minibayku adlı kullanıcıya ithafen.
*Multimedya ; Stephenie Carter.
Yıl 1977 , 11 Kasım
Deney alanında bulunan kimse yeterince mutlu ve sağlıklı görünmüyor. Gıdaların yeterli gelmediği zamanlarda, çocukların beslenmesini ön planda tutuyoruz. Yine de, hastalar arasında çocuklar da var.
Önce, ateşleri çıkıyor ve solgun görünüyorlar. Sağlıkçılar , gözlerinin kanlandığını , soluklarının sıklaştığını ve kalp ritimlerinde bozukluk yaşadıklarını söylüyor. Onlar için yapabileceğimiz pek bir şey yok.
Yıl 1977 , 12 Kasım
Jason , Seattle'da ve hala iyi. Bu gün, ondan ikinci kez haber aldığımda, yanına gitmek için bir fırsat yaratmam gerekti . Ben de , bunu yaptım. Tehlikeli olacağını ve yakalanma riskimin olduğunu biliyordum. Yine de, bunu yaptım. Güvende ve iyi olduğunu bilmem gerekiyordu.
Yıl 1977, 24 Kasım
Bunun bana bu kadar karmaşık gelmesi normal miydi?Bilmiyorum.Amarande , benden ,Carlos'tan ve Brandon'dan daha cesur, belki de daha zeki. O hep, duygularıyla hareket etmediğini söyler.
Bu sabah, deneklerin durumuna bakmak için aşağıya indim. Brandon , benimle birlikte değildi. Ona son zamanlarda fazla mı alıştım bilemiyorum . Yine de, sitediği zaman, oldukça sinir bozucu olabiliyor.
Mavi renk ışıklandırmaların altında , yüzlerinin daha solgun görünüyor olması ne kadar doğal , bilmiyorum. Tek bildiğim, kötü görünüyorlar.
Arkaya doğru yaslanılmış yirmi sedyeden birine , Rose'un yanına ilerledim. Bedeni, siyah , deri koltuğa sabitlenmişti. Şakaklarına bağlı olan kabloları çıkarmak için uğraşmaya başladım. Kötü görünüyordu. Üzerinde uygulanan deneye devam edemeyecek kadar kötü görünüyordu.
Kablolarla olan işim bittiğinde, Rose'un göğsünün nasıl şiştiğini, aniden nefes aldığında, vücudunun nasıl hareket ettiğini izledim. Yine de, hala uyanık değildi.
Onu orada bıraktım. Güvenlik meselesi tamamdı , ayrıca odadaki diğer denekler -koyu mavi kablolarla birbirlerine ve ortada duran makineye bağlanmışlardı- hareket edebilecek kadar kendilerinde görünmüyorlardı. Yine de , arkamı dönüp birkaç kez Rose'un iyi olup olmadığına baktım. Orada durmuş, sanki hiçbir zaman hareket etmeyecekmiş gibi yatıyordu.
Dışarıya çıkmak için deney odasının kapısına yöneldim ve şifreyi girdim. Rose'u tek başıma taşıyamazdım.
Toplantı odasında aradığım bir iki kişi yerine , neredeyse bütün yönetimi bulmuş olmam ilginçti. Gözlerim hızla masayı taradı. Brandon'da buradaydı ve Lisa'nın hemen yanında oturmuş , onunla konuşuyordu. Bir şekilde, bu bile yeterli bir sebep oldu. Brandon birileriyle ciddi bir şey konuşuyorsa, sandığımdan daha kötü bir şey var demekti .
Bir sandalyenin, metal zeminde çıkardığı gıcırtılı sesi işittim. Amarande , oturmam için , sandalyeyi işaret etti. Koyu renk saçlarını başının üzerinde toplamıştı ve ben, gözlerindeki tuhaf ifadeyi net bir şekilde görebiliyordum.
"Oturmaz mısın?"
Başımı iki yana salladım.
"Sen bilirsin." Omuz silkti. "Sevgili yardakçın ölmeden önce sana ne söyledi?"
"Kimden bahsettiğini anlayamıyorum. Daha açıklayıcı -"
"Stephenie."diye mırıdandı Lisa. Başını iki yana sallıyordu.
Amarande döndü, Lisa'ya , susmasını söyleyen keskin bir bakış fırlattı.
"Kylie , sana ne söyledi? Ölmeden önce, onu en son gören-"
"Onu benim öldürdüğümü mü düşünüyorsun , Amarande?"
Lisa, burnundan, alaycı bir ses çıkardı.
"Ben yapmadım. Bunu biliyorsun , Amarande."
"Biliyorum."diye mırıldandı. Gözlerimi , gözlerine diktim. Yeşil irislerinde herhangi bir duygu belirtisi yoktu. Her zaman olduğu gibi.
"Kylie,benim yardakçım falan değil." Bir saniye duraksadım. "Değildi. Öldü çünkü, deneylerde eksik parçalar var. Belki de durmalı ve biraz-"
"Durmak için zaman yok."dedi Amarande. Elini masaya burduğunu duydum. "İnsanları yeniden programlamak için bir sistem."dedi öne doğru eğilerek. Benden çok, kendi kendine konuşur gibiydi." İnsanlığı kurtarabilecek tek şey bu. Başlarının çaresine bakacak kadar güçlü olacaklar. Duygularıyla değil, mantıklarıyla hareket edecekler . Savaşlar, kıyımlar, katliamlar, hiçbiri olmayacak artık. Tek yapmamız gereken, daha hızlı olmak."
"Ama, ölüyorlar."
"Evet , ölüyorlar." Arkasına yaslandı. "Ama onlar, gelecek için verilen kurbanlar."
Gözlerimi devirdim."Rose Morgan'ın durumu da hiç iç açıcı değil. "
"Sağlıkçılar onunla ilgilenir ."
Gözlerimi masadakiler üzerinde gezdirdim. Bu kadar kayıtsız kalabiliyor olmaları, sinirlerimi bozuyordu. Burada birkaç saniye daha kalırsam ne olacağını biliyordum.
Odadan çıkarken, peşimden gelen adım seslerini dinledim. Dönüp bakmama bile gerek yoktu çünkü Brandon , bir dakika kadar sonra, kendi kendine konuşmaya başlamıştı bile.
"Kylie'nin ölümü ile bir ilgin olduğunu düşünmüyorum."
Elimi, kalbinin üzerine koydum ve abartılı bir minnet ifadesiyle ona döndüm.
"Senin düşüncen benim için çok önemli."
"Önemli olamdığını biliyorum." Omuz silkti. "Son samanlarda tuhaf davranıyor olman senden şüphelenmeleri için yeterli bir sebep değil. Yani, burada, diğer insanlardan uzakta , deneklerle birlikte bir çalışma yürütüyoruz. Burada tıkılıp kalmış gibi hissediyorsun. Belki de, denekler için endişelisin. Belki, artık, yaptığımız şeyin saçmalık olduğunu düşünüyorsun. Ama, katil değildin. Bunu biliyorum."
Bir süre, yüzünü incelemeye devam ettim. Yüzünde alay eden bir ifade yoktu. Bunun nadiren olduğunu düşünerek ona gülümsediğimde, o da gülümsedi.
"Teşekkürler , Brandon." Bu cümleyi son kuruşum olmasını diliyordum.
"Şey... Sorun değil."
İnce parmaklarını, koyu renk saçlarının arasından geçirdi ve tekrar gülümsedikten sonra, yürümeye başladı.
"Brandon!"
Tabanlarının üzerinde hızla döndü ve birkaç saniyede sonra, aniden yanımda bitmişti.
"Evet?"
"Rose'u denek odasından dışarıya taşımama yardım edersin değil mi?"
Hayal kırklığına uğramış gibi göründü ama kendini toparlaması uzun sürmedi.
"Tamam."
Belli aralıklarla yerleştirilmiş floresanların altında, uzun koridoru adımladık. Yanımda yürürken ara sıra bana baktığını hissediyor ama dönüp ona bakmakta ısrar ediyordum.
Bir süre konuşmadan ilerledikten hemen sonra , sessizlikten sıkılmış olacak ki , mırıldandı.
"Sence Kylie'yi kim öldürdü?"
Dürüst davrandım. "Hiçbir fikrim yok."
Başını salladı.
Katilin kim olduğunu bilmiyordum. Kylie'nin yaralı bedenini bulduğumuzdan beri , katilin kim olduğunu düşündüğüm halde bilmiyordum. Geceleri uyuyamıyor olmamın nedeni de bu olsa gerekti.
Beklediğimden daha iyi saklanan bir katil vardı. Nasıl saklandığı hakkında kafamda kurduğum onca şeyin arasından, bir tanesinin bile doğru çıkmayacağını biliyordum. Başımdan beri biliyordum.
Yıl 1977, 26 Kasım
Gün boyunca Amarande'yi ikna etmeye çalıştım ama bundan başarısız oldum. Bir şekilde, insanlardan gizlenen bir şey yapmak istemediği yönünde birkaç düşünce edinmiştim. Ve, tabi ki, yanılmıştım.
Destek sağlamak için afişler basıldı ve bildiriler dağıtıldı . Meydanlarda açık hava toplantıları verildi . Topluluk üzerinde etkili konuşma yapabilenler , konferans gezilerine çıktı. Onlardan biri de bendim.
Her şey normalmiş gibi düşünmek kolaydı. Ancak , atladığım bir nokta vardı. Bizler, diğer insanlarla karşılaştırıldığımızda , yapaydık. Üzerinde deney yapılan insanlar da öyleydi. Denekeler, normal koşullarda doğmuş olmalarına rağmen , onca kimyasaldan ve makineden yayılan radyasyondan sonra, normal olmaları beklenemezdi. Biz ise, tamamen bu amaç için üretilmiş gibiydik.
Konuya dönmeliyim.
Tüm bu çalışmalar, şiddete başvurmadan gerçekleştirildi. Konuşmalar her zaman kibar ve nazik olmasa da , resmin yarısı oldukça iyi görünüyordu. Diğer yandan , insanların sorgulamasını önlemek için sertleşmeye başlayan Amarande , dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı.
İkinci planda olmaya alışmış olan ben için , bu problem değildi. Amarande , istediği kadar spot ışıklarının altında kalabilir , övgüleri ve beraberinde gelen eleştirileri üzerine çekebilirdi . Açıkçası, umrumda değildi. Diğerleri için aynı şeyi söylemek ise, güçtü.
Ancak, Amarande bunu başarabilecek, güçlü bir kadın olduğunu yeniden ispatladı. Benim kopuşum da, bu noktada gerçekleşemeye başladı sanırım. Amarande, olduğu kişiden uzakalşmış olsaydı , onun için bir umut olabileceğini düşünürdüm. Ancak, Amarande olduğu kişiden uzaklaşmıyor, asıl olduğu kişiyi hepimize gösteriyordu. Korkunç olan da buydu.
YOU ARE READING
The Last Hope
Science FictionÇocukluk sadece doğumdan belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur.Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır.Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır. Edna St. Vincent Millay Bu o kandı işte. Bana hayat veren , başk...
