliyorsunuz.
Yataktan kalktım saat - 1:05 - elime çakmağımı alıp sigaramı yaktım. Bu hakikaten çok iyi geldi.
Tezgahta oturup aç karnımı nasıl doyurabileceğimi düşünürken aklıma krep yapmak geldi. Dolaptan sütü çıkarıp kaseye dökerken kapı çaldı. Kapı deliğinden baktığımda gelen kişinin Ceren olduğunu gördüm. O benim tek varlığımdı. En yakın arkadaşımdı. Kapıyı açtım ve onu içeri çağırdım. O ceketini asarken dolaptan un ve birazda nişasta alıp tezgaha koydum.
- "Ne zaman uyandın?" diye sorarken cevabını bildiği bir soruyu sorar gibiydi.
- Gülümseyerek; "Az önce." diye cevap verdim.
Paketimin içinden sigara aldı ve yaktı.
-"Dün gece seni bıraktıktan sonra ne yaptın?" dedi ve sigarasından bir tutam çekti.
- "Tabiiki de uyudum. Peki ya sen? Sen ne yaptın?"
- "Annem ile tartıştık. Yine o şerefsize öfkeli ve sinirini benden çıkardı. Aşağılık pislik." derken gözleri doluyor, yutkunarak konuşuyordu.
- "Gel buraya." diyerek kafasını göğsüme yasladım. Biraz ağlamasına müsaade ettikten sonra ondan anlatmasını bile istemeden; "Bende tam krep yapıyordum. Kahvaltı yapmadın umarım." dedim.
- "Boğazımdan bir lokma geçmedi. Ama belki seninle yiyebilirim." derken gözyaşlarını sildi ve gülümsercesine yüzüme baktı.
Kahvaltı yaptıktan sonra morelini düzeltmek için onu bir kafeye götürmeye karar verdim.
Üzerime her zaman ki gibi dar kot pantolonumu çekip beyaz, V yaka bir t-shirt giydim. Havanın serin olabileceğini düşünüp kot ceketimi de aldım. Yolda yürürken haftasonu olduğu için yolun çok kalabalık olduğunu farkettim. Hava bulutluydu. Yağmur yağacak gibiydi.
Onu her zaman olduğu gibi Coffin Café'ye götürdüm. Orası bizim yerimizdi. Yola bakan sandalyelerin dolu olduğunu farkedince içeriye oturmaya karar verdik. Sipariş vermek için elimi kaldırdığımda bize doğru yaklaşan garsona bakmaktan kendimi alamıyorum. Lanet olsun çok yakışıklıydı. Galiba burada çalışmaya yeni başlamıştı. Yakasında "Uzay" yazıyordu. Bu ismi her zaman çok sevmişimdir. Onun vücuduna bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum. Bir anda Ceren'in beni dürtmesiyle kendime geldim. İkiside suratıma dik dik bakıyorlardı. Olaya hakim olamadığım için:
- "Ha?!" demem uzun sürmedi.
- "Siparişiniz neydi?" diye sordu.
Ceren:
- "2 sütlü kahve lütfen" dedi. Suratıma dönerek;
-"Keşke o kadar kesmeseydin çocuğu. Korktu vallahi." dedi.
- "Uzay... Adı Uzay'mış...." dedim uzaklara dalarak.
- "Onu hiç buralarda görmemiştim. Şehre yeni mi taşındı acaba.." dedi. Onun böyle demesi beni de aynı fikre sürükledi. Ceren'in çok geniş bir çevresi vardı. Herkesi tanırdı. Onu tanımamış olması beni çok şaşırtmıştı.
" Bende öyle düşünmüştüm." dedim.
Kafeden çıkıp yürümeye başladık. Gördüğümüz mağazalara bakıp elbiseleri denedik. Cuma günü önemli bir gündü. Ceren'in annesi evleniyordu. Ceren'inse bu durumdan hiçte hoşnut olduğunu düşünmüyordum. Annesinin evleneceği adam şerefsizin tekiydi. 3 kere evlenip boşanmıştı. Adam yaralamaktan içeri girmişti ve çıkalı yalnızca 6 ay olmuştu. Melek teyzeyi hiç haketmiyordu. Evet Melek. Ceren'in, en yakın arkadaşımın annesinin adıydı. Bir annem olmadığı için kendisine her zaman "Anne" dememi isterdi. Bende onu kendi annem olarak gördüğüm için bu evliliği desteklemiyordum. Üzerimizde güzel duran elbiselerden 2'şer tanesini alıp çıktık. O kadar da özen göstermiyorduk nasıl olsa.
Dışarı çıktığımızda hava kararıyordu. Eve gidip sıcak bir duş aldım. Yemek için biraz mozzarella peynirli sandwich yapıp yedikten sonra hemen yatağıma uzandım. Çok yorulmuştum. Kafam kazan gibiydi. Uyuyamayınca kalkıp buzdolabından bir bira ve bir kaç kraker alıp televizyon izledim.
