Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.
Birçok hikaye ve efsanelere konu almış bir şehir. Birçok şairin ilham kaynağı, aşıkların yeditepesi, imparatorların taht merkezi... İstanbul birçok şeydir ve birçok şeyi de hatırlatır insanlara. Ama İstanbul benim için hep bir esir şehir olarak kalacak yüreğimde ve de hep hüznü ve esareti çağrıştıracak bana. İsterseniz size biraz kendimden bahsetmek isterim.
Ben bir Paşazadenin oğlu olarak 1898 senesinde ailemin yedi çocuğundan altıncı çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam bana hiç unutamadığı ve aslında hiç de tanımadığı kardeşinin ismini verdi, Mustafa.
Çocukluğum sıradan bir şekilde seyrinde giderken babam ben 9 yaşındayken tüberkülozdan öldü. Annem ise onun ölümünden sonra aklını yitirdi ve akıl hastanesine yatırıldı. Ondan iki sene sonra ise hastanenin bahçesinde bileklerini taşlar ile keserek intihar etti. Ben ise en büyük ağabeyim olan İrfan'ın yanında yaşamaya başladım.
1913 yılında , okumakta olduğum Kabataş Lisesinden ayrıldım . Bunu neden yaptığımı şimdi düşünüyorum da gerçekten hiç anlamıyorum. Belki babamın vefatı, annemin aklını yitirişi, İmparatorluğun içinde bulunduğu sıkıntı ve gerilim ve patlak veren Balkan Harbi ve dahi de bu harpte şehit düşen ağabeyim İrfan... Bunların hepsi bende kapatılamaz birer yara açmıştı belki de. Sağlıklı düşünemiyordum artık.
Okulu bıraktıktan sonra Üsküdar'da nam salmış Üsküdarlı Kemal ve Ayı Abdullah'ın yanında takılmaya başladım. Beni kardeşleri gibi gördüler, koruyup kolladılar. Artık ben de genç yaşıma rağmen onlar gibi bir Külhanbeyi, bir Kabadayı olmuştum. Hayat böyle devam ederken bir gün Cihan Harbi patlak verdi. Hükumet(İttihat ve Terakki), İmparatorluğun savaşa sokma niyetindeydi ve bunun lehine işler ve propagandalar yapıyorlardı Bir kesim aydın ve halk ise savaş karşıtı eylemlerde bulunuyordu ve hükumet bunların hepsini tutuklayıp mapusa tıkıyorlardı. O dönemde mapuslarda bir sürü fikir suçluları vardı. Onlardan biri de bendim.
Üç yıl aradan sonra, İngilizlerin 13 Kasım 1918 tarihinde İstanbul'u işgal etmesiyle İngilizlerin yaptığı ilk işlerden biri de , mapuslarda bulunan siyasi suçluları genel af ilan edip serbest bırakmak ve hepsini birer İngiliz muhipleri yapmak idi. Evet genel af ile serbest kaldık lakin İngiliz muhipleri olmadık evelallah. Mapustan çıktıktan sonra ise beni çok farklı bir hayat bekliyordu ve çok farklı da bir şehir...