Otobüsteyim. Önümde küçük bir erkek çocuk. mevsimden ilham almış olmalı, kardan adam çiziyor camın buğusuna. Başımı yaslıyorum cama ve atkı doluyorum ben de kardan adama. Tebessüm ediyorum kücük parmakların beyaz tuvaline. Çocuk iniyor. Kalktıgı koltuğa bir adam oturuyor ve dışarıyı seyredebilmek için kardan adamı ceketinin koluyla siliyor.
Otobüsten iniyorum. Yürüyorum. Köşede zayıf bir adam. Gözaltları ve yanakları çökmüş. Kucağına dökülen pamuk,sakalı. Kırmızı bir kıyafet üzerinde, Noel Baba görüntüsünde bir çelişki.
Giriyorum ara sokağa, karlı akşam karanlığında. İletisimsizleşen figürlerin apartmanlarında pencereler açık. Bir şeyler göstermek istiyorlar. Yanıpta tekrar sönen parıltılı yılbaşının plastik ağaçları. Ağaçlar plastikten.
Yürüyorum. Ben böyle miydim hep? Hep böyleydim. Sevemedim bayramları, kutlamaları. Işıklar, şekerler, rengârenk mendiller. Heyecanlandırmıyorlardı beni.
Zaman ilerledikçe, geçmiş bayramlarda merhaba demeden elini dudaklarıma uzatanların çoğunun öldügünü düşündüm. Elini öpecegim insanı o zamandan seçerdim ben.
Yürüyorum. Çelişkilerini izleyerek mutlulukların ve nedense gülümsüyorum uluorta sırıtan çirkinligine.
Yeni bir yıl.. Bir yıl nasıl yeni olabilir diyorum Murat hapisteyken.
Popüler kültür ve ithal merasimlerinize söverken aklıma Valentine' in günü geliyor.
Başarıyorlar mı? Başarıyorlar. Herbirinizin eline aynı gün tutuşturulan çiçeklerle sevginizi bayağılaştırmayı. Başarıyorlar.
Yol bitiyor.Evdeyim. Elimdeki tek varlık, çeliskilerimin yükü.. kızım dokuz yaşında. Benden on liralık yılbaşı ağacı almamı istiyor. Yürüyorum. Suskunlaştıkça ben başardıklarını görüyorum.
