*O ŞEY*

71 4 0
                                        


Canım yanmıştı. Bu acı iliklerime kadar kendini hissettirmişti. Ne kadar bağırmak istesem de sadece susuyorum. Koskoca acımasız hayatın karşısında tek kalmıştım. Annemin o gülüşü bana 'yavrum' demesine o kadar ihtiyacım vardı ki..

Annem. Meleğim. Canım. Ne kadar uğraşsam da aklımdan çıkmıyorsun.

Babam.. Beni kollarına sarıp korumana ihtiyacım var. Benim arkamda kapı gibi duracak babama ihtiyacım var.

Ben tek kalmaya alışık değilim anne, baba. Yanınıza gelmek istiyorum. Ama yapamıyorum. Bu kaçıncı gözyaşım bilmiyorum. Yada kaçıncı tek kalışım.. Bu da yetmemiş gibi oda terk etti beni. Canımdan çok sevdiğim Aras. Aras Mert. Bunları düşünürken bir daha nefes almakta zorlandım. Düşündüklerim sanki beni boğmak istemişti.

Boğazıma bir yumruk gibi oturdu. Yutkunamadım. Tekrar. Gözümden akan yaşa engel olamamışken artık hıçkırıyordum. Güçlü kalmaktan bu gece tam tersine isyan ediyordum adeta. Artık korkuyorum. Yine terkedilmekten. Tek olmaktan.

Ne kadar korksam da tek olmaktan. Bir o kadar da yalnızlaştım. Yere çömelmiş benimi ayağa kaldırıp suyun altına girdim. Su beni ıslatırken kıyafetlerim iyice ağırlık yapmıştı. Onlardan da kurtuldum. Su çıplak bedenime vurmasına izin verdim.

Bir yarım saat sonra anca sudan çıkabildim. Sırtıma bornozumu aldım. Aynadaki buharı elimle sildikten sonra mavi gözlerimin kızardığını gördüm. Küllü sarı saçlarım dağınık duruyordu. Banyodan çıkmak için kapıyı açtım.

Odamın kapısından içeri girdikten sonra dolabımın önünde durdum. Bugün hava açık olduğundan altıma kot şort üstüme de beyaz kısa kollu giydim.

Karnımın acıktığını hissettim. Ne de olsa sabahtan beri bir şey yememiştim. Kendime omlet yaptım ve dolaptan portakal suyu alıp bardağıma doldurdum. Omletimdeki son lokmayı çiğnerken portakal suyumdan kalanı da tek yudumda içtim.

Saçım kısa kollumu ıslatmaya başlayınca kurutmam gerektiğini anladım. Saçımı bir 5 dk. kuruttuktan sonra taradım. Aklıma annem geldi. Şimdi olsa o tarardı. Canım ya.

Hava almak istediğimi fark edip bisikletime bindim. Evimin etrafı ormanlık olduğu için araba kullanmaktansa bisikleti tercih ediyorum. Bisikleti sürerken rüzgarın saçlarımın arasından geçerken verdiği hissi seviyorum.

Etrafa bakındım. Sağ ve sol tarafım düzensiz olarak dikilmiş kocaman çam ağaçlarıyla doluydu. Önümde ise bomboş bir yol.

Buradan fazla araba da geçmez. İstediğim yere gelince hızımı düşürdüm. Ağaçların arasına sapıp sürmeye devam ettim.

Bir beş dakika ağaçların arasından gittikten sonra bir ağacın yanında durdum. Bisikletimden inip ağaca dayadım. Ağaçtaki merdivenleri çıkmaya başladım. Merdiven bitince ağaç evden içeri girdim.

Burayı bana babam yaptı. İçerde hala onun kokusu var.

Havayı iyice içime çekip bir daha vermemek istedim. Camın yanına gelip içeriyi inceledim. Köşede battaniye ve yastık vardı. Başka hiçbir şey yoktu. Kocaman bir yerde değildi. Bana yetecek boyuttaydı.

Camdan dışarı baktım akşam buradan gün batımı çok iyi seyrediliyordu. Ağaçların arasından baraj gözüküyordu. Biraz vakit geçirdikten sonra yola koyuldum. Bisikletimle giderken çürümüş bir koku midemi bulandırdı.

Kokunun nerden geldiğini merak ettim. Bisikletimi bir yere bırakıp yürüyerek gittim. Koku bu alana iyice hakim olmuştu. Elimi burnuma götürüp yoluma devam ettim.

Bir kütüğün üstünden geçtikten sonra 2 metre ötemde kokunun parçalanmış bir ceylandan geldiğini anladım. Midemden bir şeyler yukarı doğru gelmeye başladığını hissettim. Hissetmemle kusmaya başladım.

Ağızımı sildikten sonra ceylana iyice baktım. Ciğeri , kalbi, bağırsakları kısaca bütün organları dağılmıştı.

Bir ses duyunca kafama o tarafa çevirdim. İlerde kahverengi ilerleyen bir şey gördüm. Gözlerim bunun etkisiyle irileşti. Kütüğün arkasına geçip saklanmaya çalıştım.

O şeyin -her neyse- nefes alıp verişi iyice yaklaşmıştı. Kütüğün biraz arkasında olduğunu hissediyordum. Kafamı biraz kaldırıp baktığımda ceylanı yemeye başladığını gördüm.

Etrafa göz gezdirdim. Sağ taraftan kaçabilirdim. Yere yüzümü dönüp sürtünmeye başladım. Bir ağacın yanına gelince yavaş yavaş ayağa kalktım.

Sonra sağ tarafımda ağacın önüne geçtim. Sol tarafımdakine derken biraz uzaklaşınca koşmaya başladım. Arkama bakmak hiç istemiyordum.

Korku tüm vücudumu sarmıştı. Ama her uzaklaştığımda korkumun yerini cesaretim dolduruyordu. Bisikletimin yanına geldiğinde hızlıca oturdum. Hızlı hızlı sürmeye başladım.

Sonunda asfalta çıkınca daha da hızlandım. Bir süre sonra pedal çevirmeyi bıraktım. Bisikletin kendi hızı yetiyordu. Eve varınca bisikletimi bir yere hızlıca bıraktıktan sonra içeri girdim.

Ardından kapıyı da kilitledim. Yaşadığım olayı hafızam geri alıp tekrar tekrar yaşıyorum. Kendime gelmek için yüzümü yıkadım.

Mutfağa geçip bir şeyler atıştırdım. Salona gittim. Koltuğa uzandıktan sonra kulaklığımı takıp Skylar Grey - Words remix açıp dinledim.

Dinlerken etrafıma göz gezdirdim. Sağ duvar kenarında merdivenle yukarı çıkılıyordu. Onun az gerisinde de çıkış kapısı vardı.

Sol tarafımda tavandan zemine kadar kocaman camlar vardı. Bulunduğum yerde de mavimsi modern koltuklar vardı ve tam karşımda televizyon vardı. Sıkıntıyla iç çekip başımı koltuğa iyice gömdüm.

Gözlerimi kapatınca aklıma o kahverengi şey geldi. Korkunç!. Buralarda daha önce böyle bir şey ne görülmüş ne de duyulmuştu. Bu düşünceyle gözlerimi açtım.

Pencereye baktığımda yağmur damlalarının başkasıyla birlik olup aşağı aktığını gördüm. Yağmur mu yağıyordu? Ama bugün tam tersine güneşli gösteriyordu. Neyse ki evdeydim.

Üstümde bu kıyafetlerle yağmura yakalanmak istemezdim. Ardından aklımdan neden jandarmayı aramadığım geçti. Tabi o kadar korku ve düşüncenin arasına bunu düşünmeyi düşünmemiştim. Dışarı baktığımda havanın karardığını fark etmiştim. Ardından odama gittim ve yatağıma girip uykuya teslim oldum.

Ben Rabia. İlk hikayem. Yazım yanlışı varsa affedin. Bu arada yazdığım hikaye tamamen hayal ürünüdür. Karakterleri falan ben oluşturdum. İnşallah seversiniz.Yorumlarınızı bekliyorum...

Öpüldünüz.

NefesTempat cerita menjadi hidup. Temukan sekarang