☾
''Kötü yola düşmüş gecelerden geliyorum.Kusura bakma gözlerim biraz kirli.''
Küçük İskender~~
Puslu bir gece yarısı sokaktayım. Saçlarımı savuran bir rüzgar vardı. Havadaki bulutlar tabiri caizse bana göre simsiyahtı.Olmazdı aslında değil mi ? herkes gri der ya da beyaz der.Ben de hep tam tersi simsiyah diye cevap verirdim.Farklı olduğumun kanısındayım.
Kararlarım kendime göre kimseye danışmadan yapan bir kişiliğe sahiptim.Sayılmaz kara günlere sahiptim.Çünkü seviyordum böyle olmayı. Aslında herkesin aynı çemberde dönüp duran hayat, benimkiyse bambaşka olan bir hayata sürüklenerek değişmemdi. Küçükken ayakta kalmak için sert durmayı öğrenenler kesimindeydim. Herkes ya güler ya ağlardı bende pek fazla olmayan üçüncü kesişi seçenlerdenim.
Hepsi bir arada kahve gibiydim. Küçüklerin o okulluk hayali bende bu zamana kadar olmadı.Olmayacakta...
Çünkü ben çok değişik büyütüldüm. Paraya ihtiyacım vardı. Küçük çocuklar dışarıda top oynarken ben oynamıyordum. Çocuklar ders işlerken ben sadece bir eğitim alıyordum o kadar. Karanlığın adımları yedi yaşımda başladı.
O günlere dönelim ; Hiç tanımadığım Karin ailesiydi. Beni yetimhanede çok severek almışlardı.Onların evine ayak bastığımda çocuk olarak şaşırmıştım ki yalıydı. İçerisi göz kamaştırıcı şekilde ışıl ışıldı.Hayatımda bu kadar zenginliği görmem hayaldi aslında.Kat kattı. Sayılamayacak kadar oda vardı. Adını bilmediğim anne kucağına aldığı gibi merdivenlerden yukarı çıktık.En son sol kapıya ilerledik.
''İşte senin odan burası''dedi.
Benim sesim çıkmıyordu.Çekingen bir çocuktum.İçime kapanıktım.Işıkları açar açmaz ben kendimden geçmiştim. Harikalar diyarından farksızdı.Oyuncaklar binbir çeşit odanın rengi, tavanın üç boyutlu oluşu ne ararsan vardı. Koridorlar ve giriş yerlerinde hiç halı olmamasına rağmen pırıl pırıldı gözümde. Sesleri duymamak imkansız. Ve odaya yaklaşan o ayak sesiyle birisinin yaklaştığını seziyorum. Bir an o ürpertiyle kadına sarılmıştım.
''Korkma baban o yanına geliyor'' diye fısıldadı.
Ama sezgilerim kuvvetliymiş ki.Odanın kapısında belirdi.Gözleriyle tehdit mesajı vardı.Tehlikeli olduğunu bildiriyordu.Yanıma usulca yaklaştı. Sesi soğuk ve sertti.
''Meraba çocuk.''dedi.Saçlarımı hızla dokunarak birden sarstı.Düşecek gibi olmuştum.
Kerın sinirlenerek ''Ne yapıyorsun biraz daha iyi davransan iyi olur. ''
Adamsa ''Eee yeter sizi çekecek halim yok şuanda. Neyse benim işim gücüm var.''
Akşam olmuştu bu evdeki pencereler boydan boya ve neredeyse perde yoktu.Etrafı incelemek istiyordum. Odamın kapısını açarak koridor kısmında dolanmaya başladım. Bir kırmızı kapı vardı en başta sağ girişte.Gözlerim oraya yönelmişti. Yavaş yavaş oraya yaklaşıyordum.Her kapıdan farklı olması acayipti. Tam kapının önüne geldiğim an vazoya çarptım. Yere düşmüştüm.
''Çattt ''diye kırılmıştı vazo.Belkide en değerli vazolardandı.
''Bu ses de ne böyle'' diye aşağıdakiler telaşlanmışlardı.
Bense ağlıyordum kırılan vazon bileğimi kesmişti düşerken.Ve olmayacak birisi belirmişti arkamda.
''Bu da kimdi ? ''ayağımın acısı kalkamıyordum bir türlü. Önce kucağına aldığı gibi adımları hızlanırken ağzımı kapatarak susturdu.Kestirme vardı evde karanlığa doğru ilerliyorduk kimseyi göremiyordum.Sadece seslerimi hayal mayal hatırlar gibiyim.Nefes alamıyordum.
''Seni serseri ne yapmaya çalışıyorsun burada '' katı bir şekilde.diye gözlerindeki bakış çok korkutucuydu.
Hiç bilmediğim karanlık yerlerden geçiyorduk. Bu adam bana ne yapacaktı. Kıpkırmızı olmuştum. Boğazımda ki sesler yetmiyordu çığlık atmaktan.Nefesim tükenmişti.
''Seni baştan almamam gerekirdi sus lanet olasıca.''dedi.
Gözlerim korkudan bitab düşmüştü. Loş karanlıktı hiç kimsenin göremeyeceği, hiç kimsenin dahi duyamacağı yerdeydim.Ve her yer benim sesimle dolup taşıyordu.
Vurma!! diye yankılanan seslerimle iç içeydik.Hala hareket haldeydim.Bırakması için sadece tepiniyordum gücüm yetmiyordu.
''Bırak benii'' çığlık çığlığa bağırmamla.
''Eee yeter bee '' kucağından hızlı bir şekilde bıraktığı gibi kafamı fena şekilde duvara vurmuştum.
''AAAAaaaaa'' başımdan ciddi bir yara almıştım.
Burası kapkaranlıktı ve kötü kokuyordu.Yerler kırık dökük şekildeydi.Çukur yerlerde su birikintisi vardı.Duvarlar simsiyah ve hiçbir ışık yada cam yoktu.
''Seni canavar çocuk seni ne yapıyordun orada '' dedi.
Ağlamaktan cevap dahi verememiştim.Sesim titriyordu korkmuştum. Ve devam ediyordu konuşmalarına.Bir kere daha sordu.
''Ne arıyordun orada küçük velet. ''öfkelenerek.
Ben yine susmuştum. Yan tarafta ki kirli masanın yanına ilerledi.Karanlıktan göremiyordum sadece eline aldığı şeyi sürterek yaklaşıyordu.
''Ne olur yapma'' diyerek bağırıyordum.
Demirden yapılmış sopayı aldığı gibi bana vurmaya başlamıştı.Kollarımla kendimi korumaya çalışıyordum. O bağırışlarımı hırıltılarımı hiç unutamam. Beynime kazınmış resmen gün gibi gelir aklıma.O kadar çok kötü vuruyordu ki ağzımda ki kanlar akmaya başlamıştı. Bacağım, kollarım mosmor bir şekildeydi.
En son yumruğuyla darbe aldığım da gözüm resmen kör olmuş gibiydi. Son anda demir sopayı yere atıp.Acımasızca o siyah kundura ayakkabılarıyla tekmelemeye başladı. O devam ettikçe kanayan yerlerim sadece sızlıyordu. Halisinasyon görür gibi olmuştum o sıra. Ve acımıyordu, daha da önemlisi hissetmiyordum. Çünkü kendimi koruyamadan karanlığın dipsiz bucağında bayılmıştım.
YOU ARE READING
Karanlık
FanfictionKaranlığın içinde yürümeye var mısınız ? ... .. . Hazırsanız başlayalım. . Tüm hakları saklıdır. @Chanist
