denizdeki perde

368 31 12
                                        

eylül ayının tatlı rüzgarı, yol boyundaki ağaçların dallarını sallıyordu. genç çocuk, elleri ceketinin ceplerinde, kulaklarındaki kablolu kulaklıkla birlikte istanbul'da yürüyordu.

sağ tarafındaki marmara denizi, ay ışığını yansıtıyor, dalgaların sesi yankılanıyordu. efe'nin kulaklıklarında herhangi bir şarkı çalmıyordu. hoş, kafası bu kadar gürültülüyken bir şey de duyamazdı zaten.

rüzgar bu sefer sert bir şekilde esti. efe'nin siyah saçlarını savurdu, denizin kokusunu burnuna getirdi.

gece geç saatler olduğundan ötürü etrafta pek insan yoktu. belki de efe fark etmemişti. sadece önüne bakıyor, kendi kendine mırıldandıkça dudakları hareket ediyordu.

yakınlarda kenara çekilmiş siyah bir aracın içerisinde oturan esmer çocuk, bıkkınlıkla nefesini verdi ve telefonunu kulağına götürdü. "ege, nerede kaldın oğlum? bekliyorum hala."

"beş dakikaya geleceğim." diğer hattan gelen ses arda'nın kulaklarını doldurdu. "beş dakika evvel de böyle demiştin."

arkadaşının bahanelerini dinlerken kafasını çevirip camdan dışarıyı izlemeye başladı. bu saatlerdeki istanbul'u seviyordu: ortalıkta pek insan yoktu, sessizdi. siyah gözleri, dalgalarla birlikte parıldayan denize daldı.

hat kapandıktan sonra elindeki telefonu yan koltuğa bıraktı ve camdan dışarıyı seyretmeye devam etti. görüş açısına orta boylu bir çocuk girdi. limanın kenarında yavaşça yürüyordu. arda beklemekten o kadar sıkılmıştı ki herhangi birini izlemek bile şu an cazip geliyordu.

arabanın camlarını yarıladı ve sigara paketinden bir dal çıkarıp dudaklarının arasına yerleştirdi. vitesin oradaki gözden çakmağı aldı ve sigarasını yaktı. dumanı ciğerlerine çekerken yürüyen çocuğun denize karşı durduğunu gördü.

"intihar falan etmese de başımıza kalmasa bari." diye mırıldandı kendi kendine. ege'yi bir süre daha beklemeye devam etti. keza oradaki kişi de aynı şekilde olduğu yerde duruyordu.

arda tam dalmıştı ki yan koltuktaki telefonunun titreşimini duydu. son kere içine çektikten sonra izmariti camdan dışarıya fırlattı ve sağ eliyle telefonunu aldı. "alo?"

"geldim sayılır. her zamanki yerde bekliyorsun değil mi?"

arda dudaklarını araladı, arkadaşına tam onay vermek üzereydi ki gördüğü görüntüyle birlikte yüreği hopladı. "ananı sikeyim!"

bir bedenin suya çarpmasıyla birlikte tok bir ses duyuldu. deniz bir anlığına yarılıp etrafına köpüklü damlalar savurdu; su, düşülen yerden yükselerek küçük bir perde gibi havaya sıçradı.

elindeki telefon gaz ve frenin bulunduğu koltuk boşluğuna düşerken hızla arabanın kapısını açtı ve kendini dışarıya fırlattı.

"arda? noldu oğlum? arda?" hattın diğer tarafından arkadaşının sesi geliyordu ancak arda duymadı.

ciğerleri oksijensizlikten büzülürcesine göğsünde bir ağrıyla limanın kenarına koştu. görüş açısındaki çocuk denize düşmüştü.

"arda!" gelen tanıdık sesle birlikte başını sola çevirdiğinde ege'nin elinde telefonla ona doğru koştuğunu gördü. "noldu lan?"

arda, dudakları aralanmış, serin gecenin oksijenini hızla ciğerlerine çekerken kulakları çınladı. kafasını tekrar denize çevirdi, tekrar ege'ye baktı, tekrar denize.

hiç düşünmeden kendini denize attı. soğuk su, vücudunda şok etkisi yaratırken gözlerini açtı ve tuzlu suyun gözlerini yakmasına izin verdi. arda'yla birlikte istanbul'un ışıkları da karanlığa gömüldü. soğuk su tüm vücudunu aynı anda sarıyordu. dünya, sanki biri sesini kısmış gibi, birden boğuklaştı.

karşısındaki beden henüz çok dibe ilerlememişti. suyun içerisinde saçları, giysileri hafifçe dalgalanıyordu. denizin kendisini daha da dibe çekmesine izin verircesine kolları iki yana açılmıştı.

arda, suyun altında çocuğa doğru ilerledi. uzanan eli, çocuğun kolunu yakaladığında hızla kendine doğru çekti ve iki koluyla oğlanın vücuduna sarıldı.

yabancı bedenin tüm ağırlığını taşırken yüzeye çıkmaya çalıştı. yüzünü kaldırdı, uzun bacaklarını çırpmaya başladı. yüzeye doğru yaklaştıkça dışarıdan birinin boğuk seslenişleri duyuluyordu.

nihayetinde, kollarındaki çocukla birlikte suyun yüzeyine çıktı ve gözlerini sımsıkı kapatarak oksijeni ciğerlerine çekti. "ege!"

ege'nin gözleri fal taşı gibi açılmış, dizlerinin üstünde limanın kenarında duruyordu. "hasiktir!" elini arda'ya uzattı.

"baygın..." arda, nefes nefese konuşmaya çalıştı. çocuğu da kendiyle birlikte kenara çekmeye çalışıyordu. uzattığı eli limanın zeminini bulduğunda güçlükle betonu kavradı ve çocuğu omzuna yatırdı. ege, biraz daha eğilerek baygın bedene yaklaştı ve iki elini çocuğun koltuk altlarına yerleştirerek ıslak bedeni yukarıya çekti.

arda güç bela derin sudan çıktı ve kendini beton zemine attı. nefes alıp verdikçe göğsü hızla inip kalkıyordu. siyah ıslak saçlarının perçemlerinden damlayan sular zeminde ses çıkarıyordu.

"nefes alıyor." dedi ege korkuyla. "ambulansı arıyorum."

arda başını salladı. yüzünü, yerde yatan çocuğa çevirdi. baştan aşağı sırılsıklamdı, kıyafetleri vücuduna yapışmıştı. kapalı gözlerindeki kirpikleri bembeyaz olan suratına gölge düşürüyordu. dudaklarıysa neredeyse mosmordu.

"alo? acil ambulans istiyorum." ege'nin sesi arda'nın kulaklarında çınladı. ege, hızla oldukları yeri ve durumu tarif ettikten sonra telefonu kapattı.

şimdi ise rüzgar sanki inadına daha sert esiyordu. esen rüzgar arda'nın ıslak bedenine çarptıkça olduğu yerde titredi.

—

merhaba 🤍

benden sonra git | arefStories to obsess over. Discover now