O sabah da sokakta yürüyordum. Sadece biraz daha hızlıydım. Çünkü yetişmem gereken bir iş görüşmesi vardı.
Adımlarım gittikçe hızlanıyordu. Bu yüzden önüme bile bakmadan yürümeye başlamıştım. Sürekli birilerine çarpıp "Pardon!" ya da "Affedersiniz!" gibi kelimelerle geçiştiriyordum.
En son çarptığım adam kolumu tuttu ve ortalıkta "O sensin!" diye bağırmaya başladı. Şaşırmıştım. Buna karşılık "Affedersiniz, yetişmem gereken bir iş görüşmesi var. Bırakır mısınız beni. Galiba birisiyle karıştırdınız." gibi şeyler mırıldanmaya başladım.
Sonra etrafına bakındı ve "Gitmemiz gerek. Benimle gel." diye fısıldadı. Kaşları hafif çatılmıştı ve lacivert olduğunu anladığım gözleri hala merakla etrafı inceliyordu.
O gözler en son beni buldu ve cevap vermediğimi fark etmiş olacak ki "Haydi. Gitmeliyiz." dedi tekrar.
Kolumu hırsla çektim adamın ellerinden ama yaptıklarımı umursamazmış gibi bir ifadesi vardı yüzünde.
"Bakın beyefendi. Beni kime benzettiğinizi bilmiyorum ama sandığınız kişi olmadığıma eminim. Hem sizi tanımıyorum bile." deyip hafifçe geri çekildim ve onu incelemeye koyuldum.
Saçları kısaydı. Ama uzun süre terlemekten dolayı bir tutamı alnına doğru aykırı olarak kıvrılmıştı. Teni buğday rengiydi. Saçları eğer çok dikkatli bakmazsanız siyah gibi görünebilecek kadar koyu bir kahverengiydi.
Bakışlarım gözlerine çıkınca onun da beni inceliyor olduğunu fark ettim. Ama sessizlik sinirini bozmuş olacak ki "Gayet de sandığım kişisin." dedi bıkkın bir sesle. Sonra "Geliyor musun, gelmiyor musun?" diye sordu birkaç adım ilerleyip.
"Birincisi, daha kim olduğunu bile bilmiyorum. İkincisi, çok önemli bir iş görüşmem var. Üçüncüsü de, tanımadığım insanlarla birlikte bir yerlere gitmek gibi huylarım yoktur." Bu cümlelerimi söylerken kaşlarım kibirle havalanmıştı.
Söylediklerimi kısa bir süre kafasında tarttı ve hışımla bana doğru dönüp "Adım Cenk. Cenk İlran. Oldu mu Mira?" diye fısıldadı.
Bir süre yüzüne sorgular gibi baktım. Adımı nereden bildiğini söylememişti. Ya da nereden geldiğini. Onu tanıyıp tanımamam gerektiğini.
Adının Cenk olduğunu öğrendiğim, yaklaşık 23 yaşında gibi görünen bir adamı takip ettim sonra. Siyah ve pahalı olduğu çok belli olan bir arabaya bindik.
Bu kadar basit bir şeyin arkasından ne gibi olaylar çıkacağından habersiz bir şekilde yolu izliyordum.
Aklıma esen düşünceyle "Müzik açabilir miyim?" diye sordum. Olumlu anlamda kafasını salladığını gözümün ucuyla görmüştüm. Ardından radyoyu açtım. Birkaç kanal değiştirdikten sonra hafif gitar melodileri eşliğinde James Bay – Let It Go'nun çaldığını duyup koltukta yavaşça arkama yaslandım.
O an bir şey kafama dank etti. Bir yabancının arabasındaydım ve beni hiç bilmediğim bir yerlere götürdüğünden adım gibi emindim.
"Nereye gidiyoruz?"
Sorumun ardından arabayı sağa çekti ve bana doğru dönüp konuşmaya başladı. "Her şeyin başladığı ve seninde ait olduğunu bildiğin yere."
Sesi çok sakin çıkıyordu.
Başta fark edememiştim. Ama bana çok tanıdık gelen bir yüzü vardı. Birkaç saniye daha bana bakıp kafasını çevirdi. Elleriyle direksiyonu kavradı ve yavaşça çevirdi. O konuşmadı. Ben de bir şey demedim. Müziğin hafif tınısıyla yola devam ettik.
YOU ARE READING
ANILAR ÇIKMAZI
FantasyYolda çarptığı bir adam yüzünden bütün hayatı altüst olmuştu. Her şey gittikçe daha gizemli bir hale gelmeye başlamıştı. Güçler çıkmıştı ortaya. Ama sorun şuydu ki o bütün bunlarla nasıl başedebilecekti? Bütün hayatını geride bırakabilecek miydi? Ar...
