Sabah uyandığımda güneş odama öyle bir vuruyordu ki sanki yaz gittiğini son kez tüm parıltısıyla gösteriyordu. Kalkar kalkmaz dışarıya baktım. Evimiz iki katlı bir villaydi. Çok büyük değildi ama büyük bir bahçesi vardı. Ormana ve ormandan geçen uzun deep river' a bakıyordu. Burayı çok sevmiştim. Geleli henüz iki gün olmuştu ama zaten annemden izin alıp geldiğim zamanlarda da burayı geziyordum. Ormanı çok seviyordum. Annem ve babam ben dokuz yaşındayken ayrılmıştı. Vancouver da kasabada yaşıyorduk ve babam kasabanın şerifiydi. İşleri her zaman çok yoğun olduğu için annem sinirleniyordu. Ve ona zaman ayirmadigini düşünüyordu. Halbu ki Ben babamın bize o işlerinin arasında yeterli zamanı ayırmak için çok çırpındığını hatırlıyordum. Ama bu annem için katlanılmaz bir hal almıştı. Geceleri kavga ettiklerini biliyordum. Sesleri tüm evde yankılanıyordu. Bir gece babam ona "benim en kötü günümde en zorlu zamanlarımda yanımda olmayacaksan, bu evliliğin bir anlamı yok. Belki de birbirimiz için yaratılmadık." babam bunu dediğinde annemin çok üzülmüş olabileceğini biliyordum ama yine de babam söylediklerinde haklıydı. O geceden sonra anladım ki bir daha asla eskisi gibi yakın olmayacaklardı. Zaten kısa bir süre sonra da boşandılar. Ben babamla gelmek istesem de babam benimle yeterince ilgilenemeyeceğini söyledi. Bunu büyük ihtimalle annem beni göndermek istemediği için söylüyordu. Mecburen kaderime boyun eğdim. Ama ben lise üçe geçerken annem Mark ile evlendi. O evlenince başka eve taşındık ve ben varken Rahat edemeyeceklerini düşündüm. O yüzden anneme babamla yaşamak istediğimi ısrarla söyledim. O da ilk önce kabul etmese de mark'in yanında rahat edemeyeceğimi düşündüğü için izin verdi. Bir zamanlar olsa buraya gelmek için Henry de benim için büyük bir sebepti. Ama artık onunla ilgili bir ümidim kalmamıştı. Şimdi buradaydım. Buraya geldiğimde edindiğim bir arkadaşım vardı. Victor. Benimle aynı okula gidiyordu. Onunla çok yakındık. Geldiğim zamanları hep onunla ve kuzenim Elena ile geçirirdim. Şimdi onların olması benim için çok iyiydi. Aşağı indiğimde kahvaltı hazırdı.
"Baba keşke bekleseydin ben hemen hazırladım. Zaten çok yoruluyorsun"
"Yorulmuyorum Bella beni dert etme. Hadi geç bakalım dedi masaya çekilmiş beyaz sandalyeyi göstererek. Sonra beraber kahvaltı yaptık. İlk gunumun nasıl geçtiğini sordu. Daha ilk günden derse girmedigimi soyleyemedim. O yüzden istemeyerek de olsa bir kaç küçük yalan uydurdum. Yanında olmama seviniyordu. Çünkü bu zamana kadar tek kalmıştı. Bende seviniyordum. Çünkü onun bende ki yeri bambaşkaydı. Beni okula babam bıraktı. Neyse ki bu sefer kapıda kimse yoktu. Hemen sınıfıma çıktım. Victor'u görüp onun yanına oturdum. "Nasılsın" dedi. Arkamı dönüp gülümsedim. Sarı saçlıydı ve parlak mavi güzel gözleri vardı. Uzun boyluydu. Okulda ki kızlar ondan çok hoşlanıyordu. Popülerdi. Ve onu çok seviyordum. Belki bir kızla anlaşabileceğimden daha çok onunla anlaşıyordum.
"İyiyim Vic sen nasılsın?" diye sorduktan sonra iyi olduğunu söyledi ve kısa bir konuşmadan sonra zaten ders başladı. Şimdi her şey daha zor olacaktı. Her gün Henry'i görecektim. Üstelik bir başkasıyla. Ama buna alışmak zorundaydım. Ne olursa olsun hiç olmamış gibi davranmak...
Dersi dinlerken dün akşama takıldı aklım. Tam arabadan iniyorken Henry bileğimden tutmuştu. Dönüp koyu kahve gözlerine baktım. Sonra sert yüz hatlarına bir bakış attım. Ama uyanio hemen dışarıya baktım. "Efendim" dedim yaptığı harekete bir cevap beklerken. "Bella. Senden özür dilemek istiyorum." ne içindi ki şimdi bu diye düşünmüştüm. "Ne için" dedim çekingen konuşuyordum. Sonuçta onun bir yılın sonunda ilk defa görmüştüm.
"Boşver" dedi bir anda sertleşmişti yüzü. Ve sesi daha bir kalın çıkmıştı. Bu haliyle hem biraz ürkütücü hem de çekiciydi. Ne desem bilememistim. En zoru konuşmaktı. Kafamı önüme eğdim. Öylece bana bakıyordu. Ama ben utanıp ona bakamıyordum. Ne yapıyordu ki böyle diye düşünüyordum. Sonra hiçbir şey demeden ve bana beni tekrar tutmasına fırsat bırakmadan arabadan indim ve koşarak eve gidip kapıyı açıp içeri girdim. Onu yeterince beklemiştim zaten. Bana cevap vermiyordu hep yaptığı gibi.
Dün olan şeyleri unutmaya çalışıp derse odaklandım. Tenefuste onunla karşılaşmamak için dışarı hiç çıkmadım. Elena ve Vic çok ısrar etmişti ama ben onunla karşılaşmak istemiyordum. Çünkü canım yanıyordu. Alışmak kolay olmayacaktı. O gün öyle geçmişti. Dersten de en son ben çıktım ve herkes dağıldığında okuldan çıkıp eve giden bir otobüse bindim.
