TEPEGÖZ

248 24 6
                                        

GİRİŞ BÖLÜM:
Sonun Başlangıcı

Tepegözün pis başını sürüyüp alanın ortasına getirirler. Tüm Oğuz halkı bir yürek olmuştur. Basat'ı kucaklarlar. Basat Oğuz'u kurtarmıştır, onları sonsuza dek var olacak özgürlüklerine kavuşturmuştur. Oğuz arasında bir yürek sevincidir başlamıştır...

BİRİNCİ BÖLÜM:
Hasan'ın rüyası

Hasan, telaşla uyandı. Bu gördüğü ilk rüya değildi. Üç gündür aynı rüyayı görüyordu. "Yardım edin!" "Ne olur yardım edin!" diye bir ses geliyordu. Yatağından kalktı. Elini, yüzünü yıkadı. Artık uykusu kaçmıştı. Kendi kendine; "acaba deliriyor muyum?" diye sordu.

İşten çıkalı daha bir hafta olmuştu. Sanki, tüm işler yüzüne kapanmıştı. Tek başına yaşıyordu. Annesi ve babası, o daha yedi yaşındayken, evlerinin yanması sonucu ölmüştü. Gözleri doldu. "Belkide gördüğüm o rüyalar, annem ve babamı fazlasıyla özlediğimden kaynaklanmıştır." diye düşündü...

Yine aynı ses, ama bu sefer uyanıktı... Ve ses çok yakından geliyordu. "Yardım edin! Ne olur yardım edin." Şafak sökmek üzereydi. Ses avludan geliyordu. Kapıyı açıp, merdivenlerden inmeye başladı. Merdivenin sonundaki abbaranın altından geçti. Ve nihayet büyük avluya varmıştı. Bağırdı;

-Hey! Nerdesin? Kimsin?

-Kuyunun içindeyim.

Küçük bir kız sesiydi, içerden gelen ses.

-Tamam, hareket etme geliyorum. Diye bağırdı.

Hemen koştu. Bir halat bulup, kuyunun yanındaki ağaca bağladı. Ve aşağı doğru inmeye başladı. Kuyu oldukça geniş ve derin bir kuyuydu. Yaklaşık on metreye kadar indi. Nihayet sona varmıştı.

"Hey! Küçük kız nerdesin?"

Hiç ses gelmiyordu. Elindeki feneri açtı. Etrafa bakmaya başladi. Ama gözleri kimseyi göremedi.
Üç metre çapındaki bu kuyuda hiç su yoktu. Hayalinde canlandırmaya çalıştı. Çocukluğundan beri, bu kuyudan hiç su gelmemişti. Tam yukarıya çıkmaya çalışıyordu ki, gözleri bir maddeye takıldı. Bir sigara paketi ebatında, girintili çıkıntılı, üç tane hilalin, birbirine çapraz bağlanmış gibi bir işaret vardı üzerinde. Altın gibi parlıyordu. Hasan, o şeyi cebine koyup yukarıya çıktı...

Eve gidince ilk işi o maddenin ne anlama geldiğini bulmaya çalışmak oldu. Bilgisayarını açtı. Resmini çektiği o maddenin fotoğrafını googleden araştırmaya başladı. Bu bir anahtardı. Artuklu hükümdarı Salih Mahmud 1370 senesinde bu anahtarla bir sandığı mühürlemiş ve asla hiç kimsenin açmamasını emretmiştir.
O şeyin, bir Anahtar olduğunu ve o anahtarın, ne işe yaradığını öğrendikten sonra, bu sefer sandığın nerde olduğunu araştırmaya başladı. Gözlerine inanamıyordu. Çünkü o çok merak ettiği sandık, internet sitelerine göre MARDİN'deki KASR-I SOR'da yani yaşadığı evin avlusundaki, az önce inip çıktığı kuyadaymış...

BEĞENDİYSEN VE DEVAMINI İSTİYORSAN LÜTFEN OYLA VEYA. YORUM YAPARAK DESTEK OL

TEPEGÖZ'ÜN LANETİ #Wattys2016Histórias para pegar e não largar. Descubra agora