Hangi defter yaprağını çevirsem karalamışım,
Bulaşmış, ellerime günahın enva-ı kiri...
Yunmaya çalıştıkça yağmurlarla günleri,
Bulutları sayfalara sarmaya çalışmışım.
Dolaşmışım yeryüzünde fütursuzca,
Ne dağlar öğretebilmiş yüceliğin anlamını;
Ne karıncalar mütevazılığı.
Dost bellemişim bataklıkları, çukurları onca...
İhlâstan yoksun attım her adımı,
Boşandı gökler, aktı yıldızlar;
Mahsulledi toprak katar katar,
Bırakmasam da cihanda birini heybem dolmadı.
Dedim ki: İhtiyarlık Zülkarneyn'in erittiği dağda hapistir.
Yalanladı her kuru dal, yüzü solgun sonbahar.
Dediler ki: "Dağ sensin, beraat yakın, göz açıp kapayana kadar!"
Diyemeden şakaklarımda belirdi kar,
Kabullendim bu bir ihtiyarlık alâmetidir.
Sanma bu uyku tatlı, bu yatak sıcak kalacak,
Sıçrayarak bitecek bu debdebeli rüya,
Vuracağım o an başımı mezar taşına,
Anlatırcasına ömrü, rüzgâr üstümden bir avuç toprağı savuracak.
Yazılanlara iman etmedik.
Esafâ! Geceyi iğne ucu ışığa,
Gündüzü güneşin tutulmasına,
Ebedîyetiyse kelebeğin hayatına değiştik...
Serkan Başer
