"Tuğçe! Sakin ol." dediğimde dinlemeden hızla yataktan kalktı.
"Tuğçe. Yapma sarsılıp yere düşebi-" dediğimde düşerken zar zor tuttum. Galiba tek bir saniye tekrar başını yere çarpmasını ve iç kanama geçirmesini sağlayacaktı. Ben bile çok kötüydüm. Tuğçe öğrenince ne yapacağını düşünüyordum. Sonra az da olsa tanıdığımdan ne yapacağını tahmin edebiliyordum. Kendine gelemeyecekti. Hele ki şu hasta halinde. Benim yardımımı istemeyeceği belliydi. Kendine gelemezse çalışamazdı da. Şuan için her şey o kadar bulanık ve belirsizdi ki.
Bunları düşünürken hemşireyi çoktan çağırmıştım. Ciddi bir şey olabileceğini ve biraz daha burada kalması gerektiğini söyledi. O uyurken bir yandan onun yüzünü izliyor, bir yandan da ona bunu nasıl söyleyeceğimi düşünüyordum. Neden bana kaldı ki bu iş?!
Tuğçe uyuduktan sonra benim de uykumun geldiğini düşündüm. Uyumamam gerekti ama vücudum bu işi bana sormadan gerçekleştirmişti. Sabah uyandığımda yatak boştu. Etrafıma bakıp duruyordum. Muhtemelen çok aptal görünüyordum. Fakat şuan tek önemsediğim Tuğçe'ydi...
Tuğçe'nin Ağzından
Sabah uyandığımda saat 06:38'di. Orkun'un uyuduğunu görünce telefonunu alıp son konuştuğu kişiye mesaj atıp olayı öğrenmek istiyordum. Ayrıca... Annemleri aramam gerekti. Orkun uyanır da görür diye lavaboya girmiş telefonunu kurcalıyordum ama son aramaları silmişti. Biraz daha kurcalarken Orkun'un lavabonun kapısını tıklattığını duydum.
"Tuğçe oradaysan çık sabahın bu saatinde ne yapıyorsun?! Tuğçe!" dediğinde yerimde zıpladım. Bu saatte nasıl uyanır?! Telefonunu aldığımı fark ederse çok kötü olurdu.
"Uhm, şey Orkun." dedim sesimi incelterek ve "u" harfini uzatarak söylemiştim.
"Tuğçe madem beni duyuyorsun neden cevap verme zahmetinde bulunmuyorsun?!" dediğinde sinirlendiğinin farkına varmıştım.
"Orkun ben duymamışım. Ben açım, acaba aşağıdan simit falan alır mısın?" derken sesimi inceltmekten yorulmuştum.
"Ah, pekala ama geldiğimde kesinlikle yatağında yatıyor ve telefonumu kurcalamıyor olacaksın. Tamam mı?" dedikten sonra kendimi aptal gibi hissetmiştim. Orkun'a kızmıştım. Resmen beni oynatıyordu. Gerçi... Ben de onu oynatmaya çalışmıştım.
Başım öne eğik kapının kilidini çevirdim ve başımı yavaşça kaldırıp Orkun'a bakmamla kahkahalarla gülmem bir olmuştu. Saçları dağınıktı ve çok komik görünüyordu. Uzun olduğundan da karışmıştı.
"Ne oluyor Tuğçe? Bir sorun mu var?" derken kafasını soluna doğru 45 derece çevirmişti.
"Sa-saçın. Çok komik görünüyor." derken bir kez daha kahkaha attığımda Orkun beni kenara çekip lavabodaki aynada yüzüne baktıktan sonra tekrar bana dönüp;
"Komik mi yani bu Tuğçe?" dediğinde başımı salladığımda tekrar başım dönmüştü vee... Sıkı durun klişe geliyor. Orkun'un kucağına düştüm. Gözleriyle öyle bakınca kendime gelemedim önce. Kendime gelecekken bu sefer de gamzelerini sergiledi. İşimi hiç kolaylaştırmıyor!
"Şey... Ben acıktım Orkun..." dediğimde "Ha şey, tamam. Ben gidip bir şeyler alayım sana." dedikten sonra ikimiz de toparlandık ve Orkun kapıya yöneldi.
"Şey Tuğçe..." dediğinde ne diyeceğini merak ettim. Az önceki anla ilgili bir şey değildir diye dua ederken konuşmaya başladı. Duraklaması kalbimin daha hızlı atmasına neden oluyordu.
"E-efendim Orkun?" dediğimde yarısı pantolonumun arka cebinden çıkan telefonunu göstererek;
"Onu verecek misin?" dediğinde hem rahatlamış, hem de üzülmüştüm. Normal miydi?
"Ta-tabi al." dedim cebimden telefonu çıkarıp ona uzatırken. Asık suratımı görünce "Bir sorun mu var Tuğçe?" derken yanaklarımı avuçlarının arasına almıştı. "Kendini iyi hissediyor musun?" ne diyor bu? Sen o gözlerini dikmiş bana bakarken iyi olmamı mı bekliyorsun?
"Şey... Ben hala çok açım." diye yalan söylerken o sanki bir suç işlemiş gibi bana bakıyordu.
"Özür dilerim. Hemen gidip alıyorum." dediğinde başımı salladım. Kapının kapatılma sesi odaya dağıldıktan sonra pencerenin yanına gidip dışarı bakıyordum. Annemleri merak ediyordum. Aramak istiyordum ama telefonumu bulamamıştım. Her yeri aramıştım ama yoktu...
Ebru'nun Ağzından
Ömer'e gideceğimiz yeri hastaneden çıkınca mesaj atmıştım. Eve geldiğimde saat gece yarısını geçtiğinden annem köpürmüştü. Tuğçe'nin kaza geçirdiğini söylediğimde kızmaktan vazgeçmişti. Tuğçe'yi herkes benden çok sevmek zorunda mı?!
Annem yatmamda ısrarcı olunca mecburen uyumuştum. Sabah uyandığımda saat 09:34'tü. Ömer ile 11:00'da buluşacağımızdan hazırlanmam için tam anlamıyla yeterli bir saatti. Yani... Belki.
Yemeğimi hızla yerken annem devamlı nereye yetişeceğimi soruyordu. En sonunda çıldırmıştım.
"Ayh. Yeter anne ya Tuğçe'nin yanına gideceğim. Ziyaret saatleri 11:00-12:00 arası." dediğimde tıpkı gece olduğu gibi yumuşamıştı. Ben de ona yalan söylemiştim.
"Tamam canım öyle desene. Ben de korktum." dediğinde kaşlarımı çatıp reçel sürdüğüm ekmeği elimde tutarak neyden korktuğunu sordum.
"Canım ne bileyim. Bir işler peşindesindir diye düşündüm." derken elimdeki ekmeği ağzıma götürmüştüm. Bardağın dibindeki çayı da içip, bardağı masaya vurduktan sonra;
"Düşünme anne!" diye bağırmıştım. Hızla odama gidip hazırlandıktan sonra anneme bakmayıp evden çıktım. Çıktıktan sonra çantamdan telefonumu çıkarıp saate baktım. 10:42'ydi. Eve yakın bir yer seçtiğimden gitmem kolay olacaktı.
Cafenin kapısından içeri girdiğimde Ömer'in en köşedeki ve pencere kenarındaki masada oturduğunu gördüm. Yanına doğru yürüdüm ve zor olsa da karşısındaki masaya oturdum.
"Ee ne yapacağız? Çabuk konuşalım. Benim işim var." dediğimde alayla güldü.
"Bundan önemli işin yok sanıyordum." dediğinde gözlerimi devirdim. Yoktu. Şuan sadece Tuğçe'nin canını yakmak istiyordum.
"Neyse ne. Ne yapacağız diye sordum." dediğimde "Aslında..." dedi. "Ben zaten bir şey yaptım." dediğinde gözlerimi açtım. "Ne yaptın?" dedikten sonra "Kötü bir şey..." dedi. "Ömer sana ne yaptın dedim!" deyince etraftaki herkes bize bakmıştı. Ömer hepsine sorun olmadığını söyledi ve bana biraz daha yaklaşıp;
"Bana bak. Bunu birlikte planladık anlıyor musun? Kabul ettiğini kanıtlayan mesajlar var. Konuşmalarımız var. Bu iş sandığın kadar kolay değil." dediğinde korkmaya başlamıştım.
"Sen... Ne yaptın?" dedim her kelimeye vurgu yaparak.
"Tuğçe'nin anne ve babasını tanıyorum. Bir kaç kez görmüştüm. Onları gördüm dün seninle konuştuktan sonra. Arabadalardı ve hızlılardı. Bundan iyi fırsatın olmayacağını düşünüp, onlara çarptım. Orada polisin gelmesini bekledim. Gelince hızlı olduklarını öne sürüp suçsuz konumuna geldim. Ve sanırım... Uhm, şey. Onlar vefat ettiler."
-------------
Umarım bölümü sevmişsinizdir. Lütfen yorumlarınızı eksik etmeyin. İhtiyacım var, biliyorsunuz. Bu zamana kadar ki en uzun yazdığım hikaye buydu. Ben hep maymun iştahlıydım. Bundan da sıkılıp bırakacağımı düşünüyordum ama bıraktırmadığınız için teşekkür ederim. Yorumlarınızı çok çok çok önemsiyorum. :**
Multimedia= Orkun'un uykudan uyandıktan sonraki SAÇI.
YOU ARE READING
Rüyalarımdaki "O" // Haylor.
RandomBir insanı rüyanızda görmeniz için, gerçekte en azından bir kez görmüş olmanı gerektiği bilimsel bir gerçektir. Fakat eğer ben 4 aydır rüyalarıma giren adamı gerçekte bir kez bile görmüş olsam kesinlikle hatırlardım. Biri 4 ay boyunca rüyanıza girse...
