Bölüm 1

50 4 2
                                        

 Kafamı kaldırıp, gri gökyüzünün gri sokaklarla bütünleşmesini izleyerek. Pis havasını soluduğum şehrin sokaklarında yürüyen ruhsuz bedenlerin etrafta dağılışının arasında bir uyum aradım. Yürüdüğüm kaldırıma tek renkle dizilmiş taşların üzerine basmama oyununu oynamaya yetişkin kalbimin çocuk atışlarını duyduğumda başlamıştım. Karşıdan gelen insanlar, farklı hayatların başrolleri olsalar da benim hayatımın sadece figürleriydi. Belki şu saniyeden sonra tekrar görmeyeceğim bir çok yüze bakmak için geri gelmeyecek saniyelerimi harcamıştım... Farkına varmadan yürüdüğüm yollar beni otobüs durağına getirmiş, onca kalabalığın içinde küçük bir detay olsamda, yukarıdan bakılınca bu eşsiz insan manzarasını tamamlayan son nokta olduğuma inandırırmaya çalışırken kendimi, cebimde duran telefonun çalma sesi, otobüs durağında, nereye gideceğine evden çıkmadan karar veren bu planlı kalabalığın sesine karıştığında, Mecburi bir merakla arayan isme bakmak için, elimi dar kotumun cebine doğru harekete geçirdim. Bu Naz'dı. Mezunu oldugum liseden, eski sınıf arkadaşım. Onca zaman sonra aramasına şaşırdığımdan telefonu açmadan önce "acaba bir işi mi düştü ?" düşüncesinin yanı sıra, okul çıkışı ve eve gidecek olmanın verdiği yorgunluğun arasına katılabilecek, güzel bir eski arkadaş sohbeti yaparız. Eskilerden bahsederiz umuduyla telefonu açıp "Alo" diyerek aramasına karşılık verdim.

Fakat karşıdan gelen sesler daha çok çığlık gibiydi defalarca "Alo, alo, alo Naz orda mısın..." dememe rağmen, duyduğum şey bir kızın ağlaması ve ara ara attığı çığlıklardan ibaretti. Korkmuştum fakat bu korkuya eşlik eden merakım telefonu kapatmamı engelliyordu. Koskoca insan kalabalığında durmuş, sadece telefonun karşısında ki kişiye odaklanmış, ondan cevap bekliyordum. Ağlama sesleri dahada yakınlaşmıştı. Bir süre Naz olduğunu tahmin ettiğim kişinin kesik kesik nefes alışverişini ve ağlama sesini dinlerken, birden çok yüksek sesle bağırdı. "Begüm... ! Lütfen bana yardım et, n'olur bana yardım et..." Ve telefon yüzüme kapandı. kulağımda tuttuğum telefonla öylece kala kalmıştım. Dışarıdaki kalabalık içimdeki telaştan habersizdi. Göğsüm hızla yukarı aşağı inip çıkmaya başlamış, kalp atışlarım hızlanmıştı.

Yapabileceğim şeyleri aklımdan geçirmeye çalışırken, hızla telefonu alıp Nazlıyı tekrar aradım. "Lütfen aç şu telefonu" Aradım, aradım, aradım... Telefonu açmıyordu. Defalarca aramıştım daha ne yapabilirdim ki? Şimdi eve gidip, rahatça uyuyacak mıydım?

Hayır. Aklımı kemirecek bu olaydan bir şekilde kurtulmam gerekiyordu. Ne yardımı, Ne kurtarması? Allah aşkına bu kız neden bahsediyordu? Koşar adım yola atıldım. Etrafa bakıyor yapacak bir şeyler arıyor düşünmeye çalışıyordum. Az ilerde yolcu indiren taksi harekete geçmeden, arka koltuğunun kapısını açarak oturdum. Hatırladığım kadarıyla Naz'ın evini tarif ettiğim taksici, çoktan yola koyulmuştu. Camdan gri şehri izlerken Nazı düşündüm. Bizim sınıfa lise 3'e geçtiğimiz de gelmişti. Genelde cam kenarı 4 veya 5. sıralarda oturur, teneffüslerde tuvalete gitmek dışında pek dışarı çıkmazdı. Pek arkadaşı olmadığından mıydı bilmem. Pek konuşmaz, sadece sorulan sorulara cevap verirdi. Kendisini çok cana yakın bulurdum. Sürekli yanına gider sohbet ederdim. Masum var güzelliği vardı. Sanki dokunsan ağlayacakmış gibi bakardı insanlara. Böyle bir kızın nasıl bir derdi olabilirdi ki ? Ne için yardım istiyordu benden?

Ben bu düşüncelere dalmışken taksinin bir apartmanın önünde durduğunu fark ettim. Hızla cüzdanımdan çıkarttığım 20 TL'yi taksi şoförüne uzattım. Arabadan inip, koşar adım apartmana girdim. Bir ara kafamı çevirip asansöre baksam da zaten üçüncü kat diyerek hiç oyalanmadan merdivenlere koştum. Daire kapısının önünde durduğum da biraz soluklanıp, zile bastım. Kimse açmadı. Tekrar, tekrar ve tekrar... Açmıyordu işte. Yorulmuştum, belki de şu son yarım saat örümün en stresli dakikalarından biriydi. Sahi en son ne zaman bu kadar korkup heyecanlanmıştım? 7 yaşımda yurtta Zeliha adında bir kızı dövüp, yurt müdürünün odasında çocuk yüreğimle alacağım cezayı beklerken mi? Günlerce aynı yemeği yemekten bıkıp aç yattığım geceler mi? Yoksa öz babamın beni yetimhaneden almaya geldiği gün mü? Veya hangi üniversiteye gideceğimi öğrendiğim an mı? Şöyle bir düşündüm de, babamın beni yetimhaneden aldığı gündü herhalde.

Kafamdaki düşünceler, bedenimi yormuş olacak ki dizlerimin üzerine çöktüm ve biraz durdum, düşünmeye devam ettim. Şimdi ne yapacaktım? Büyük ihtimale eve gidip, başımdan geçenleri birkaç arkadaşıma anlatıp, Naz'ı aramaya devam edecektim. Fakat tüm bu düşüncelerimi yok eden telefonum çalmaya başladı. Naz arıyordu. Evet işte sonunda arıyordu.

Kalp atışım tekrardan hızlanırken, telefonu açtım.

"Alo Naz." deyip konuşmaya devam edecekken, karşı taraftan gelen bir erkek sesi duraksamama sebep oldu.

" Merhaba ben polis memuru Cihat Özen. Bu Telefonun sahibi evde ölü olarak bulundu."

Duyduğum şey karşısında saniyelerce cevap veremedim. Zaman sonra diyebildiğim tek şey

"Ne? Ne oldu?" diye sormaktı. Aldığım cevap ise korkumun korkusu olmuştu o günden sonra

"İntihar..."


ÖLÜMÜN İNSAN ÜZERİNDE ETKİSİWhere stories live. Discover now