ŞDK:14

1.4K 92 1
                                        

Salona girdiğinde gözleri Gülşah'ı aradı. Neredeydi bu kız? ona 'bir yere kaybolmamasını tembihlememiş miydi?'

Demin yaşadığı saçmalığın üzerine bir de bu durum iyice sinirlerini gerdi.

Biraz hava almak için arka kapıdan dışarı çıkmış olabileceğini düşündü. Belki bu baskı çok ağır gelmişti ona.

Siyah devasa kapıya yöneldi. Kapının kulpunu tutmasıyla açılması bir oldu. Boynuna sarılan ince kollar ve o tanıdık koku. Gülşah olmalıydı bu. Fakat inanası gelmiyordu. Gülşah ona ne diye sarılsın ki elini bile tutmak ağır bir günah gibi gelirken.

Şaşkınlığını atlattıktan sonra kollarında ki kadını inceledi. Kızıl saçlar ....

Gerisine bakmaya gerek duymadı. O da sımsıkı sarıldı. Nedensizce sebepsizce sadece sarıldılar.

'Lütfen' diye mırıldandı Gülşah.

Azat'ın kulağına yaklaşarak fısıltıyla 'Beni buradan götür' bir ekleme daha yapma gereği duyarak 'yalnız olabileceğimiz bir yere.'

Salonda kopan alkış sesleriyle kendine geldiler.

Gülşah Azat'ın boynundan istemeyerek ayrıldı. Kızarmış gözlerini göreceklerdi şimdi.

Azat'sa Gülşah'ın demin söylediği yumuşak sözlerden afallamış halde aval aval bakınıyordu.

Taa ki Gülşah'ın hemen ardından kapıdan çıkan beratı görene kadar.

Yapboz parçalarını birleştirmek zor olmamıştı. İkisininde ağlamaktan kızarmış gözleri ve kırık bakışları her şeyi ortaya koyuyordu.

Bir kez daha aldatılmış hissetti Azat kendini. Gülşah hanım da Berat beyde görecekti aldatılmak neymiş...

***

Salondan ayrılırken arabada giderken ve eve girerken hiç konuşmadı Azat. Gülşah'ın da konuşacak hali yoktu ona kalırsa. İşine de gelmişti bu durum, ama ürkütücüydü. Korkutuyordu kendisini...

Azat fırtına öncesi sessizliğini andırıyordu. Evin kapısında durup bundan sonra yaşayacağı yere şöyle bir baktı. ev beyaz taşlardan yapılma oldukça sade iki katlı bir yapıydı.

Pencerelerin çıtaları mavi renge boyanmış. Ön tarafta bulunan balkonuyla eski bir bir ev görünümüne sahipti. Eve inat bahçesi zenginliklerini saklıyordu.

Bir at çiftliğinin olacağı kadar büyüklükte bir bahçesi vardı. Laleler , zambaklar, güller, orkideler...

Her türde çiçeklerin bulunduğu uyumlu bir tabloydu sanki. Bahçenin tam ortasında Büyük nar ağacı hemen altında da oturmak için banklar vardı.

Ne kadarda narin ve doğal bir yapısı vardı. Oysa Azat'tan böyle bir şey değilde lüks korkutucu ve büyük bir şeyler beklerdi.

Hakkında çok az şey bildiği bu adamı inceledi. Geniş omuzla, kızların bayılacağı türden kaslı vücut. Baklavalarına şahit olmuştu en yakından hemde.

Bu düşünceyle istemsiz bir kıkırdama kaçtı dudaklarından. Azat sanki bu anı bekliyormuş gibi sert gözlerini dikti Gülşah'a

'Çok mu komik?'

Soruyla afallayan Gülşah 'yo yo' diye manasız bir tekrara düşse de Azat'ın öfkeyle parlayan gözlerini görünce yutkundu.

'Yalnız kalacağımız yere' mi demişti. Şimdi içinden saydırıyordu. Tam şu durum da yalnız kalmak istemiyordu.

'Ney komik değil?'

Azat'ın gürlemesiyle yerinden sıçramış neden bu kadar gergin ve sinirli olduğunu bilememenin dezavantajı yüzünden karşı atağa da çıkamıyordu.

'Şey' dedi boğazını sıkan şeyden kurtulmak için yutkundu.

'Ney!' diye bağırdı Azat Gülşah'a doğru tehlikeli bir hayvanın cazibesiyle yavaş yavaş yaklaşırken.

'Ş-şey!' diye kekeleyerek bağırdı Gülşah korkuyla Azat'tan uzaklaşmak için geriye doğru kaçarken.

Azat'ın kaşları çatılmış elini yumruk yapmış halde kendinden geçmişcesine daha çok bağırdı.

'Şey ney lanet olası kadın!' Aldatmak mı kandırmak mı saf yurduna koyup arkasından iş çevirmek mi komik olan devamını içinden tamamladı.

Gülşah kaçacak yeri kalmadığını sırtına değen kapıyla fark etti. İşte Azrail'i de ona yaklaşıyordu.

Muhtemelen canını alacak bunun için de bütün düşmanları katiline plaket armağan edecek ve hapse girmesini engelleyeceklerdi.

ahh bu düşünceyle daha çok korkuttuğunu göğüsünden fırlayacakmış gibi atan kalbiyle fark etti.

Ölmek için daha çok gençti....

Bir dolu kötü planları vardı. aralarında bir karış kalana kadar yaklaşan Azat aynı soruyu yumruğunu kapıya atarak sordu.

'Şey ney!'

Gülşah artık sonunun geldiğini fark edip gözlerini yumdu. Ne diye düşünmüştü ki şu baklavalarını. İçinden ağır bir küfür savururken kendine cevap bekleyen cellada son sözlerini söyledi.

'Ba-baklava...'

Azat afallamış halde saçmalayan kıza 'Ney?' dedi. Allah aşkına şimdi baklava mı istenilecek zamandı.

'Baklava-larına doku-kunduğum aklıma geldi!' Başta kekelese de sonra kıkırdadı diye bu kadar sinirlenmesini saçma bularak bağırdı. Ah cesaret nereye kaybolmuştun şimdiye kadar.

Azat'ın gür kahkahasıyla açtı gözlerini.

Ney bir de utanmadan gülüyor muydu bu adam!

O kadar onu korkuttuktan sonra! 'Seni p.ç! ... ' diye kükredi fakat dudaklarına kapanan dudaklar yüzünden küfürlerine devam edemedi.

Anlık şaşkınlık mı yoksa saklanan özlem mi demeliyiz bilemiyorum fakat Gülşah yıllardır bu anı bekliyormuşçasına karşılık vermeye başladı genç adama.

***

Berat bu sırada Bengü'yü eve bırakmış villanın balkonuna geçmiş içkisini yudumluyordu.

'Ah prenses' diye fısıldadı geceye. Ne demeye geri dönmüştü. Ya hiç gitmeyecekti ya da hiç geri dönmeyecekti. Onun bu kadar yakınında olmak acıdan başka bir şey vermiyordu.

Ve terk edilmek...

Ertesi gün onun kadını olacakken ortada bırakıp kaçmak. Bu kadar mı bağlanmaktan korkuyordu. Eğer korkusu bağlanmaksa neden Azat!

Kendisini neden seçmemişti?

'Hayır!' diye geceye bağırdı. Beni tercih etmediğinden değil bir şeyden kaçıyordu. Bir şeylerden....

Prensesin şövalyesi geri çekilmek zorundaydı ne olduysa ne olacaksa artık onu ilgilendirmemeliydi.

'Baba olacağım' dedi kendi kendine. Başta ödül gibi gelen bu durum neden şimdi onu zincirleyip hapseden bir şey olmuştu. Kelepçeler gibi bağlı hissediyordu kollarını.

'Artık bittik biz!' diye söylenirken bile Gülşah'la kendisini ayrı tutamıyordu.

O ve ben değilde BİZ olmuştu.

Aslında vazgeçmek için söylediği her kelime ondan vazgeçmediğini haykırıyordu.

ŞeyTan Diyor Ki...Where stories live. Discover now