t.

829 78 130
                                        

23.10.26

.

yazardan,

Saat, gece yarısını çoktan geçmiş, şehrin gürültüsü biraz olsun arka plana atılmıştı. Gece ayazıyla dans eden ağaç yaprakları...Yanıp sönen tabelalar, gittikçe kısılan müzik sesleri..
Her şey, ama her şey Almanya'nın bu soğuk gecesinin bir rutiniydi.

Almanya'nın dünyaya adını duyurmuş bir polis şirketinin yüksek binasını önündeki iki koruma, gecenin ayazında soğuktan çatlamak üzereydiler. Öyle ki, aralarındaki 10 adımlık mesafeye rağmen dönüp birbirleriyle iletişim bile kuramıyorlardı. Yalnız, şunu belirtmekte fayda var; iletişimsizliklerinin sebebi soğuktan mıdır yoksa disiplinden midir, orası tartışılır.

Yapılı duran iki adamda M27 RWK'larını sıkıca kavramış, etrafı kolaçan ediyordu. Bu saatlerde normalde kimseler olmazdı, hele böyle bir yüksek kurumun etrafında kimse dolaşmazdı. Diğerine göre daha kumral duran uzun boylu adam kendince bir melodi mırıldanıyordu, diğeri ise bu aptal saatte bu aptal nöbette olmak yerine evinde, sıcak yatağında karısıyla yaşayabileceklerinin hayaliyle küfürler savuruyordu. Alışılmışın dışında bir şeyler oldu, siyah bir silüet giydiği kabanın ceplerine soktuğu ellerinin yansıttığı rahat bir tavırla onlara yaklaşmaktaydı.

Teoman Akkaya.

İki güvenlik, elbette bunun farkında değildi. Zaten olsalardı, kıyamet kopardı. Bu saatte bu yabancı kim, dercesine birbirlerine anlamsızca baktılar; siyah kabanlı yabancı gittikçe yaklaşıyordu. Yaklaştı, yaklaştı ve yaklaştı. Sonunda görevlilerden biri aklını çalıştırıp silahını doğrulttu; "Hey, sen kimsin? Bu saatte burada ne arıyorsun?!" diğeride arkadaşını taklit etti, "Güvenliği nasıl geçtin?"

Siyah kabanlı adam daha net seçiliyordu artık; Siyah kabanının altında siyah bir pantolonu, siyah bir gömleği vardı. İlk bir kaç düğmeyi açık bırakmasından kaynaklı gümüş zinciri parıldıyordu. Siyahlara bürünen adamın asıl olayı, yüzünde olmalıydı. Bu herif kimdi, neyin nesiydi bilmeselerde, çok yakışıklı bir herif olduğu kesindi.

Gecenin koyu örtüsüne rağmen kendini gösteren altın sarısı saçları rüzgârla uçuşuyordu; kalın sarı telli kaşları hafifçe, kendinden emince çatılmıştı. Gözleri rahat bakıyordu, umursamazdı. Dudaklarıda gözlerine ayak uyduran hafif bir gülümseme taşıyordu. Güneş gibi sapsarı saçları br ay gibi beyaz teniyle, bu adam cidden yakışıklıydı. Dirseklerini kırarak kollarını kaldırdı, rahatça geriye doğru yaslandı. Teslim olan duruşa geçmişti ancak, teslim olan birine göre fazla rahattı, fazla.

"Ben Teoman Akkaya. Bugüne dek işlediğim her suçu kabul ediyor ve teslim oluyorum."

Film sahnesi gibi bir sessizlik oluştu, görevliler kaşlarını kaldırmıştı, saniyeler sonra birbirlerine baktılar ve gecenin o sessiz karaltısını bozarak kahkahalara boğuldular.

Teoman, bu tepkiyi zaten bekliyordu, ancak istemeden sinir olmayı engelleyemedi. Kaşları çatıldı, bakışları iki adam üzerinde dolanmaya başladı.

"Güzel şakaydı, dostum! Ancak bizi meşgul etmen...Bizi meşgul etmen cidden suç! Git evinde zıbar!" diye soludu nefeslerini düzenlemeye çalışan kumral adam.

"Şaka yapmıyorum." Teoman'ın aniden ciddileşen sesi, kahkahalarını durduramayan adamların sesini saniyesinde bıçak gibi kesti. Sesi öyle soğuk, öyle ruhsuz ancak kendinden emin çıkmıştı ki; adamlar saniyesinde susup ona baktılar.

"Kardeşim, defol belanı başkasından ara! Bu adamı haberlerde görmedin mi, insanlara neler yapıyor?! Adını kullanmanı bile fark ederse ecelim olur, ecelin!" fısıldayan bir sesle Teoman'ı Teoman Akkaya'ya karşı uyardı.

Durumun ironikliği karşısında histerik bir kahkaha yankılandı bu sefer, Teoman ellerini geri cebine yöneltti, "Bunu yapmak zorunda kalacağımı tahmin etmiştim," diye mırıldanıp adamlardan göz ucuyla iki saniye içinde birini seçip -uzun boylu olanı seçti- ona yaklaştı, sözde ona inanmayan iki güvenlikte bir kaç adım geriye gittiler ancak Teoman adamın dibine girdi,

Kendine has o sakin, temiz bir bitki serasını andıran kokusu güvenliğin bildiğimiz oksijenden daha ferah bir havayı solumasını sağladı iki saniyeliğine, Teoman adamın kulağına eğildi.

"Sakin olacağına söz ver," diyerek tehditkar bir fısıltıyla kulağına doğru bir nefes verdi. Adam korkmuşa benziyordu, başını tereddütle salladı.
Sarışın kabanlı, kabanının ve gömleğinin bileğini aynı anda biraz yukarı çekiştirdi hızla. Açıkta kalan bileği öylesine beyazdı ki, tüm damarları neredeyse seçiliyordu. Ancak güvenliğin çığlık çığlığa bağırıp sendeleyerek yere düşmesini sağlayan, beyaz bilekteki dövmeydi.

t.

Biraz sokak tarzına kayan, biraz Hristiyanlığın kutsal sembolüne benzeyen bir yapıda t. yazıyordu. Adamın bu kadar büyük bir tepki vermesinin sebebide bu küçük işaretin bu adamın Teoman Akkaya olduğunun kanıtı olmasıydı.

Teoman Akkaya, işlediği her suçun ufak bir detayına aynı tipteki t. işaretini bırakıyordu; aynı zaman da öldürdüğü her kurbanının bileğine -tam olarak Teoman'ın kendi bileğinde gösterdiği noktaya- kendi bıçağıyla aynı boyutta t. işareti ekliyordu, bu onun bunu ben yaptım imzasıydı.

Tam olarak bu nedenle haber sitelerinde, eğer bu işaretle imzalanmış bir olay varsa Teoman Akkaya ismi sıkça duyuluyordu. Peki ya bu işaret taklit edilmiyor muydu? Hayır, edilmiyordu.

Teoman Akkaya neredeyse sosyal medya kullanan herkesin bildiği biriydi, ancak işaretini bilen kimse yoktu, bu iş için atanmış görevliler dışında. FBI bu işareti çok kez görünce bunun gizlenmesini istedi, dünyada bir meme haline gelemeyecek şekilde saklandı bu bilgi yıllarca.

Ancak şimdi biri çıkıp Teoman Akkaya olduğunu söylemişti ve buna kesin bir kanıtı vardı. İşin ironik kısmı, 7 ülkede kırmızı damgalarla anılan, ölüm izinli arama kararları çıkarılan bu adamdan yıllardır tek bir ize rastlanmıyordu. Yani o suç işlemeye, adam öldürmeye devam ediyordu ancak geride kendinden bir tane bile iz bırakmıyordu; şimdide gelmiş, kendi teslim oluyordu.

"Beni götürün artık!" diye sızlandı Teoman, bıkmış ve sıkılmış görünüyordu, arkasını dönüp ellerini arkaya uzattı, "Hadi, beyler! kelepçe; bunu da ben mi öğreteyim?"

Sabırsızca sızlanan bir katil vardı önlerinde. Şaşkın bakışları korku dolu detaylarla süsleniyordu. Soğuktan değil artık, korkudan titriyordu görevliler. "A-Arama yapmam gerek..." diye mırıldandı. Teoman kaçırdığı bu ufak prosedür için gülerek başını salladı. Geri yüzünü döndü adamlara, korkuyla sarsılan adama alaycı bir bakış atıp kollarını kaldırdı.

Adam sanki karşısında gerçekten şeytan duruyormuş gibi çekingendi. Elleri tereddüt içinde adamın üstünü başını aradı, yoktu. Hiçbir tehlike arz eden bir şey bulamadı. "Temiz," dedi görev arkadaşına. Kelepçesini cebinden çıkarıp onun için yeniden arkasını dönen sarışın katili tersten kelepçeledi.

Onu ensesinden yakalayıp üst vücudunu büktü, sert bir baskıyla yüksek binanın içine yürümeye başladı. Diğeride onu eli tetikte takip ediyordu. Teoman şu an fazlasıyla rahatsız hissediyordu, ne biçim polisti bu? Hiç anlamaz mıydı bu işten?

"Yalnız kusura bakmazsanız, buraya gelmeden önce tatlı yemiştim; şu an midemi bulandırıyorsunuz. Tutuşunuzu değiştirebilir misiniz?"

"Kes sesini!" diye bağırdı adam, Teoman'ın kendisine bir şey yapayacağından emindi. Gücün ve kontrolün kendisine geçtiğini düşünüyordu.

Yanılıyordu.

Teoman istediği an bu baskıdan kurtulabilirdi, istediği an bu aptal kelepçeleri koparabilirdi ve yine istediği an bu aklı beş karış havada iki budalayı üzerini aramalarına rağmen bulamadıkları falçata ile öldürebilirdi.

Teoman Akkaya, tamamen kendi isteğiyle teslim olmuştu; planı neydi, neden gelmişti bilmiyorlardı ama gelmişti işte.

.

boyle kahpedir dunya

daha uzun olacaktı ama olamadı sonra gorusuruz

özgürlük prensiStories to obsess over. Discover now