Karga Friela'yı Kinoks ülkesine götürürken ardında Elia'yı bırakmıştı. Elia'nın cansız bedeni yolun kenarında duruyordu.
Pador yapacağı yeni büyüler için malzeme toplamalıydı. Bu yüzden ormana gitmişti. Yirka denilen sarı yaprakları olan çiçek sadece bu ormanda bulunuyordu. Bu çiçek sayesinde ise büyülerin etkisini uzun tutabiliyordu.
Ormanda işini bitiren Pador, yolun kenarında bıraktığı arabasına doğru gitti. Arabasının birkaç metre ötesinde bir kadın bedeni olduğunu fark etti.
Kim olabilirdi ki bu? Bedenin yanına doğru gitti ve yaklaştı. Kadının nabzını kontrol etti ve öldüğünü anladı. Demek ki insanmış dedi içinden. İşine yarar mı diye baktı ve kadının yüzü yerindeydi. Bu onun için yeterdi.
Kadını da yavaşça arabasına taşıdı ve yola koyuldu. Yaklaşık iki saat sonra klubesine varmıştı.
Bahçesinde cansız bedenleri bulunduruyordu. İşine yaradıklarında kullanıyordu onları. Bu cesedi nasıl kullanabilirdi ki? Canlandırıp hizmetçisi yapabilirdi. Bunca zaman yalnız yaşıyordu ve yardıma ihtiyacı vardı. Ne kadar ölümsüz olsa da yaşlanıyordu.
Kadının karnında bir yarık vardı. Kılıç saplanmış olmalıydı. Yine de işini görürdü. Yaralarını iyileştirmek için dolabından büyü kitabını aldı. Sayfaları yavaşça okuyarak araştırmasına başladı. İlk defa canlandırma büyüsü yapacaktı.
En sonunda büyüyü nasıl yapması gerektiğini anlatan sayfayı bulmuştu. Şansına bütün malzemeleri vardı ve ormandan topladığı Yirka çiçeği de işine yarayacaktı.
Malzemeleri masasına yerleştirdi ve büyüleri yaptığı kazanın içine malzemeleri sırasıyla attı. Sonra da büyülü sözleri söyledi ve eline aldığı ateşle kazanın altındaki odunları yaktı.
Elindeki tahta çubukla biraz karıştırdıktan sonra büyü hazırdı. Şimdi yapması gereken cesede bunu içirmekti. Cesedin ağzını eliyle açtıktan sonra diğer eliyle de şişeye koyduğu iksiri içirdi. Kadının bir anda yüzüne renk gelmişti ve yaraları iyileşmişti.
Pador ilk kez böyle bir şey yaptığı için nasıl sonuç alacağını bilmiyordu. Ayrıca canlandırdığı kişi geçmişini hatırlayacak mıydı?
Düşündüğünün aksine kadın adını dahi hatırlamıyordu. Boş bakışlarla etrafına bakıyordu. Pador ona gülümsedi. Pador nasıl gülümser demeyin, aslında onun da bir kalbi vardı. Böyle olması onun suçu değildi.
Pador ne kadar kadına iyi davranmak istese de içindeki şeytan ona izin vermiyordu. Çıkması için elinden geleni yapsa da artık tüm kalbini, tüm bedenini ele geçirmişti.
Kadına neisim verecekti? Annesinin ismini vermeyi düşündü. Niona, hayatındaki en önemliinsanın ismiydi ve bu kadın o ismi yaşatacaktı.
Kadının kulağına yeni ismini fısıldadı. Niona başını sallamıştı. Ama sormak istediği sorular vardı?
''Ben sizin neyiniz oluyorum?''
Ah, Pador bunu düşünememişti. Eskiden kızı olsun isterdi, bir ailesi olsun isterdi. Ona değer veren kişiler olsun isterdi.
Mutlu olmak, her zaman onlara sarılmak isterdi. Bunların hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini bilmek onu üzüyordu. Bir zaman sonra o da kabullenmek durumunda kalmıştı. Hata yapmıştı ve sonsuza kadar da bu ızdırabı çekecekti.
''Sen benim kızımsın Niona.'' Yapabildiği en sıcak gülümsemesini sunmuştu ona. Ne var ki bu gülümseme anlıktı bir daha bu gülümsemeyi Niona göremeyecekti.
Kimse göremeyecekti.
-
Güvenlikler üst düzeye çıkarılmıştı ve Pador da geri gelmesi imkansız hale gelmişti.
Bir hafta geçmişti. Friela ile Kyenon birlikte devletin durumu hakkında konuşuyorlardı. Toplantılar yapıyorlardı ve herkes Pador'un bir daha gelemeyeceğini bildiği için huzurluydu. Bir haftadır Kyenon ve Friela içindeki sorunlarla boğuşuyordu.
Hislerinden ikisi de emin değildi bu yüzden iş görüşmeleri dışında konuşmuyorlardı.
Pador eve geldiğinden beri Niona büyü kitaplarına bakamıyordu ve huzursuz hissediyordu. Pador ya odasına kapanıyor ya da bahçesinde dolanıyordu.
Niona artık bu durumdan bıkmıştı. İçindeki nefret büyümüştü ve patlayacak duruma gelmişti.
Pador bahçesindeki banka oturmuştu ve kara kara düşünüyordu. Kızı dediği Niona'nın Friela'nın gerçek annesi olduğunu anlamıştı. Bunu nasıl mı anladı diyorsunuz?
Kızının geçmişini merak ediyordu. Merak içini sarmıştı bir kere. Büyü kitabını saatlerce karıştırdı ve en sonunda bulabildi. Niona gece uyurken saçından bir tel aldı ve iksirinin içine kattı. Sonra da küçük küresinin içine döktü. Bu küre onun geçmişi görmesine yardım eden bir araçtı.
Biraz bekledikten sonra küreden dışarıya mor ve mavi ışıklar saçılmaya başladı. Daha sonra kürenin içinde bir görüntü netleşti ve aslında gerçek adı Elia olan kadının hayat hikayesi bir film gibi izlendi Pador tarafından.
Pador gördükleri karşısında şok olmuştu ama içindeki kötü taraf bunun onun yararına olduğunu biliyordu. Bu onun için güzel bir şeydi aslında. Elinde, farkında olmadan yüzyıllardır mükemmel bir koz taşıyordu.
İşte böyle öğrenmişti ve içinde az da olsa iyi kalan taraf Niona'nın elinden gitmesini istemiyordu. Kararsızdı. Niona'nın onun en büyük düşmanı olacağını bilmiyordu.
* Evet, ikinci kısım da böyle bitti. Aklımda hep Niona'nın gerçek hikayesini açıklamak vardı bugün açıkladım. Tahmin edenler varsa tahminleri doğru çıktı. Peki bundan sonra ne olucak? Fikirlerinizi lütfen söyleyin.
Ayrıca bilmiyorum hızlı yazmaya çalışıyorum bu yüzden kötü yazmış olabilirim. Kusura bakmayın. Oylarınızı ve yorumları bekliyorum. <3
