Alarmımın sesiyle uyandım. Doğru ya,bugün okulun ilk günüydü. 8. sınıftım artık. Okulun en büyüklerindendim. O yüzden ilk defa okula söverek değil, mutlulukla uyandım.
Hemen üstümü giyindim,saçımı taradım. Kendime bir baktım da, hala minyon bir kızdım. Sarı saçlarım, kahverengi gözlerim vardı. Dudaklarım gerçekten dolgundu. Kendine aynada bakınca utanan tek kişiydim sanırım, o yüzden kızarmıştım. Tam o sırada annem içeri girdi;
-"Hadi kızım,bütün bir gün boyunca böyle durmayacaksın herhalde!"
Hemen kendime geldim. Çantamı elime geçirdim ve aşağı indim. Annem okulun ilk günleri hep bana güzel kahvaltılar hazırlar,moral olsun diye. Sofranın güzelliğini inceliyordum,annemin sözüyle tekrar kendime geldim;
-"Vay be Beste, artık 8. sınıf oldun demek, benim küçük kızım büyümüş de kocaman kız olmuş demek ki..." Annem kıkırdadı,ben de ona bakarak sırıttım.
Hemencecik yemeğimi yedikten sonra, servisimi beklemeye başladım. Sonunda gelmişti. Servis şöförümüz olan Hasan Abi neşeli neşeli konuşmaya başladı:
-"Günaydın Beste,tatilin nasıl geçti?" Hasan Abi oldukça "tonton" biriydi. Çok babacandı. Onla aramızdaki sohbetler çok matraktır. Ben de ona tatilimi anlattım, o da bana kendininkini. Sonra tabii ki diğer öğrenciler bindi servise. Hiç anlamadım okula nasıl geldiğimizi,varmıştık
Okula ilk adımımı atar atmaz, gözüme okulumuzun bankını kestirdim ve oturdum. Düşünmeye başladım;Onu görünce ne yapacaktım? Aslında bu benlik bir şeydi, Barış hiçbir şeyi bilmiyordu. Kahverengi saçları vardı. Hep dağınıktı. Gülümsediğinde gerçekten kusursuzdu. Hani bazı insanlar için derler ya "Allah seni özenerek mi yarattı yha .s.s" ben de aynı şeyi düşünüyordum onun için. Bu düşüncelerimi kenara attım ve hemen sınıfıma çıktım. İlk gözüme kestirdiğim kişi, en yakın arkadaşım Asya'ydı. Hemen birbirimize sarıldık, ne ço9k özlemiştim onu. Hala çilek gibi kokuyordu. Hemen yanağımı sıktı ve;
-"Naber fıstık?" diye sırıtarak sordu. Onun bu haline çok güülüyordum. Bana nee veriyordu. Oturduk muhabbete daldık. Onun tatili kötü geçmiş, ailevi nedenlerden dolayı. Biz sohbete dalarken,omzumda bir el hisettim. Hemen arkama döndüm ve Hemen onu gördüm;Barış...
Gülümsüyordu, bana halimi hatrımı sordu.Bu arada söylemiş miydim, Barış benim en yakın erkek arkadaşım... Deli gibi "friendzone"(sevdiğiniz birinin sizi arkadaş olarak görmesi) yiyordum,ve onun sorusunu nasıl yanıtladım biliyor musunuz?;İyi kanka senden naber...
Barış'la konuşmaya başladık, daha doğrusu o bana bir şeyler anlattı, ben onu dinledim. Kusursuzdu, yüzündeki her yeri inceledim. Sapık diyebilirsiniz bana ama, bu böyle. O konuşur,ben incelerim,ben ne yazık ki saf saf bakarken bir espri patlatmış, tabii ben bunun farkında değildim. Sordu;
-Yoksa komik değil miydi? Kıkırdadı. Ben de hemen mal mal gülmeye başladım . Ne için güldüğümü biliyor muydum?NOPE! Sonra yanımızda o yelloz Burcu bitti. Barış'ın hoşlandığı kız...
-"Nslsnz arkdşlr .s.s??" SANANE dedi iç sesim. Tabii Barış hemen atladı "İyiyiz Burcu, tatilin nasıl geçti?" Allaaah başlattı anlatmayaaa...
Ve abartmıyorum,20 dkika anlattı. Ondan sonra da ders zili çaldı zaten. Zil çaldığında da Burcu'ya "Paketle yarın dinlerim" diye laf soktum ama mal espri sandı ve güldü.
Müdürü uzun uzun konuştu. Kimse dinledi mi? NOPE!
Sonunda ders başlamıştı, yanıma okulumuzun yeni çocuğu geldi, adı Arda. Sevecen birine benziyordu. Biraz kaynaştık onunla. Aslında biraz değil,baya sevecendi. Ve en önemlisi, oynadığımız bilgisayar oyunları tutmuştu! Bu çok önemliydi zaten, sabah akşam bundan konuşabilirdik. Tam bu sırada, Barış'ın Arda'ya nasıl baktığını fark ettim. Öfkeli ve kıskançlık içinde resmen çocuğu öldürecekmiş gibi bakıyordu. Barış'a "Noluyo?" dermişcesine bir bakış attım. O da hemen kafasını çevidi. Anlamamıştım.
