Sessiz sokakta sadece bavulların tekerlek sesi duyuluyordu. En son sinir ile bıraktım. Çünkü Eslem arkamda söylenip duruyordu.
Arkamı döndüm ve "Eslem artık kes sesini!" Dedim.
O da valizleri bırakıp bana baktı "pardon?! Niçin bana kızılıyor şuan? Sabahtan beri harap oldum ayol!" Dedi.
"Sanki tek başına geldin ta İstanbul'dan Hakkari'ye!" Diye bağırdım.
"Bağırma! Çingen seni" dedi. Elimin tersini gösterdim "yemin ederim bı' çarpıcam" dedim. Eslem saçlarını sağa sola attı. Sonra tırnaklarına baktı. "ben ve tırnaklarım buraya fazlayız. Ayrıca senin ile Hakkari'ye gelince beni sevenler nasıl üzüldü, biliyor musun?" Dedi.
Kaldırıma çöktüm ve kafamı ellerimin arasına aldım, "Eslem, defol bana şurdan su al. Defol!"
"Tamam abla ya... Anca bağır. Sen halamlara çektin kesin" dedi.
"Eslem git!" Diye bağırdım.
Bütün bir yol sadece Eslem'in sesini çekmiştim. Tabii bavulları da çektim ama beni bu kadar yormadı.
Ayrıca o sevdiklerim diye bahsettiği kişilerde flörtleri... Bu kız kime çekti böyle?
Bana çekmediği kesin... Bu arada ben Afet Doğan. 25 yaşında, öğretmenliğe yeni atanmış bir kızım. İlk atandığım yer ebesinin hörekesinde olunca annem Eslem'i de peşime taktı. Güya işimi kolaylaştıracak, yalnız kalmayacağım. Hâlbuki şimdi daha zor işim!
Eslem 20 yaşında, çocuk gelişimi okuyor. İttire ittire bir yere vardıracağız bu kızı, meslek sahibi yapacağız.
Babam ben beş yaşındayken şehit oldu.
O zamanlar annem hamileydi, Eslem'e. O babamı hiç tanımadı.
Nice şehit çocuğu gibi.
Bu yüzden annem onu çok şımarttı. Ben ise klasik en büyük çocuk.
Sorunsuz, sorumluluk sahibi, ikinci anne, falan falan.
Gözlerim kapalı bavuluma yaslanmış dururken bir ses duydum, bir erkek sesi.
"Uy, nenem la ilahe illallah! Sızmış mı lan bu?!" Dedi bir ses. Ardından başka bir ses "gözaltı da mosmor... İçmiş gibi değil?" Dedi garip bir şiveyle.
Ama yanında ki onu anladı, "hee.. içmiş gibi!" Dedi.
Gözlerimi yavaş yavaş açtım.
Karşımda bir sarışın bomba bir de kumral çıtır duruyordu.
Traşları düzgün, kalıplı, iri adamlar.
"Uyanıyor Sarp" dedi sarışın olan. Kumral olan "kör görünüyorum ordan?" Diye sordu.
Kumral çocuk galiba soru eklerinden bir haber.
Ayağa kalktım ve "kimsiniz?! Ne istiyorsunuz benden?!" Diye bağırdım.
Sarışın "bir şey istemiyoruz bacım! Biz seni öyle görünce... Gerçi şimdi de ayık görünmüyorsun" dedi.
Kaşlarımı çattım ve "bak çantamda Bieber gazı var, uzak durun!" Dedim.
"Bacım hele sakinleş yav... Vallah sen bizi yanlış anladın" dedi kumral çocuk.
Bu çocuk neden doğulu gibi konuşuyordu?
Belki de doguludur, Afet? Ne dersin?
İç sesim beni mantıklı bir şekilde yargıldadı.
Yani hakkaridesin, sarışın çocuğun Karadeniz şivesine daha çok şaşırman gerekir.
"Ne oluyo orda?!" Diye bir ses duyuldu.
Sarışın çocuk "uy nenem! Komutan yiyecek bizi" dedi ve hemen duruşunu düzeltti.
"Vallaha senden bıktım Yahya! Başımıza hep senin yüzünden olaylar geliyor, biliyorsun değil?"
Kendimi fıkrada gibi hissediyorum.
Uzun boylu, beyaz tenli, siyah saçlı bir adam yaklaştı. Yanında bir kaç kişi daha vardı.
Hepsi de çok yakışıklıydı... İnsanın baktıkça bakası geliyor.
Bir çığırma duydum, "ablaaaaa!!!" Diye. Eslem geliyordu. Elinde ki şişeyi sopa tutar gibi tutmuş. Hemen önüme geçti "kimsiniz?! Sapık var!" Diye bağırmaya başladı.
Akyaz oğlan "sapık mı?"
Kumral oğlan "bacım bağırma, sapık değil askeriz yav!" Dedi.
Eslem ile aynı anda "asker mi?" Dedik.
