''Biri şu telefona baksın!'' Kimsede bir hareketlenme olmayınca ablam daha da sinirlenmişti
''Enise şu değersiz kıçını kaldır ve telefona bak!'' Onu sinirlendirmek hoşuma gittiği için değil, kalkmaya üşendiğim için sözünü dinlemiyordum. Ama onun sesi telefondan daha rahatsız edici olduğu için kalkmak zorunda kaldım.
''Sesini alarm yapmalıyız. Kalkmayan kalmaz.'' diye söylenirken telefonu açtım.
''Buyurun?''
''Enise BAŞAR ile mi görüşüyorum?''
''Evet, benim.''
***
''Furkan, oğlum telefonun çalıyor. Kalk hadi.''
''Saat kaç?''dedim uykulu sesimle.
''15.07'' dediğinde ''Ya kim bu saatte arayan dengesiz? İnsanların uyuyor olabileceğini düşünmüyor mu acaba.'' dedikten sonra başımı yastığımın altına koydum.
''İnsanlar senin gibi 24 saat uyumuyor oğlum. Kalkta şu telefona bak, bu kaçıncı arayışı. Önemli olabilir.'' Yastığı başımdan çektiğinde oflayarak telefonu açıp kulağıma götürdüm. Pozisyonumu hiç bozmadan yatakta uzanıyordum.
''Furkan KOÇAK ile mi görüşüyorum.''
''Ta kendisi.''
***
''Sonbaharda yapraklar sararırken, sende yeşile bürünür AŞK.'' Mikrofon niyetine tuttuğum tarağımı daha sıkı kavrayıp yatağın üzerinde zıplamaya başladım.
''İstersen yak, dağıt, savur beni yarala. Al bütün varım, yo-'' Telefonun çalmasıyla şarkım yarım kalmıştı.
''Ya ama en sevdiğim yerde aranır mı?'' diyerek telefonu açtığımda karşıdaki biraz erkeksi, biraz yumuşak ses ''Anlamadım?'' dedi.
''Kaç kere söyleyeceğim? Şarkımın bölünmesinden nefret ederim. Bir daha beni arayacağın zaman şarkımın bitmesini bekle.'' dediğimde ''Üzgünüm. Ben Rüya AKBULUT ile mi görüşüyorum?''
''Hayır. Ben şarkımın bölünmesinden hoşlanmayan, birazda tatlı -aslında çok ama mütevazilik yapıyorum- ama bir o kadar başarılı Rüya AKBULUT. Buyurun, ne istemiştiniz?''
***
Elektro gitarımın ayarlarını düzeltip çalmaya başladığımda çok bir süre geçmeden ses kesildi. Arkamı döndüğümde elindeki fişi tutup boşta kalan elini de beline koyan anneme baktım.
''Oğlum senin yarın İngilizce sınavın yok mu? Şu manyak gitarı bırakıp dersine çalışamaz mısın artık?'' Sırıtarak anneme baktığımda oda gülmüştü ''Niye gülüyorsun? Komik mi geldi söylediklerim?''
''Annem ya'' diyerek ona sarıldım. ''Onun adı manyak gitar değil, elektro gitar.'' dediğimde ''Ben ne anlayayım manyak şeylerden.'' Telefonum çaldığında annemden ayrılıp masanın üzerinde duran telefonu aldım. Ekrandaki numarayı gördüğümde ''Bu kim şimdi?'' dememle annemin de dikkatini çekmişti. Telefonu açıp kulağıma götürdüm ''Alo?''
''Alo. Enes BİNGÖL ile mi görüşüyorum?''
''Evet?''
''Merhaba Enes Bey. Ben Onur Kolejinin müdür yardımcısıyım. Okulumuzca yeni bir etkinlik yapıyoruz. Biliyorsunuz ki Onur Koleji şimdiye kadar hep başarılı öğrenciler ile çalıştı. Biz başarısız öğrencilere eğitim vererek onları da başarılı bir şekilde mezun etmek istiyoruz. Ve bu yüzden İstanbul'un en başarısız öğrencileri olarak dört kişiyi seçtik.''
-----
Yeni bir hikaye, yeni bir başlangıç. Umarım beğenirsiniz.
YOU ARE READING
ÖMÜRLÜK KELEBEK
HumorKelebek gibi özgür olup bir gün yaşamak mı? Kafeste korunup uzun ömürlü olmak mı?
