2:17

22 6 0
                                        

seonghyeon, keonho'nun onu sevmediğini düşünüyordu.

bunu ilk ne zaman düşündüğünü hatırlamıyordu.

belki ilk kez keonho'nun başka birinden bahsederken gözlerinin nasıl parladığını gördüğünde geçmişti içinden. belki de bir gece, ikisi yan yana otururken keonho'nun omzuna başını koyduğunda, bunun onun için hiçbir anlam taşımadığını fark ettiğinde.

ama bir yerden sonra düşünmek yetmemişti, inanmaya başlamıştı.

keonho onu seviyordu belki.

ama seonghyeon'un istediği şekilde değildi. zaten en acı tarafı da buydu.

keonho'nun hayatında vardı.

bunu inkâr edemezdi.

keonho onu arıyordu, onunla saatlerce konuşuyordu, en küçük şeyleri bile anlatıyordu. bazen gecenin bir yarısı yalnızca sesini duymak için arıyordu. bazen kalabalığın içinde ilk onu buluyordu.

ama bütün bunların bir adı yoktu.

ve seonghyeon, adı olmayan şeylerin insana umut vermesinden nefret ediyordu.

çünkü umut, bazen sevgiden daha acımasızdı.

insana hiçbir şey vermeden her şeyi bekletiyordu.

o gece yine beraberdiler. saat gece yarısını geçmişti. şehir camın ardından sessiz görünüyordu. sokak lambaları ıslak asfaltta dağılıyor, arabaların farları birkaç saniyeliğine odanın duvarlarına vurup kayboluyordu.

keonho kanepenin diğer ucunda oturuyordu, telefonunda bir şeyler yapıyordu. seonghyeon ise onu izliyordu. bunu fark etmemesi için elinden geleni yapıyordu.

keonho başını kaldırdı.

"niye bakıyorsun?"

seonghyeon hemen gözlerini kaçırdı.

"bakmıyorum."

"bakıyordun."

"hayır."

keonho güldü.

"yalan söylüyorsun."

seonghyeon da gülümsedi.

"sen de hemen anlıyorsun."

keonho tekrar telefonuna döndü.

konuşma orada bitti.

seonghyeon ise birkaç saniye daha ona baktı.

sonra başını geriye yasladı.

keşke bazı anlar insanın zihninde bu kadar uzun süre yaşamasaydı.

keşke birinin gülüşünü ezberlemek bu kadar kolay olmasaydı.

keşke insan, sevdiği kişinin kendisine nasıl baktığını değil, nasıl bakmadığını da fark etmeseydi.

çünkü seonghyeon artık bunların hepsini biliyordu.

keonho ona bakıyordu.

ama onun baktığı gibi bakmıyordu.

seonghyeon'un gözlerinde saklamaya çalıştığı şeyi, keonho'nun gözlerinde hiç göremiyordu.

belki de kendini kandırıyordu.

belki keonho'nun her hareketine anlam yükleyen kendisiydi.

bir omuza dokunuş.

bir mesaj.

bir gece yarısı araması.

"eve vardın mı?"

"uyudun mu?"

Has llegado al final de las partes publicadas.

⏰ Última actualización: 5 days ago ⏰

¡Añade esta historia a tu Biblioteca para recibir notificaciones sobre nuevas partes!

almostHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora