from star

8 1 7
                                        

Taehyung Celine defilesi için Paris'e gitmişti.

İlk kez gidiyor değildi, son da olmayacaktı ama her bir gidişi sanki ilk kez ayrı kalıyormuşçasına zor geliyordu Jeongguk'a.

Genç olan etrafında dolaşan insan kalabalığını süzdü bir kez daha.

Her şey nasılda anlamsız bir kaos içerisindeydi.

Grup arkadaşlarına baktı. Kimisinin elinde telefon vardı, kimisi yakın olduğu çalışanlarla sohbet halindeydi. Her şey çok olağan, çok akışındaydı.

Sadece sanki bu akışta kaybolan Jeongguk'tu.

Bir kez daha derin bir nefes çekti göz ucuyla telefonuna baktı, siyah ekran aydınlandığında bir kaç grup sohbeti bir kaç uygulama bildirimi harici gözleri aradığını bulamadı.

Henüz uçak inmemiş olmalıydı.

Bir kez daha çektiği nefesi sıkıntıyla geri verdi. Telefonunu kilitleyip cebine sıkıştırdı hızlıca ayaklandı. "Benim halletmem gereken bir şey daha kaldı mı odama geçmek istiyorum da?" diye seslendi menajerine yüzünü ovuşturarak. Menajeri Jeongguk'tan gelen soruyu biraz düşündü elindeki telefonuna baktı ve ona istediği cevabı vererek, "Şuan için programdaki her şeyi hallettik gözüküyor, elinize sağlık iyi dinlenmeler." dedi. Jeongguk duyduğu yanıt ile gülümseyerek eğildi herkese iyi geceler diledi ve odasının yolunu tuttu.

Asansör ile odasına doğru yol alırken arkasında gölge gibi gezen korumalarını bile hissetmiyordu. Tek aklında gezen telefonunun titremesiydi. Bildirimin geleceğini biliyordu, uçak inmiş miydi sahi? Madrid ile Paris arası kaç saat sürüyordu? Asansör hızla katları tırmanırken aklında bu sorular vardı.

Kata geldiğinde, hızla odasına yöneldi. Kapısını kitledi, kendisini yatağa attı. Büyük boy yatakta cüssesine rağmen küçücük kaldı, bir süre kıpırdamadan düşüncelerini dinledi.

Taehyung olmadan her şey çok sıkıcı, çok renksizdi.
Onunlayken tüm bu tur anlamlı, geçirilen tüm zamanlar zamansızdı. Askerlikten sonra grupça bu turu yapmaları onun kalbini tekrar adrenalin, sevgi ve gururla dolduruyordu ama tüm bu yorgunluğu Taehyung'la geçirdikleri vakitler silip atıyordu.

İnsanlar içinde bunları belli edememek, o yokken bu yoğun akışta kaybolmamayı bir türlü öğrenememişti Jeongguk.

Grup arkadaşları onu dahil etmeye çalışıyor, insanlar Jeongguk'un keyifiz halini görmezden gelmeye çalışıyorlardı. Netflix'e çektikleri belgeselde bile Namjoon ondan Taehyung gelmeden önce utanıp sıkıldığını, bir türlü ortama kendini açamadığı halinden bahsetmişti.

Jeongguk uyuyamayacağını biliyordu, sakince doğruldu. Mesaj henüz gelmemişti. Belki de programı o kadar yoğundu ki Taehyung uçakta uyumuştu. Belki de uçaktan indikten hemen sonra marka temsilcileri onu kalacakları otele yemeğe götürmüştü. Meşgul olmalıydı.

Etrafına baktı, tableti ve bilgisayarı gözüne çarptı.

Aslında personel konser sonrası yayın açmalarına alışıktı ama belirli bir onay sürecinden geçiyorlardı. Şirketsel süreç tamamen yaşanabilecek bir canlı yayın kazasında "İdol" imajlarını korumalarını içeriyordu.

Army'lere karşı bir imaj geliştirdiği söylenemezdi ki askerlikten sonra şirketin yaratacağı tüm imajları grupça boş vermişlerdi. Hepsi kendisiydi, Jeongguk'ta bunu düşünerek odadaki tekli kanepeye oturdu önündeki masaya bilgisayarını konumlandırdı ve canlı yayını açtı.

Sayı her zaman olduğu gibi hızla artarken bir anda milyonlarca kişi yayına dolmuştu.

Yorumlarda gözleri dolandı, kombinin farkına vararak yorumların sebebini anladı. Herkes önü açık kot ceketinin heyecanıyla yorumlarda adeta savaşıyordu. Beğenilmek her zaman hoşuna gitse de odağı oradan almak adına eline tabletini aldı ve Army'ler ile sohbete başladı.

one hundred timesStories to obsess over. Discover now