Adsız Bölüm

12 0 0
                                        


Evet bu bölümün adı yok. Adsız bölüm.

Eskilere gidiyorum. Bölümün başına bir olay gelmesini bekliyorum. Boğaç Han'ın boğayı devirdikten sonra adını almış olması gibi belki bu bölümün adı da 'Bölüç' olur. Gerçi saçma oldu ama neyse işte öyle birşey...

Şimdi gözlerim açık. Sandalyede oturuyorum. Fakat hayalen dışarıdayım. Beton bir merdivene oturmuş dar sokakta olanları izliyorum. yol taştan yapılmış. Öyle hepsi aynı olan kilit taşlardan değil. Özenle seçilmiş, belki birkaç yeri yontulmuş, elle döşenmiş, neredeyse her biri üzerine ustasının veya çırağının teri damlamış taşlar. Renkleri değişik tabi. Üzerinde top oynayan çocuklar. Sayayım bir iki üçmmmhm mhm ıtı tam yedi çocuk. Biri kaleci. İki taşın üst üste konmasıyla oluşan direklerin arasından topun geçmesini engellemek onun görevi. Şimdi futboldan bahsedecek değiliz tabi. Çocuklar koca bir sahada oynarmış gibi birbirlerine bağıra çağıra, nefes nefese oynayadursunlar birkaç adım ötelerinde kaldırıma serilmiş ufak bir kilimin üzerinde küçük oyuncak bebekler hararetli bir çalışmaya tutuşmuş. Orası mutfak olmalı. Kilimin diğer tarafında ise hazırlık var. Sanırım bir grup diğer gruba misafirliğe gidecek. Bebeklerin saçları taranıyor, elbiseleri değiştiriliyor vesaire... Yeniden misafir bekleyen eve dönüyoruz. Şu kıvırcık saçlı olan kız, anne rolü oynuyor olmalı. Diğeri ise kızı... O küçük elleri nasıl da hızlı hızlı işler yaptırıyorlar o nefes almayan plastik ya da bezden yapılmış arkadaşlarına. Halbuki hazırlanan tayfa hiç de aceleci görünmüyordu. Ev hali demek ki. Fazla dağılmış olmalı...

Binanın gölgesi çekiyor dikkatimi. Başımı yukarı kaldırıyorum. Bir kedi kiremitlerin kenarında usta cambazlara taş çıkartırcasına keyifle yürüyor. Onun üzerinde gölge yok. Güneşin tadını yürüyerek çıkarıyor olmalı. Şu kırık kiremit pek de hoş durmuyor açıkçası. Albay Salih Amcanın gözünden kaçmış olmalı. Yoksa emekli asker nasıl olur da onu o halde bırakabilir.  En azından Salih Amca bırakmaz.  Biraz daha sola doğru gidince duvarda oluşan çatlak gözüme vuruyor. Evet evet vuruyor. 'Bon burdoyom' dermiş gibi dikkat çekmeye çalışıyor. Onu takip edince ahşap pencerenin kaba pervazında bittiğini fark ediyorum. Artistlik de bir yere kadar tabi. 

Pencerenin pervazları yağmur, kar, güneş göre göre renk değiştirmiş, eskimiş, yer yer kabarmış. Fakat çerçevelere gelince durum değişiyor. Rengi yine aynı fakat daha temiz daha bakımlı. Çünkü evin orta yaşlı sahibesi Müge Hanım, çiçekleri için kullandığı yerin temiz olmasını ister. Yani her pencerenin. Evet evin dört penceresi de çiçek sahibi...

Başım yeniden önüme düşüyor. Çocukların sesleri kesiliyor yavaş yavaş. Güneş ışığı çekiliyor ve ben sıçrıyorum. Koltuğuma yeniden yerleşip işime dönmek için kendimi hazırlıyorum. Hayaller de olmasa nasıl gideriz olmak istediğimiz zamanlara, gitmek istediğimiz mekanlara?...

İçimden dışarıStories to obsess over. Discover now