8.BÖLÜM - TUTSAK

66 29 1
                                        


Bölüm Şarkısı: Hurts - Mercy

Kalem mürekkebi oldukça kalemdi. Sözler anlam taşıdıkça sözdü. Müzik iyi hissettirdikçe müzikti. Yeminler yerine getirildikçe yemindi. İnsanlarda sevildikçe insandı. Her ne kadar doyumsuz ve gaddar varlıklar olsakta, değer verip sevdikçe insanlığı öğrenmiştik.

Aklımızda seyir eden fesatlığa ve kötülüğe rağmen yeri geldiğinde dayanışma içinde olup birbirimizin engellerini aştığımızda oldu, birbirimizin yolunu açtığımızda. Ancak dediğim gibi; insan her zaman doyumsuzdu. Her an daha iyisini ister, elindekiyle yetinmezdi.

İnsanlar nankördü. Yaratılışlarında kibir ve kin vardı. Marka, kıdem, para yarışları içlerindeki insancıl yönü köreltmişti. Şuan ise insan olmaktan başka her türlü şeyi yapıyorlardı. İnsanlık yoktu artık; kendi kendini karanlıkta bırakmaya çalışan bir avuç tutsak vardı...

Fazlasıyla tutsaktık aslında. Kendi içimizde, kendi zihnimizde, kendi kalbimizde... Bazende bir kitapta tutsak kalırdık. Belki kitabın sayfalarında, belki de kim bilir kitabın sonunda, o bembeyaz sayfada. İnsanlar kötü, onlar merhametsiz. Dünyayı çekilmez yapan bizdik. Kesinlikle bizdik.

İnsanların sevilecek bir yönü kalmamıştı aslında. Bazı şeylere ne kadar kör olsakta, hayatın içindeki kötülükler bariz bir şekilde ortadaydı.

Tutsaklığı yaşayan varlıklardık. Karanlık hayatın başrol oyuncusu bendim. Herkesin hikâyesi de farklıydı, tıpkı tutsaklığın hükmettiği ruhlar gibi...

Edebiyat öğretmeni elindeki kalemi bırakıp alkışlamaya başladığında tatmin olmuştum. Beğenmek zorundaydı. Çünkü bütün gece oturup bir kompozisyon konusu aramıştım. Bununla kalmayıp cümlelerle konuyu kağıda dökmüştüm.
"Tebrikler Irmak. Gerçekten çok iyi bir kompozisyon."
"Teşekkür ederim hocam."
"Bu kompozisyonu çıktı olarak al ve yarın bana getir."
"Peki."
"Serbestsiniz çocuklar." Daha birinci dönemi yarılamamıştık ve dersin bitmesine daha yirmi dakika varken serbest bırakmakta neyin nesiydi? Bütün gece kompozisyon yazmakla uğraştığım için fena halde uykum vardı ve gözlerim altındaki morluklar 'ben burdayım' diyordu. Başımı sıraya koyup gözlerimi kapattım. Sıra konforlu olmadığı için uyumama yardımcı olmuyordu. Uykusuz olunca acayip sinirli bir ruh halim vardı. Sinirle başımı kaldırdım ve Deniz'e döndüm.
"Tuvalete gidiyorum gelecek misin?!"
"Irmak kulağım sağır oldu. Niye bağırıyorsun be?" Dudağımı ısırıp etrafıma bakındım. Sınıftakilerin dikkati bendeydi.
"Geliyor musun?"
"Hayır, sen git." Bozulmuştu işte. Yavaş adımlarla tuvalete doğru yürümeye başladım. Gerçekten de uyku herşeydi. Bana kalsa bulduğum yere kıvrılıp uyurdum. Ama bu okulda pek mümkün olmuyordu. Suyu yüzüme çarptığımda istemeden de olsa ürperdim.
"Artık tuvaletlerde karşılaşmayı kesmeliyiz."
"Artık kızlar tuvaletine girmeyi kesmelisin." Eğer bir daha kızlar tuvaletinde görürsem farklı anlamlar yüklemeye başlayacaktım.
"Tek başına tuvaletlere girmeye kalkışan sensin."
"Niye normalde on kişiyle mi gidilir tuvalete?"
"Bilmem. Belki de sen öyle yapsan iyi olur."
"Senin saçmalıklarını dinlemek zorunda değilim. Beni rahatsız etmeyi bırak." diyerek çıkışa doğru yöneldim. Ama kolumun sımsıkı tutulmasıyla olduğum yerde kaldım.
"Demek seni rahatsız ediyorum öyle mi?"
"Evet rahatsız ediyorsun ve bu benim canımı iyice sıkmaya başladı."
"Demek ki amacıma ulaşıyorum." Amacın ne bilmiyorum ama biraz daha kolumu sıkmaya devam edersen koparacaksın.
"Bırak kolumu!"
"Bırakmıyorum."
"Bana bak benim sabrımı zorlama! Yeter!" kahkahası boş lavaboda yankılanırken ben değişken ruh haline şaşırmakla meşguldüm.
"Kızıl gerçekten çok komik oluyorsun."
"Ben burada gülünecek bir şey olduğunu sanmıyorum." kaşlarını kaldırıp gözlerimin içine baktı. İşte kendimi aciz hissettiğim anlardan birisiydi. Savunmasız ve güçsüz olduğumu mavilikleriyle yüzüme vuruyordu. Her geçen saniyede zihnim biraz daha benliğini kaybediyor ve kendini bilinmezliğe sürüklüyordu.

MEFTUNWhere stories live. Discover now