"Seni lanet çocuk!"
Bana bağıran kadına korkuyla baktım. Bu kolyeyi ben bulmuştum ve benim olacaktı. Kim bilir ne kadar değerliydi.
Üzerime yürüyüp almaya çalıştığında vermemeye kararlıydım.
"Beni zorlama çocuk!"
"Vermeyeceğim!"
"Metal kafa!"
diye bağırdı. Bu sevgilisiydi. Ev'in içerisinde herkesin bir lakabı olurdu. Bu, fiyakalı bir şeyde olabilirdi. Sıradan da. Benimkisinden ise nefret ediyordum. Metal kafa, içeri girip üzerime yürüdüğünde ona karşı koymamam gerektiğini biliyordum. Geçen sefer beni dövdüğünde ölmek için can atıyordum sonuçta.
Altın kolyeyi ona verdim. Yakın bir zamanda onun da şeytan sevgilisinin de gebermesini istiyordum. Onlar çıktığında odada yalnız kalmıştım.
Bu her zaman böyleydi zaten. Güçlü, zayıfı ezerdi. Kapıya yöneldiğimde ayaklarımdaki lastik ayakkabıların çıkardığı gıcık sese midemin gurultusu da eklenmişti. Ne zamandır yemek yemediğimi bilmiyordum
Burada birkaç lokma yemek bulabileceğimiz tek yer Kızıl'ın mutfağıydı ve oraya girebilmek neredeyse imkansızdı. Girsek bile Kızıl tarafından yakalanırsak onun malı haline gelirdik. Bu da isteyeceğimiz son şeydi.
Kızıl mı?
Omzuna dökülen saçlarını ve döktüğü kanları ifade eden bir lakaptı bu.
Kaslarıyla hava atmaya bayıldığı için daima üstsüz gezen, sırtı boylu boyunca fiyakalı dövmelerle kaplı eski bir antronördü. Ve kendisini buranın patronu ilan etmişti. O ne derse onu yapıyorduk. Bizden istediği şeylerin en masumu hırsızlıktı. Ama ben, her şeyi zorunda olduğum için yapıyordum. Bu değişecekti.
Değişmeliydi!
VOUS LISEZ
EV
AventureEv'deydim. Burada kimse anne yada babasını tanımazdı. Hatta çoğu kişinin nereden geldiği bile belli değildi. Her sabah erkenden uyanılır, para kazanabilmek için her türlü işe başvurulurdu. Burası ülkenin unutulmuş yeriydi ve burada asla iyi olamazd...
