Bu ikiliye adam akıllı bir fic bulamayınca ipleri elime alayım dedim.
Umarım seversiniz.
11.bölümü baz alarak yazdım lakin diziye birebir gitmiyor ve gitmeyecek.
Keyifli okumalar dilerim, oylarınız ve fikirleriniz benim için çok değerli!
....
Hisler...
İnsanı mahveden, bazen delicesine güldüren, bazen de boş bir duvarı saatlerce izleten bazı hisler. Ne lanet şeydi bu hissetmek? Ne can yakıcı şey.
Melek aynadaki görüntüsünü boş gözlerle izlerken tam da böyle düşünüyordu. Kalbindeki bu acıtan histen, gözlerini dolduran ve kendini bir paçavra kadar değersiz hissettiren bu şeyden iliklerine kadar nefret ediyordu. Sanki küçüklüğünden beri gerçekleşmesinden en çok korktuğu o kâbusun içindeydi ve çıkamıyordu.
Melek her zaman en parıldayan ve en sevilen, göz bebeği olan o kız olma arzusuyla yanıp büyümüş ve bunu elde etmek için de tüm yolları mübah saymış biriydi. İstediğini elde edecekse yanlış ya da doğru diye bir kalıba sığdırmak zorunda değildi kendini. Sonuç istediği gibiyse daha doğru bir yol yoktu onun gözünde. Bu zamana kadar da hep bu mantıkta ilerlemiş ve teker teker istediğini almış bir kızdı.
Annesinin biricik kızıydı, nazı çok çabuk geçiyordu. Ama maalesef annesinin küçükken de Melek'in her istediğini alacak bir maddi durumu yoktu. Melek de ona istediğini alacak birini bulmakta pek fazla zaman harcamamıştı zaten. Annesine olan zaafıyla bilinen Rami'yi kullanmayı minicik bir veletken öğrenmiş, istediği şekerleri, kıyafetleri ve hatta oyuncakları bir bir aldırtmıştı. Eh, annesinden yediği azar ve cezaların haddi hesabı yoktu ama sonuçta Melek istediğini elde etmeyi başarmıştı.
Her şeyin parayla çözüldüğünü gören küçük Melek'in zenginlik arzusunun tohumları da erken yaşlarında ekilmeye başlamıştı böylece. Para her şeydi. Paran varsa gücün vardı. Saygın vardı. Paran varsa hayallerin vardı. Ziyankar'ın paslı sokaklarında ise para ne gezerdi? Melek'e buradan nefret etmek için harika bir sebepti bu.
Ta ki uğruna bir bir uğraştığı her şeyi yakacak kadar seveceği birini bulana kadar.
Emir.
Melek'in dünyasında Emir aşk demekti. Düşlediği her anın başrolünü paylaştığı, paylaşacağı kişiydi. Kalbini deli gibi çarptıran o ilk kıvılcımdı. Midesindeki tecrübesiz kelebekleri hareketlendiren ve ona hayatın paradan ibaret olmadığını gösteren tek kişiydi.
Melek Emir'i öyle bir sevmişti ki onu kalbinden çıkarmaları için kalbini söküp almaları gerektiğini düşünürdü. Kimsenin kimseyi böyle sevebileceğine akıl sır erdiremezdi. Bu yolda da herkesi harcamaya elbette hazırdı.
Emir'i alması için başka bir kalbi paramparça mı etmesi gerekiyordu? Etmişti.
Emir'in onu sevmesi için bazen rol mü yapması gerekiyordu? Yapmıştı.
Emir ile çok daha iyi bir hayat yaşamak için geri dönülmez adımlar mı atması gerekiyordu? Atmıştı.
O, Emir için her şeyi yapardı. Yapmıştı da.
Peki ne kazanmıştı? Onun bu dev aşkına karşılık avucunda ne kalmıştı?
Hiçbir şey.
Yıllarını verdiği sevgilisini iki günlük kıza kaybetmişti. Beraber büyüdüğü dostları yüzüne bile bakmıyor, beraber duvarlarına yazı yazdıkları "Ziyankar Kafe"lerine yabancı kızları konuk ediyordu. Yıllardır komşuları olan insanlar evlerini taşlıyordu. Melek, Ziyankar'ın en cıvıl cıvıl, ele avuca sığmaz tatlı kızından bir anda kimsenin yüzünü bile görmek istemediği birine dönüşmüştü.
YOU ARE READING
Ultraviolence | Uzmel
Fanfictionİkisi de eski sevgililerini geri istiyordu. Bu yüzden sevgiliymiş gibi davranmaya karar verdiler. Sorun şuydu: Bir noktadan sonra ikiside rol yapmıyordu. ... "Biz sevgili değiliz." "Biliyorum." "O zaman neden öyle bakıyorsun?" "Nasıl?" "Gerçekmiş gi...
