Sellüm hepinize merhaba öncelikle biz yazarken çok keyif aldık ciddiye aldığımız bir kitap değil ama bence severseniz yaaa neyse karakterleri zaman geçince daha iyi anlayacaksınız
- ANTALYA
Yaz aylarında hava çok sıcaktır. Antalya'daysanız bunu çok daha net hissedersiniz. Bir tatil yeri olduğu için her türden insanın bir araya geldiği, çılgın bir yerdi Antalya. Güzelliğiyle insanı büyüler, anılarıyla öldürürdü. İnsanların huzurla, gülüşerek geçtiği yollardan ağlayarak geçmek de benim şansımdı sanırım.
Ağlamak demişken...
Hangi aptal, insanlar ağlayınca rahatlar, demişti?
Ben rahatlamıyordum. Aksine, içimde biriken her şeyin altında biraz daha eziliyordum.
Ah, tanışmadık sizinle.
Ben Deren Nil Sahra.
Adına hiç çekmeyen bir kişilik, diyeceksiniz beni tanıdıkça.
Belki de ne kendimi ne de hayatımı düzeltebilmiştim.
Nil.
Nil.
Nil.
Bu isim benim utancım, hayal kırıklığım, çaresizliğimdi. Her söylediğimde kalbime saplanan bir bıçak gibi, ince ama derin bir sızıydı. Ve belki de en büyük pişmanlığımdı.
İnsanlara güvenmek, onları sevmek hataydı.
İnsan severse kaybeder.
Seven hep gider.
Giden de geri dönmez.
Bunu kendime çok küçük yaşta öğretmiştim.
Kimseye güvenme, Deren.
İnsan kaç kere kaybeder? Kaç kere hayal kırıklığına uğrar? Ya da kaç kere ölür?
Antalya'dan biraz bahsedelim. Benim için Antalya, cehennemdeki bir ateşten farksızdı. Ama aynı zamanda bütün yaşantım, bütün anılarım oradaydı. Belki de bu yüzden Antalya'dan vazgeçemiyordum. Geçmişimi unutmamak için... Ya da onu unutmamaya çalıştığım için.
Bugün 12 Eylül.
Hayata merhaba dediğim o "mükemmel" gün.
Ne hoş.
Kutlayacağım bir ailem bile yoksa doğum gününün ne anlamı kalırdı ki?
Uzaktan akrabam Enes vardı. Bu hayatta beni hiç yalnız bırakmayan, herkese karşı koruyan, arkamda bir gölge gibi duran tek insan... Enes, bu hayatta değer verdiğim ve beni hayal kırıklığına uğratmayan ilk kişiydi. Bir tek o gitmedi. Bağlanmak bana göre değildi.
Ama ona bağlanmıştım.
Aramızda görünmez bir zincir varmış gibiydi.
Denize neredeyse yürüme mesafesinde olan bir evde yaşıyorduk. Ya da Enes'in dediği üzere, bir villada. Para benim için her zaman önemli olmuştu. Güzel giyinmek, güzel kokmak, güzel ayakkabılar, güzel tırnaklar... Hepsi önemliydi. Ama büyüdüm. Hevesim geçti. Şimdilerde bütün bunlar yalnızca eski bir heves olarak kalmıştı.
Enes ve ortak arkadaşlarımız bu akşam sahilde bir doğum günü partisi yapmaya karar vermişlerdi. Sanırım hazırlanmak için yeterince vaktim vardı.
Simsiyah saçlarım tenimle büyük bir tezat oluşturuyordu. Uçlarını beş yıldır turkuaza boyatıyordum. Gözlerimle aynı rengi tutturmak zor olsa da kuaförüm bir şekilde başarıyordu.
YOU ARE READING
Akrebin Panzehiri
Romanceöncelikle cnm bu kitabı can sıkıntısından arkadaslarımla birlikte olusturmaya karar verdik ciddiye alıp okuyacaksanız yani kasılacaksanız şimdiden görüşürüz 5 kişi olarak yazacağız önce kendimi tanıtayım siz bana kayısı diyebilirsiniz dlöwşeös ne...
