Nefes kesen hızla koştum. Ciğerlerime dolan sigara kokusundan bıkmışlığım gün yüzüne çıkarken bir kez daha söylemek istedim nasıl güzel olduğunu. Tanıştığımız zaman dikkat ettiğim şey beyaz teniydi. Öpücükler kondurmak istedim her bir noktasına. Huylanırdı çok iyi biliyorum. Bende yapamadım zaten. Şimdi ise uzaklaşmak için çabalıyorum. Kırık bir kalp ile sevebilmek için koşuyorum bu sefer. Odamda duran madalyaların her biri bir şampiyonaya ait aslında. Ama ben bu sefer silah sesinden sonra başlamadım parkuru tamamlamaya. Onun asla benim için atmayacak kalbini duydum. Başkası benim yerimi alırken koştum durmadan. Gözlerinde gördüm o aşkı. Bitiremediği o güzel sevgiyi bana anlattığında liseden beri beni yangınlara sürükleyen aşkımı ayağı altında ezen Luhan'ı geride bırakıp çıktım evinden. Geri gelmezdi anılarım. Yaşadığımız bir sürü şey adına sineye çekmiştim aslında onu çoğu zaman. Ama adını heyecanlı sesiyle başkasının adı yanında söyleyince durdum. Bunu hiç istemesem bile durdum ve kalbi bir kere olsun beni kabul etmeyecek ondan yine uzaklaştım. Kalırsam biliyordum ki ben ona daha çok bağlanırdım. Kendimi üzmemek adına çekildim yolundan. Olsun dedim. Buna da neyse. Ben her şey gibi buna da alışırım nasılsa.
Gelen beni kırıyor.
Giden beni kırıyor.
Kalp kalp değil anasını satayım buz yani. Kırılmak için yapılmış bir de çekici kola bardağına atılmak için sırada bekliyor gibiydi. Yapılan tüm hatalar, yanlış insanlar beni buluyordu her zaman.
Fakat bende buna izin verecek katsayı kalmadığı için kalbim buz olmadan çıktım evden. Bana onu hatırlatan her şeyden uzaklaşıp yeni bir yaşam kurma uğruna koştum. Çok uzağa, kendi evime bile gidemedim. Annem ve babamı kazada kaybettiğim günden beri yanımda olan Baekhyun hyung aklıma gelince hemen taksiyi durdurup onun adresini verdim. Şehir her zamanki ışıltısı, göz kamaştıran halleriyle gülümsüyordu. Pencereyi açıp elimi dışarı çıkardım. Sanki başka ülkeden seyahat için gelmiş şehri tanımaya çalışan bir turist gibiydim. Hoş bana kalsa burada durmak yerine bende başka bir ülkeye gidip kafamı dinlemeyi isterdim. Ama hayatım buradaydı. İşim, sevdiklerim, ailemin mezarları ve benim ölüden hallice hayatımın merkezi burasıyken adım atamazdım. Gözyaşlarım beni yeniden esir almaya başlamadan önce taksiciye parasını uzatıp indim. Derin bir nefes alıp apartmana daldıktan sonra 8. kata çıkmak için asansöre yöneldim. Zaten içimdeki deli fişek yerinde durmayan çılgınlıklarına son vermeyen birine dönmüşken kapalı bir yer ilgimi çekmiyordu. Asansörü boş verip merdivenlerden çıktım. Nefes nefese kaldığım dakikalar sonrasında kapıyı çalıp bana diyeceklerini bekledim. Ama o da sanki bunu bekliyormuş gibi beni içeri davet edip salona kadar eşlik etti. Bir şey dememesini biraz kendime gelmemi beklemesine yorup yüzümü yıkamak için banyoya geçtim. Suyu yüzüme çarpıp tükenmiş halime baktım.
Aynaya bakmak küçükken çok eğlenceli gelirdi. Annemin makyaj malzemeleri ile palyaço yapardım kendimi ama 5. sınıfta beni bırakıp gittiği zaman güldürmeyi bıraktım. Havluyu alıp içeri geçtiğimde kendisine yaptığı kahveden benim içinde bir bardak koyup getirdiğinde ağlamak için saniye sayarak düşen yaşları silip buruk bir gülücük sundum.
"Olmadı değil mi?"
Luhan'ı lise birinci sınıftan beri tanıdığımı ve ona nasıl aşık olduğumu anlatmıştım aslında. Lise son sınıfta açılmak için onu gördüğüm zaman bayıldığımdan ve hastanedeyken seni seviyorum lan diye gerizekalıca bağırdığımdan da haberi vardı elbette. Hyung olarak her konuda bilgiye sahip oluşu zaten Chanyeol hyungu aşık etmesi için yetiyordu bile. Nişanlısı iş seyahatine çıktığı için kalmama izin verdiği gibi bir gerçek yüzüme çarparken en kısa zamanda kendime kalacak bir yer bulmam gerektiğini de biliyordum.
YOU ARE READING
Change | Sekai
FanfictionKoştum. Kalbim kırıkken, bir daha aşık olamam derken bildiğim her şeyden kaçtım. Sonra ne mi oldu dersiniz? Birden hayatıma bodoslama daldı. Bende yeniden çok sevdim. Ve değiştim.
