bowl of blood and bottle of soul

89 9 9
                                        


   Sıcak tene temas eden soğuk eller,
   soğuk havaya bırakılan sıcak ve manasız bir nefes gibiydi, kızın her zaman gördüğü boş ve karanlık gökyüzü. Kız her gün soruyordu, yıldızlar ve ay nerede? Bu sorunun cevabı ise hep askıya alınıyordu tıpkı kızın gördüğü korku dolu rüyaları askıya alması gibi. Kız ruhunun dibinde bir cevap buluyordu ama bir türlü bunu kabullenemiyordu. Cevap kızın hep korktuğu şeydi, hep kaçtığı şeydi, "Şeytanın hizmetkârı"
Şeytan neydi? Onun kötü olduğunu biliyordu ama tam olarak neydi? Tüm insanlar günah işledikleri zaman onun hizmetkârı konumuna gelmez miydi? Şeytanın hizmetkârı ben miyim? Ben neyim? Soruları kızın kafasında tur atıyordu. Şeytan ise karanlık gökyüzünden kan kırmızısı gözleriyle kızı izleyip kafasındaki lanetli planları ne zaman uygulayacağını düşünüyordu. 
   

Hızlı bir geçişle gözlerinin önüne, karanlık gökyüzün içinde güçlükle seçilen kırmızı ve parlak gözler gelmişti. Gözünü kapayıp açtığında ise oraya yeniden gelmemişlerdi. Nasıl tuhaf bir yanılmacaydı bu. Fakat kız o gözlere doğru çekildiğini ya da yakında ona yalvaracağını bilmiyordu, onun kim olduğunu bilmediği gibi. Bu sırada şeytan yıllar önce önünde eğilmediği insanoğlundan birine hayranlıkla bakıyordu. Kim bilir belki de şeytan sandığınız kadar kötü değildir. Kötü olduğunu sandığınız şeyden daha kötüsü olduğunu unutmayınız. Dünyadaki tüm kötülüklerin sorumlusu şeytan değildi sonuçta. İnsanlar ve nefisleri bir de yukarıda sadece olanları izleyen Tanrıyı unutmamak lazım. O kadar insan ölürken Tanrı neredeydi? Kanlar topraklara su niyetine boşalırken, çocuklar katledilirken... Ama kötü Tanrı değildi tabiki Tanrı'nın tek hatası Karanlık ve Şeytanı birbirine mühürlemesi oldu. İki kötülük tüm bu felaketleri yarattı ki O bile durduramadı bu karmaşayı. Şeytan orada fakat karanlık nerede?

Çalıların arasından oldukça tanıdık bir ses kızı çağırıyordu.
"Tutkularına teslim ol Constance her zaman yaptığın gibi."
Aslında tanıdık ses ne şeytanın sesiydi ne de uğuldayan rüzgarın. Sadece annesi kızına "Constance neredesin?" Diye soruyordu. Çünkü kadın her sabah yaşadığı endişenin aynısını yaşıyordu. Kızın odasına gittiği zaman yastığa dağılmış saçlar yerine yere atılmış bir yorgan buluyordu ve kızını evde bulamıyordu. Kız ise ona fazlasıyla sahte gelen bu dünyadan kendini soyutlamış bir şekilde, titreyen kırmızı dudakları, parlayan gözleri ve gizlemeye çalıştığı arzularıyla gökyüzüne bakıyordu.
Anne yine kızını bulamayınca çökmüş omuzları ve acıyan ayakları ile rutubetli ahşap evine geri döndü.

Ve Kabil, Habil'i öldürdü. Ellerindeki istekle, yanındaki şeytanla, içindeki nefisle, gözlerindeki ve düşüncelerindeki karanlıkla. Tanrı ise Kabil'i ve onun soyunu lanetledi. Evet sonradan insanoğlunu iki şıklı bir sınavla* test etti ve iyiliğin olmasını istediği yeni bir çağ açtı. Ama unuttuğu bir şey vardı. Karanlık halen aynı yerde uyuyor ve şeytan tarafından uyandırılmayı bekliyordu.

Kız eve geldikten sonra annesi tarafından kiliseye götürülüyordu. Kızın buraya her geldiğinde olduğu gibi dudakları aralanmıştı ve ürkek bir tavırla görkemli binaya bakıyordu. Siyah demirden bir kapı ve şatoyu andıran duvarlar, ona sanki buraya ait değilsin ve hiçbir zaman olamayacaksın diyordu.
Kız, olabildiğince yavaş bir şekilde içeriye girdi. Burnuna dolan tütsü ve aromalı mum kokusu bu ortamdan tekrar ve tekrar tiksinmesini sağlamıştı. Onlar içeri girdiğinde kulaklarına dolan rahatsız edici ilahi, tüm hayatlarını manasız bir şekilde Tanrı'ya adayan rahibelerce söyleniyordu. Bunun anlamı ise birazdan Papaz'ın bir kitap dolusu saçmalığını dinlemek zorunda kalacaktı.

Beyaz gözyaşları acı ile doldurulmuş,
Kalbi ise karanlıkla solmuş,
Ve sokakları korku ele geçirmiş.

Küllerimiz şehiri sardığında,
Onlar bizim asla ölmeyeceğimizi bilemediler,
Tıpkı sonsuz hayatımızı nasıl harcadığımızı bilemedileri gibi...

Benim duyamadığım bir sesim var senin ise duyuramadığın bir sesin.

Benim şeytanım senin içinde
Senin soğuk karanlığın ise benim içimde
Ve zamanını güneşin altında uzanıp yıldızları hayal ederek zaman geçirmeni seviyorum, Constance.

Kız artık dayanamıyordu. Kararmaya başlayan gökyüzüne baktı ve "Merhaba, orada biri var mı? Merak ediyorum. Bana yanıt vermeyeceğini biliyorum ve üstünlük rolü oynayan Tanrı olmadığını da biliyorum. Sen farklısın, tıpkı benim gibi ve diğer insanlardan farklı olanların adı unutulur." Kendi kendine kahkaha attı ve "Lanet olası adımı bile bilmezlerken nasıl unutacaklar?" diye getirdi sözlerinin devamını. "Bu boka batmış dünyada en yakın olduğum şey bu korkulan karanlık ve orada olduğunu düşündüğüm kişi." Tüm söyleyeceği kelimeler içindeki paslı kafesten gözlerindeki yaşlarla beraber çıkmıştı. Yavaş adımlarla soğumaya başlayan kayalıktan uzaklaştı Constance. Yukarıda kızı izlemekte olan Şeytan'ın ona onaylarcasına "Evet, Constance bu yüzden seni her zaman en yakınımda tutacağım." Dediğinden habersizce.

satisfactionWhere stories live. Discover now