Doğuş

54 1 0
                                        

                          ( https://www.youtube.com/watch?v=wGwKe8xshqg okurken dinlemenizi öneririm) 

               Şiddetli çöl rüzgarı kumları savuruyor, savrulan her tanecik çölün ruhuna eşlik ediyordu. Büyük gün sonunda yaklaşmıştı. Gökyüzüne doğru baktı ve cebindeki kolyeyi çıkardı. Rüzgarın etkisiyle üstündeki bez parçası uçmuş uzun altın rengi saçları ortaya çıkmıştı. Diğer cebine koyduğu hançeri  çıkardı ve elindeki  kolyeyi kuma gömdü. Hiç tereddüt etmeden hançeri eline saplayıp kırmızı kanının çölün ölü toprağına akmasına izin verdi. Kanın kum ve kolye ile buluşmasıyla birlikte göğe doğru bir ışık sütunu yükseldi. Kapılar açılmıştı ve artık dönüş yoktu. Etraf kararmaya başlamıştı. Rüzgar şiddetleniyor çölün tüm havası değişiyordu. Kızgın Güneş siyah bir renge bürünmeye başlamıştı ve yaydığı korku her yerde hissedilebiliyordu. Melekler şarkılarını söylemeye başlamıştı. Bu an siyahlığın vaktiydi. Güneşin etrafında halkalar halinde yayılan karanlık enerji belli bir yerde yoğunlaşıyor , yeni bir yaratığa hayat veriyordu. Sütunun üzerinden yavaşça aşağı inen bu saf karanlık iyiliğin habercisi değildi. Yere ulaşması ile büyük bir patlamanın yaşanması bir oldu. Çok soğuk ve korkunçtu. Enerjinin yaydığı his midenizi gıdıklıyor her an kan kuscakmışsınız gibi hissettiriyordu. Ölümle arasındaki ince çizgide onu sadece bir saniyeliğine görebildi. Uzun siyah saçları nefret saçan kırmızı gözlerinin önünü perdeliyordu. Onu anlatmaya kelimeler yeterli değildi. Karanlığın saf çocuğu ... Acının ve pisliğin şah eseri. Bir o kadar güzel bir o kadar da aldatıcıydı. Sebep olduğu şeye son kez dehşetle baktı ve çölün soğuk zeminine yığıldı. Şimdi melekler felaketin ezgilerini mırıldanıyordu. O doğmuştu. Aydınlığın arkasındaki sinsi gölge , ümidin bittiği yerdeki çaresizlik çölün ortasında tüm ihtişamını sergiliyordu. Etrafını usulca süzdü ve yürümeye başladı. Hedefi açık ve netti. Rüzgar ayak izlerini siliyor o ise nefretin sarhoşluğu eşliğinde hedefine doğru ilerliyordu.


                           Croxar kenti çölün kenarında bulunan dünya büyücü birliğinin ana merkeziydi. Son yıllarda hedefinden şaşıp rüşvet ve kirli işlere bulaşmış olsalar da hala kalplerinde iyilik ışığı olan bazı insanlar bulunmaktaydı. Onun yollanma sebebiyde buydu zaten. Kana kan , dişe diş tüm karanlıkları daha da yoğun , katran siyahı bir karanlıkla yok edecek bu dünyanın sonunu getirecekti. Ona karşı koymak hiç kolay olmayacaktı. Sahip olduğu ilahi güç damarlarındaki kutsal kanın hediyesiydi. Tanrının kayıp , dışlanmış çocuğu sonunda özgürce duygularını gösterebileceği bir ortama kavuşmuştu. Kum fırtınası görüşünü kapatsa da gözleri bu dünyanın sahip olduğundan çok daha öte bir seviyedeydi. Dünya büyücü birliği , Croxarlı mimarların şaheseri tüm asaletiyle kurak çölün kenarında bir cennet edasıyla durmaktaydı. Gördüğü silüet onu heyecanlandırmaya yetmişti. Kalbi daha hızlı kan pompalıyor vücudunda akan tatlı adrenalin gözlerini daha da kızıllaştırıyordu. İşaret parmağını binaya doğru doğrulttu ve efsunlu kelimeleri fısıldadı. "Cruentus Abito" işaret parmağının ucunda oluşan bordo enerji kütlesi şekilden şekile giriyordu en sonunda yoğun bir sütun halinde binaya doğru inanılmaz hızlı bir şekilde fırladı. Binayla buluştuğu an felaketin tanımıydı galiba. Bina büyük hasar görmüş patlamanın etkisiyle fırlayan parçalar şiddetle yere çakılmıştı. Görüşün kapalı olduğu boğuk çöl havası iyice dumanlanmış tozlar her yere yayılmıştı.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

      -Patlamadan 50 dakika önce Dünya Büyücü Birliği-

                                  Merkez her zamanki gibi kalabalık ve telaşlıydı. Telefon sesleri yüksek odada yankılanıyordu.  Sürekli tekrarlanan ses sinir bozucuydu. Binbaşı Waxley ferah odasında oturmuş , gelen yüksek profilli belgeleri incelemekteydi. Odanın dört bir yanına dağılmış olan keskin kahve kokusu az da olsa yorgunluğunu alıyordu. 2 senelik kariyerindeki hızlı yükselişinin onu rahatsız ettiği anlardan biriydi bu. Çok mu erken davranmıştı ? İtibar uğruna kirli oyunların döndüğü bu kurumda bu görevi üstlenmek tüm okları üstüne toplayacaktı ve düşman edinmesine sebep oalcaktı. Bu pozisyon için yıllardır çabalayan meslektaşları vardı fakat  Amiral Liann bu görev için en yetenekli ve uygun adayın o olduğu konusunda saatlerce dil dökmüştü. Böyle bir insandan duyduğu övgüler onu ikna etmeye yetmişti. Paranormal olaylar biriminin başına geçmişti. Karanlık büyü konusundaki ustalığı bu görevi layıkıyla yerine getirmesine oldukça yardımcı oluyordu. Gelen ihbarları inceleniyor , şüpheli bir durum görürse görev ekibini bölgeye yolluyordu. Ciddi durumlarda ise  durumu kendi halletmeyi tercih ediyordu. Bir anlığına üstüne çöken yorgunluğun onu ele geçirmesine izin verdi. Yüzünü avuçları arasına almış derince iç çekiyordu. Sağ gözünü boydan boya süsleyen yarayı hissedebiliyordu. Geçen ay çıktığı cadı avında aldığı bir yaraydı bu. "Çılgın pislikler..." diye geçirdi içinden. Yıllardır süre gelen cadı geleneği son yıllarda etkinliğini artırmış toplu katliamlara kadar ilerlemişti. Gizli cadı örgütleri yaygınlaşmış ,terör aktiviteleri sıradan bir hal almıştı. Waxley göreve geçtiğinden beri bu sorun ciddi oranda azalmıştı. O seçilmiş insanlardan biriydi. Enerjisi çoğu büyülü yaratıktan daha üstün ve sırlarla doluydu.  Laxtus klanı cadıları tek başına alt etmeyi başarmıştı. Neredeyse sağ gözünü kaybediyordu fakat bir sürü dolusu cadının kellesini almayı başarmıştı. Onu bugünkü konumuna getiren bu başarısıydı. Geçmişin mistik havası içindeki bu tatlı yolculuğu kırmızı telefonun çalmasıyla kesildi. Şakaklarından aşağı süzülen soğuk ter durumun vahimiyetini özetliyordu. Kırmızı telefon ancak 8. seviye olaylar için kullanılırdı ki bu en yüksek mertebeye tekabül ediyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra kendini toparladı ve telefonu açtı. Karşıdakinin sesi inanılmaz tedirgindi. "Efendim , çölün ortasından ölçemediğimiz büyüklükte bir enerji kütlesi merkeze doğru yaklaşıyor" dedi. Tek bir cümle bile kafasında bir çok  soru işareti oluşmasına neden olmuştu. Çölü saran güvenlik duvarını nasıl asmıştı ? Bu kadar yolu katettiğine göre nasıl farkına varmamışlardı ? Sonradan bunları düşünmek için geç olduğunu ve hemen harekete geçmesi gerektiğini anladı. "İzleyecilere haber verin ben hemen terasa çıkıyorum. Alfa takımını da hemen terasa yollayın" dedi Waxley. Alfa takımı en güvendiği büyücülerden oluşan özel operasyon birimiydi. Asansörü kullanarak hemen terasa çıktı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Kum fırtınasının arkasını bürüyen kırmızı renk tüm hızıyla merkeze doğru yaklaşıyordu. Dürbününü çıkardı ve hemen o noktaya odaklandı. Bir şey görmek neredeyse imkansızdı. Tam dürbünü indirecekken tüm bu bulanıklığın içerisinden bordo bir enerji dalgası şimşek hızıyla fırladı. Ne olduğuna anlam veremeden kulakları sağır edecek o ses yükseldi. Görüşü yerine geldiğinde savunma kulelerinden birinin paramparça olduğunu gördü. Bina alev almış parçaları her tarafa dağılmaktaydı. İstihbarat timi nasıl haber vermemişti ? Her şey kötü bir rüya gibiydi. Hemen ayağa kalktı ve gözleriyle alfa takımını aradı. Cebinden çıkardığı telefonuyla emirler verdi ve tüm destek birimlerinin patlamanın geldiği yöne yönelmesini söyledi. Savunma Bakanlığına haber verilmesi gerekiyordu.

        -----------------------------------------------------------------------------------------------------

                            Yükselen alevleri gördükçe mutluluğa boğuluyordu. Deliliğin tanımı bu olmalıydı. Yarattığı güzelliğe şöyle bir baktı ve yetersiz olduğunu düşündü. Binaya doğru adımlarını hızlandırarak yürümeye devam etti. Bu yeterli değildi. Tüm bina küllere dönüşene kadar durmayacaktı. İçindeki ses böyle diyordu en azından. Binaya yaklaştığı zaman önünde beliren küçük siyah noktalar dikkatini çekti. "İnsanlar..." diye geçirdi içinden. Küçük , pislik mahlukatlar. Hepsi yok edilmeliydi. Tüm bu nefret dolu düşünceleri arasında karanlık noktalardan birinden ona doğru mavi bir ok geldi. Hızlı bir refleks ile omzuna neredeyse saplanacak olan oku tuttu ve parçalara ayırdı. Ayırdığı enerjiyi hissedebiliyordu. Normal bir ok değildi bu. Efsunlu yapılmıştı. Büyücü birliğinden de farklısı beklenemezdi zaten. Görüşü netleştikçe onları daha iyi seçebilmeye başladı. Bir sürü çöp.. Enerjilerini hissedebiliyordu. Kurtun eline düşmüş kuzudan farksızlardı. Narin ve kırılgandılar. Sağ elini kaldırdı ve havada keskin bir çizgi çekti. Yayılan enerji dalgası tüm askerleri yere sermeye yetmişti. Onun gücü bu boyutun ötesindeydi. Böyle şeylerle vakit kaybetmeye hiç niyeti yoktu. Binaya iyice yaklamış içinde kaynayan heyecan gözlerine tekrar yansımaktaydı. Bu sefer daha büyük bir yıkımın peşindeydi. 


Naabot mo na ang dulo ng mga na-publish na parte.

⏰ Huling update: Sep 15, 2015 ⏰

Idagdag ang kuwentong ito sa iyong Library para ma-notify tungkol sa mga bagong parte!

Siyah RuhTahanan ng mga kuwento. Tumuklas ngayon