Beğenmediğiniz yerleri yorum olarak yazarsanız sevinirim. Teşekkürler.
~°~1 BÖLÜM~°~
1 Ay önce
"Yapmadım Çağatay." diye bağırdım. Yapmamıştım. Onu aldatmamıştım. Beni tanıyordu. Yapmazdım ben, yapamazdım!
"Senden nefret ediyorum." bıçak kadar keskin olan bu sözleri karşısında afallamıştım. Boğazıma dizilen ardı arkası gelmeyen hıçkırıklarımı yutkunarak zapt etmeye çalıştım.
"Bu sadece bahanen değil mi Çağatay?"
"Aptal! Seni ne kadar sevdiğimi bilmiyor musun? Neden bahane olsun!?"
"Ben biliyorum da, sen beni sevdiğinden emin misin?" dedim sakince. Bütün duvarlarını üzerine çekmişti. Hiç bir duyguyu göremiyordum gözlerinde.
"Çağatay." deyip duraksadım. Doğru kelimeyi arıyordum söylemek için fakat inanmayacaktı. Bana inanmıyordu! "Yemin ederim!" diye devam ettirdim.
"Dediğim gibi! Senden nefret ediyorum! Sakın bir daha beni arama!" deyip sandalyeyi dizleri ile sertçe geriye ittirip kalktı. "Görüşürüz (!)" sesinde ki 'asla görüşmeyelim.' tınısını almıştım.
O giderken arkasından bakarak zapt ettiğim hıçkırıklarımı serbest bıraktım..
~Şuan~
"Koğuş kalk!"
"Ya Allah aşkına! Bir kere de insancıl uyandır be Mete!" diye homurdandım.
Mete, benden bir yaş küçük fakat kendisini evin reisi sanan tam bir baş belası erkek kardeşim.
"Kalksana kızım!" diye bağırdı. Bu çocuğun bana bir zaafı vardı. Normal değil bu çocuk.
"Belki kalkmıycam! Defol git." diye tıslayıp yorganıma Ian Somerhalder'e sarılıyormuşcasına sarıldım.
"Senin huzurunu bozmak benim için büyük bir zevk." deyip yorganımı asılmaya başladı.
"Ya bırak."
Götüm donuyordu!
"Bu ev ne zamandır bu kadar soğuk? Açın şu kaloriferleri! Sende bırak--" Mete'nin yorganı bırakmasıyla kafamı yatağımın kenarında olan duvara vurdum.
Elimi kafama götürüp "Bu duvarı buraya dikenin ta--" Sözümü yarıda kesip gözlerimi kıstım ve ağır çekimlerde Mete'ye döndüm "Gel lan buraya!" deyip yataktan atladım. Mete odamdan koşarak çıkmıştı bile..
"Sikeyim. Gelme lan!" diye bağırıyordu. Bu çocuğun göt korkusundan öldürecektim bir gün.
"Anne Mete küfür etti!" diye anneme sinyal gönderdim. Mutfağa geldiğimizde "Anne ablam bana şiddet gösteriyor." gözlerimi abartılı bir şekilde devirdim. Az önce atarlanan çocuk şimdi kuzu olmuştu. Küçük piç!
"Kızım kardeşinle iyi geçin."
"Kardeş mi? Kardeş mi? Bu çocuk beni öldürecek bir gün. Bu üvey falan mı anne?"
"Tövbe yarabbim!" diye inleyen annemin arkasından kıkırdadım. "Hadi, hadi çabuk oturun kahvaltıya." deyip çaylarımızı doldurmaya başladı annem.
Masaya göz gezdirdiğimde her şey harika gözüküyordu. Boğa burcu birisi olarak yaşam felsefemdi yemek yemek.
Sandalyeyi çekip oturdum. Dirseklerimi masaya koydum ve uykulu gözler ile etrafımı inceledim.
"Babam gelmiyor mu?"
"Erken çıktı baban oğlum." deyip annem de masaya oturdu.
Babam profesör bir doktordu ve bu yüzden maddi olarak durumumuz fazlasıyla iyiydi. -Mete denenin bile arabası vardı yani.- Annem çevirmenlik ile uğraşıyordu fakat bize zaman ayırabilmek için işinden ayrılmıştı bu yüzden yabancı dili körelmişti.
Tabağıma çeşitli kahvaltılıklardan doldururken arada ağzıma da atıyordum. Sabah sabah! Bendeki bu iştah!..
Mete homurdanarak ayağa kalktı annem ve ben ona soru işaretleri ile bakarken o "Zeytin alacağım." dedi.
"Oğlum koydum ya." diyen annemi, masadaki yeşil zeytin kabını elime alıp kaldırarak "Bu ne yavrusu?" deyip destek çıktım.
Mete sonunda dolapta aradığını bulmuş olacak ki "Hah buldum." deyip dolap kapağını kapattı. Sonra benim taklidimi yaparak elindeki siyah zeytin kabını göstererek "Usül siyah zeytin. Cahil." deyip tekrar yerine oturdu.
"Nedenmiş? Yeşil zeytini obama mı yetiştiriyor?"
"Benim zevkim bu!"
"Tamam çocuklar. Kızım az zamanın kaldı." annemin beni uyarması ile çayımdan bir yudum daha aldım ve masadan kalktım.
Hazırlanmak için odama doğru yürüdüm. Dolabımdan siyah dizimin baya bir üzerinde biten eteğimi giydim. Aslında annem okul alışverişinde etek alırken biraz sorun çıkarmıştı. Ama sonra bütün eteklerin böyle olduğunu görünce ses etmemişti fakat hâla sevmiyordu. Nede olsa ilk göz ağrılarıyım.
Eteğimin üzerine beyaz bir gömlek giydim. Aralık ayındaydık. Evde bile benim götüm donuyordu. Bu yüzden altıma siyah mat bir çorap giydim. Gömleğimin üzerine bana bol gelen fakat güzel duran eşofman ceketimi geçirdim.
Banyoya doğru koşup sarı saçlarımı yandan bol bir mısır örgüsü yaptım. Kahverengi iri gözlerimi ortaya çıkarmak için minik bir göz kalemi çektim. Tamamdım.
Dün geceden hazırladığım çantamı sırtıma ve içinde spor kıyafetlerim olan çantamı elime alıp aşağı indim.
"Hazırım ben."
"Öğretmenlerini iyi dinle kızım. Başarılar. Tarih öğretmenin ile en yakın zamanda konuşacağım." deyip sulu öpücüklerini yanağıma kondurdu. Gülümsedim.
"Hadi Mete öptüm." dedim ayakkabılarımı giyerken.
"Geri al o lafını lan. Öpme beni."
"Tamam alıcam." ayakkabılarımı giyinip. "Mete!" diye bağırdım. Bana 'Ne var?' dercesine baktı.
"Hadi öptüm!" diye bağırıp kapıdan hızlıca çıktım. Kapıdan annemin kahkahalarını, Mete'nin ise homurdanmasını duyabiliyordum.
Bahçeye çıkıp Tayfun Amca ile Günaydınlaşıp arabaya bindim.
Tayfun amca, çocukluğumdan beri bana dedelik yapan ve ailemizin tonton şoförü.
Tayfun Amca şoför koltuğuna geçip arabayı çalıştırdı. Bende kulağıma kulaklığımı takıp camdan dışarıyı izlemeye başladım.
~°~BÖLÜM SONU~°~
°~°~°~°
