Hikayeme verdiğiniz değer için öncelikle okuyan herkese teşekkür ederim. Yorum yapan ve oy veren herkese ayrıca çok teşekkür ederiim!! İyi ki varsınız! Beni daha çok yazmaya teşvik ediyorsunuz 🤍
Fakat sevgili "hayalet okuyucu"larıma sesleniyorum! :) Yorumlarınızı merak ediyorum. Lütfen siz de bir şeyler yazın, oy verin. En azından beğenip beğenmediğinizi anlayayım :) Şimdiden teşekkürler. (: İyi okumalar. 🤍
Trabzon semalarında öğle güneşi, Karadeniz'in o bitmek bilmeyen hırçın bulutlarının arasından nazlı nazlı yüzünü gösterirken; Furtuna Yalısı'nın içinde sıradan, gürültülü ve bir o kadar da yorucu bir telaş hüküm sürüyordu.
İkizlerin öğle uykusuna direnişleri, Alaz'ın gaz sancıları, Melike Yenge ve Esme Hanım'ın bitmek bilmeyen "Şunu da yiyin, bunu da içirin" talimatları arasında Eleni, kelimenin tam anlamıyla derin bir nefes almaya hasret kalmıştı. O koca yalı, ne kadar büyük olursa olsun, bazen insanın üzerine üzerine geliyordu. Hele ki ruhunuz, aklınız ve bütün hücreleriniz, amansız bir aşkın, bir gece önceki yarım kalan ateşin, kışkırtıcı mesajlaşmaların ve kocasının alev alev yanan gözlerinin esareti altındaysa...
Eleni, yatak odasındaki aynanın karşısında durmuş, okyanus dalgası saçlarını eliyle umutsuzca geriye doğru tarıyordu. Üzerinde sadece rahat, bol bir tişört ve tayt vardı. Tam yorgunlukla yatağın kenarına ilişip gözlerini kapatacaktı ki, komodinin üzerindeki telefonu kısa, titreşimli ve tok bir sesle canlandı.
Eleni'nin kalbi, o bildik, midesinde kelebekler uçuşturan refleksle anında hızlandı. Ekranda parlayan isim her zamanki gibiydi: Deli Fırtınam.
Mesaj kısa, net ve itiraz kabul etmeyen bir Oruç Furtuna fermanıydı: "Üzerine sevdiğin ama rahat bir şeyler giy. Dışarı çıkıyoruz. On dakikaya arka kapıdayım. Seni kaçırıyorum Sular Perisi."
Eleni'nin dudaklarında yorgunluğunu anında silip süpüren, yerine taptaze, genç bir kızın kıkırdamasını yerleştiren kocaman bir tebessüm belirdi. Oruç, oyunun kurallarına sadık kalıyor, o "yaşayamadıkları flört evresini" adım adım, ilmek ilmek gerçeğe dönüştürüyordu.
"Beni kaçırıyorsun demeeek..." diye fısıldadı Eleni kendi kendine. İçindeki heyecan dalgası, yanaklarına taze bir pembelik pompaladı.
Hızla giyinme odasına daldı. "Güzel ama rahat" tanımına uyacak, kocasının aklını başından alırken aynı zamanda ona "ilk buluşma" masumiyetini verecek bir kombin seçmeliydi. Dar, vücudunu saran koyu mavi bir kot pantolon geçirdi bacaklarına. Üzerine, köprücük kemiklerini zarifçe açıkta bırakan, ince askılı, ipek karışımlı beyaz dökümlü bir bluz giydi. Karadeniz'in o sağı solu belli olmayan havasına karşı da, üzerine camel rengi, dizlerine kadar inen şık ve ince bir trençkot aldı. Saçlarını eliyle karıştırıp özgür bıraktı; okyanus dalgaları omuzlarına dökülüyordu. Son dokunuş olarak, kocasının taparcasına içine çektiği, aklını yitirdiği şekersiz, saf yasemin yağından boynuna, bileklerine ve kulak arkalarına usulca sürdü. Sadece hafif bir parlatıcı, uzun kirpiklerini belirginleştiren bir rimel... Aynadaki yansımasına bakıp parlayan gözleriyle gülümsedi, kendini beğenmişti.
Yalıdan çıkışı kelimenin tam anlamıyla bir operasyondu. Annesine "Benim çok acil hava almaya ihtiyacım var, çocuklarla ilgilenir misin annem?" diyerek fırtına gibi mutfaktan çıkmış, korumalara hiçbir şey söylemeden arka bahçenin, çam ağaçlarıyla kaplı taşlık yoluna doğru adımlarını hızlandırmıştı.
Arka kapının ferforje demirleri usulca aralandığında... Eleni'nin adımları olduğu yerde, çakılların üzerinde çivilendi.
Nefesi, gördüğü manzara karşısında bir anlığına boğazında düğümlendi.
YOU ARE READING
OREL - Vayşinen Oropam
Fanfiction26.Bölüm sonrası için #OREL ağırlıklı yazılacak olan bir hayran kurgusudur. Tamamen olmasını umduğum, başka bir evrende en güzeller halleriyle.. "Eleni son kez dönüp ona gerçekleri haykırırken, içi kaynıyordu görüyordu Oruç.. Hoş zaten Oruç en iyi E...
