1.BÖLÜM:KELİMELER ARASINDAKİ DÜŞÜNCELER

21 8 10
                                        

1.BÖLÜM:KELİMELER ARASINDAKİ DÜŞÜNCELER

Bir gece yarısı... Dışarıda şehrin caddelerinden gelen araba sesleri,korna sesleri; onun ardından cama vuran rüzgârın sesi ve uğultusu vardı.

Odasında tek ışık olan loş, sarı bir gece lambası ve elindeki telefonun yüzüne vuran kısık ışığıyla ekrana bakıyordu. Gözleri artık bakmaktan acıyordu ama zihni, az önce Araz'a attığı üç dört kelimelik mesajın etrafındaki düşüncelere kapılmıştı bile:

"Teşekkürler ve iyi geceler."

Sadece bu kadardı ama Arin için bu dört kelime, ucu açık sorular gibiydi. "Teşekkürler" derken sadece teşekkür etmek fazla mı kısaydı ve mesafeliydi? Araz bugünkü o uzun yürüyüşten aslında sıkıldığını düşünür müydü bu mesajımdan sonra? Belki de Araz, Arin'in anlatmaya çalışıp da yarım bıraktığı o cümlelerin altında farklı şeyler düşünmüştü.

O sırada parmakları klavyede yazıp siliyordu. Sanki kendi iradesi varmış gibi klavyenin üstünde adeta hızlı hızlı hareket ediyorlardı. Yazıp sildiği o döngüde:

"Yani sadece teşekkürler derken aslında sadece teşekkür etmek istemedim. Hani bugün bana vakit ayırdın ya, benim için gerçekten önemli ve kıymetli. Bazen kelimelerim böyle kısa kalabiliyor ama..."

Sildi. Çok mu acınasıydı bu yazdıklarım? Sanki ona muhtaçmışım gibi miydi?

"Yanlış anlama, hani bazen sessiz kalıyorum ya, aslında çok neşeli ve cıvıl cıvıl birisiyimdir. Çok konuşurum, hatta hiç susmam. Orada aslında seninle ilgili değil, kafamın içi biraz fazla gürültülü de..."

Yine sildi. Çok mu kendimi anlattım? Otobiyografi gibi oldu sanki bu sefer de.

Arin telefonunu kapatıp iç çekti ve yatağının üstüne uzandı. Tavanı izlerken bir anda aklına, çocukluğundaki o hiç bitmeyen pazar sabahı kahvaltıları geldi.

GEÇMİŞ: MUTFAK MASASINDAKİ GÖRÜNMEYENLER

Yedi yaşındaydı. Mutfaktan o güzel patates kızartmasının kokusu geliyordu burnuna... Ta ki mutfağa gidene kadar. Masanın bir ucunda annesi; yüzü üzgün, gözleri yaşlı bir şekilde sessiz sessiz çayları dolduruyordu bardağa. Babası masanın diğer ucunda, sinirli bir şekilde elindeki gazeteyi çevir.

iyordu. Arin ise bu iki buzun arasında kalmış gibiydi. Yine boş boş bakarken bir ses yükseldi:

"Söyle Arin!" demişti babası aniden. Sesi kırılmaya hazır bir cam gibiydi. "Annen konuları fazla abartmıyor mu bence? Çok duygusal bakıyor, ağlanacak bir şey mi var bunda? Sen doğruları söylersin, haksız mıyım sence?" dedi.

Arin'in o an nefesi kesilmeye başladı, boğazı acıdı. Babası, gazetesinin yanında keskin bakışlarıyla onay bekleyerek gözlerinin içine bakıyordu Arin'in. Eğer "Annem haklı, sen yanılıyorsun" derse olacakları biliyordu. "Babam haklı" dese yine olacakları biliyordu.

"Ben... Ben sadece yemek yemek istiyorum şu an, bunları konuşmayalım," diyebilmişti sadece titreyen sesiyle.

Babası alaycı bir gülüşle elindeki gazeteyi fırlatıp annesine dönerek, "Bak işte, kızın bile senden sıkılmış! Senin ne kadar haksız olduğunu biliyor ki sessiz kalıp konuyu kapatmaya çalışıyor. Demek ki o da senin bu durumlarından bıkmış," dedi.

O an Arin'in ruhunda bir şeyler koptu, kalbine büyük bir acı girdi. Sessizliği, babası tarafından bir taraf tutma olarak anlaşılmıştı. Annesinin gözündeki o yaşlar ise birer birer Arin'in kalbine suçluluk oku gibi saplanmıştı. Kendisini açıklayamamak, birinin canını yakmak demekti; o birinin çok sevdiği annesi olması ise daha da kötü hissettirmişti.

SAHAFTAKİ GÖLGEHistórias para pegar e não largar. Descubra agora