Okul, her zamanki gibi sıkıcıydı. Ne inek gruba ne de popüler gruba aittim. Sadece şu herkesin tuhafça baktığı ucube çocuktum.
''Evet, tarotçu çocuk? Bir şeyler öğrenebildin mi?''
Gözlerimi devirerek Calum'un sorusunu yanıtladım.
''Öğrenebildiğim tek şey nasıl kızlardan hoşlandığım. O kadar övdüğünüz kızın tek söylediği buydu.''
''Oysa bana çok güzel şeyler söylemişti. Aynı şekilde Luke için de.''
Luke Hemmings. Bir türlü haz edemediğim çocuk. Aslında ondan nefret etmek için geçerli bir sebebim yoktu ama en yakın arkadaşımla takılıyor olması kıskanmama ve istemsizce onu sevmememe neden oluyordu. Kıskanç bir arkadaş olduğum için beni suçlamayın.
"Her neyse, zaten bir fala inanacak kadar boş değilim."
"Öyle deme, Mikey. Geleceğin hakkında olumlu yorumlar duymak hoşuna gitmiyor mu?"
"Geleceğim hakkında bir yorum duyabilseydim bu hoşuma giderdi."
Calum kıkırdadı ve etrafını taradı. Luke'un geldiğini görünce ona el sallayarak masamıza gelmesini sağladı.
''Hey, Michael.''
''Hey, Luke.''
Saçma selamlaşmamızı sonlandırarak heyecanla Calum'a bir şeyler anlatmaya başladı. İlgimi çekmeyen bir konuydu. Bu nedenle dikkatimi önümdeki yemeğime verdim.
''Michael, Clara'nın dediği şeylerden bazıları Luke'un başına gelmiş.''
Sahte bir heyecanla onu tebrik ettim.
''Senin için ne dedi Michael?''
''Bildiğim şeyler.''
Luke daha fazla soru sormadan yemeğini yemeye başladı. Ortamın sıkıcılığına daha fazla dayanamayarak masadan kalktım. Derste görüşmekle ilgili bir şeyler zırvalayarak kafeteryadan çıktım. Kendi kendime söylenirken klişe bir şekilde bir kıza çarptım.
''Üzgünüm, önüme bakmıyordum.'' Kız gülümseyerek sorun olmadığını söyledi.
Adını öğrenemediğim kız yanımdan geçerek kafeteryaya girdi. Omuzlarımı silkerek sınıfıma doğru yürüdüm. En sevdiğim derse geç kalmak istemiyordum. Sınıftan içeri girip sırama oturdum. Bayan Miller'ın gelmesini beklerken sıramın üstüne ödevimi çıkardım.
Calum suratı asık bir şekilde sınıfa girdi. Derdinin ne olduğunu merak ediyordum. Ancak ben her yerden fırlarım Luke onun yanına oturup konuşmaya başlayınca gözlerimi devirerek önümdeki kağıtları düzenlemeye koyuldum.
Bayan Miller sınıfa girip dersi işlemeye başladı. Bütün gün boyunca onu dinleyebilirdim. Edebiyatçılar hakkında ilginç hikayeler anlatarak kitap okumamı kolaylaştırıyordu. Ders bitince eşyalarımı toplayarak matematik sınıfıma doğru yürüdüm. Calum arkamdan ismimi seslenerek durmamı sağladı.
"Michael, kafeteryadan çıkarken çarptığın kızın falındaki kız olma ihtimali var mı?"
"Daha ismini bile bilmiyorum."
"Adı Sarah."
"Eğer onunla bir daha karşılaşırsam konuşurum ama peşinden koşacağımı sanmıyorum."
"Sen bilirsin."
Onun dersi biyolojiydi. Sınıflarımıza gitmek için ayrıldığımızda o kızı yeniden gördüm. Bana doğru yürüyordu. Bir şeyler diyeceğini düşünürken gülümseyerek yanımdan geçti. Kendimi toparlayarak yürümeye devam ettim. Sadece bir kızdı. Bu kadar büyütmemin anlamı yoktu. Sonunda matematik sınıfıma geldiğimde sırama oturdum.Arkamdan matematik sınıfının parlak öğrencisi de girdiğinde gözlerimi devirdim. Başıyla bana selam vererek önüme oturdu.
"Calum, falındaki kızı bulduğunu söyledi."
"Aslında pek emin değilim."
"Yine de iyi şanslar, Michael."
"Teşekkür ederim, Luke."
Ders başlayınca kafamı sıraya koydum. Matematik kesinlikle benim işim değildi. Luke her zamanki gibi hiç zorlanmadan soruları çözüyordu. Bayan Carter'ın beni yakalamamasını umut ederek gözlerimi kapattım. O çatlak kadınla uğraşmak istemiyordum. Ne yazık ki şanslı günümde değildim, gözlerimi kapattığım an beni yakalamıştı.
"Tahtadaki soruyu neden çözmüyorsun. Clifford?"
"Önümdekileri çözmeyi tercih ederim."
"Ya tahtadaki soruyu çöz ya da dersimden çık."
Eğer çıkarsam dersinden kalacağımı iyi biliyordum. Bu nedenle soruyu çözmekten başka bir şansım yoktu. Tahtaya doğru yürürken Luke elime bir kağıt sıkıştırdı. Ona baktığımda defterindeki çözümü ve elimdeki kağıdı işaret etti. Ona güvenmekten başka bir çarem yoktu.
Bayan Carter'a arkamı dönerek elimdeki kağıttaki işlemlerin aynısını tahtaya geçirdim. Doğru olup olmadığını bilmiyordum ama Luke bana gülümseyerek bakıyordu. Bayan Carter'a döndüğümde şaşırmışa benziyordu.
"Etkileyici, Clifford."
Sırama geri oturduğumda Luke'a doğru eğilerek teşekkür ettim. Bir gün içinde ona ne kadar çok teşekkür ettiğimi düşününce yüzümü buruşturdum. Buna ikimiz de alışmamalıydık.
