'Onu bana yaz Allah'ım... Onu bana yaz...,'
Her gece aynı duayı ederim. Her gece onu dilerim, her gece onu tekrar severim. İşte ben böyleyim. Dere'ye aşık Ayça. Ve o da bana kardeş gözüyle bakıp sevgililerinden bahseden Dere. Dere'm. Kahve değil, toprak gözlüm. Benim sevdiceğim. Ve sevmekten vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğim...
Sabah kalktığımda saate baktım ve daha erken olduğuna karar verdim. Okula 8'de gidiyorum ve saat daha 7. Yine de kalktım üstümü giyindim. Kahvaltı yaptım ve telefonumu elime alıp Dere'ye mesaj attım.
"Günaydın!"
Ve cevap her zamanki gibi 5 dk. sonra geldi.
"Sana da günaydın."
Bana da günaydın.
"Hazır mısın? Bu gün biraz erken çıkalım."
"Olur. Bekle beş dakikaya sizin kapının önündeyim."
Okula her zaman birlikte giderdik. Okula giden yolun bir kısmı biraz taşlık olduğu ve bende biraz sakar olduğum için her oradan geçmemizde elimi tutar o yolu geçince geri bırakırdı. Bazen o yolun hiç bitmemesini istemişimdir.
Yeni aldığım hafif topuklu botlarımı da ayağına geçirdim, montumu giyip Dere'nin doğum günümde aldığı kırmızı beremi de takıp hazırlığımı tamamladım.
Kapı zili tam 5 dakika sonra çaldı. Bu çocuğu işte bu yüzden seviyordum.
"Çok beklettim mi?"
"Hayır da bu ne hal?"
"Sen daha düz taban ayakkabıyla düşüyon, bunlar nasıl yürüyeceksin? Ayağını kırıpta iş açma başıma."
"Niye yani alışacağım, hem neden senin başına iş açıyormuşum? Sahi yakışmamış mı? "
"Sana yakışmıyor."
Anladım ben seni. Senin yine öküzlüğün üstünde. Napalım katlanmayacaz. Biz tribimizi atalım, o yaptığı yanlışı anlasın. Normalde sık trip atmam (!) ama atınca da oturttururum. Hıh!
"Öyle mi? Neyse boşver sene. Sevgilin bekler sen onun yanına git. Ben tek başıma da idare ederim. Hem böylece başına da iş açmam."
Dedi ve ilerledi kız arkasına bakmadan...
Biliyorum ki o bana dayanamaz...
"Ya tamam gel şuraya. Bişey demedim hemen atar yapma."
Cevap vermeden ilerledim. Gelecek o benim yanıma. Sonuçta aynı sırada oturuyoruz. Yine de böyle demesi gerçekten canımı yakmıştı.
Pislik, gamzeli, tatlı şeytan!
Yoluma devam ettim.Ama yavaş yavaş yürüdüm. Onun bana yetişmesini, beni önemseyip kalbimi geri kazanmaya çalıştığını görmek istiyordum. Özellikle de gözlerinin içinde kendimi görmek istiyordum.
Belki de bu kadar önemsememeli, kendimi bu kadar yıpratmamalıydım. Ama elimde değildi ki! İstemsizce seviyordum onu. Kendime, ona olan sevgime karşı koyamıyordum. Tam bu sever kızacağım, bitireceğim, sevgimi kalbime gömeceğim derken gözlerini gözlerime dikip tekrar sevdiriyordu kendini. Ondan vazgeçmek mümkün değildi. Hoş, ben ondan vazgeçmeyi gerçekten istiyor muydum bundan da emin değilim doğrusu.
Aklımda "Acaba gelecek mi? " sorusu dolanıp cevap ararken kolumdan tuttu ve kendine döndürdü. Gözlerimi gözlerine diktim ve bekledim. Birşey söylemedim. Onu bekledim. Sesini duymayı bekledim. bu güzel anı saçma bir konuşmayla bozmak istemiyordum. Kendini hazır edince biraz suçlayıcı, biraz üzgün, biraz pişman bir ses tonuyla gözlerini gözlerimden ayırmadan konuştu.
YOU ARE READING
AYDER
ChickLit"Keşke seni sevdiğini bağıran o gibi olabilseydim, keşke bunları yapacak kadar cesaretim olsaydı. Ama yok işte, kaybetmekten korktum çünkü" ********** Deliren bir Ayça, delirten bir Dere, etraftaki kızlar, mantığının bile terk ettigi bir Ahmet. Bura...
