0.0

7 3 2
                                        

"İçme şöyle Rıza. Artık kızımız var bizim." dedi Semiha sırtını sandalyeye yaslarken. Gün boyunca kayınvalidesinin önünde dört dönmüş, yorgunluktan nefes almaya mecali kalmamıştı.

Rıza başına diktiği şişeyi sertçe masaya koydu. "Git yat Semiha. Çocuk bir haftalık. Odada tek mi bıraktın?" 

"Uyuyor Rıza."

"Ona da bir şey olursa seni babanın evine nasıl yolluyorum bak gör!" dedi Rıza. Semiha sanki Rıza kalbinin ortasındaki bıçağı biraz daha derine ittirmiş gibi yutkundu.

En acı yarasından vurur dururdu Rıza onu. O istemez miydi hiç o yavrusunuda kucağına alabilmeyi?

"Yapma Rıza. Bana bunu yapma." dedi Semiha, zar zor.

"Neyi yapma lan? Bana bırakmadan sen yaptın zaten yapacağını."

Semiha hızla ayaklandı. "Ben mi düşürdüm çocuğu Rıza?"

Rıza elini masaya vurdu. "Ben mi düşürdüm kızım?"

Semiha, Nazlı'nın uyanacağı korkusuyla alttan almak zorunda kaldı. Tekrar yerine oturdu ve Rıza'nın havadaki elini naifçe tuttu. Hep naifti zaten Semiha. Hareketleri ince, yavaş ve yumuşaktı.

"Tamam bak, kızımız uyanacak. Allah bizden bir can aldı, bir can verdi. Ona sahip çıkalım olur mu? Bak olduk canım sonunda." dedi. Defalarca tekrar edip, kendi sesiyle duymak istiyordu bunu. "Anne baba olduk. Aynı çocuğa yavrum diyeceğiz. Sevdalık ederken hayal ettiğimiz gibi."

Rıza boş bakışlarla elini çekti. "Sevdalık mı kaldı Semiha?"

Semiha yüzüne sert bir tokat yemiş gibi bozguna uğradı.

"Kalmadı mı Rıza?" dedi kısılan sesiyle.

"Git yat Semiha. Hadi. Geliyorum bende." dedi Rıza, cebinden sigara paketini çıkartırken. Hızla dudaklarının arasına yerleştirdi ve masanın üzerindeki çakmağı alıp yaktı

Her bir hareketini izledi Semiha. Çakmağın ucundan çıkan ateş neydi ki? Ciğerindeki varken. Masaya tutunarak ayağa kalktı. Yatak odasına gitmek için adımlamıştı ki Rıza'nın sesiyle durdu.

"Ha birde," dedi Rıza. Sigarası iki parmağının arasındaydı. "O kansız piç kardeşine de söyle. Şevki vardı ya aşağı tarafta. Konuştum gelsin yarın tanışalım dedi ."

"İşe mi girecek?" dedi Semiha, kaşlarını kaldırarak. Şaşırmıştı. Daha önce hırsızlık iftirasına uğradığı için bu köyde kimse kardeşi Adem'e iş vermezdi. Yani Semiha iftira olduğunu umuyordu.

"Yok Semiha, nikah kıyacak Şevki Adem'e." dedi Rıza sinirle. "Gerçi "Allah'ın nikahı olsa bile güvenilmez de o bok suratlıya."

"Deme şöyle Rıza." dedi Semiha.

Kardeşine hak veriyordu. Yalnızdı kardeşi. Babasız anasız büyümüştü. Askere gittiğinde ablası ve nenesinden başka uğurlayanı olmamış, sevdiği tek kadın tarafından durumu yok diye terk edişmişti. Ne bir baba terbiyesi, ne ana kucağı görmüştü. Babası, annesi ona hamileyken ölmüş, annesi de Adem'i doğurduktan sonra hasretinden yataklara düşüp oracıkta can vermişti. Semiha büyütmüştü onu. Nineleri Kadriye sahip çıkmıştı ikisinede. Ama o da yaşlıydı. Adm on yaşına, Semiha on sekiz yaşına bastığında onlara eski evini bırakarak göç edip gitmişti bu dünyadan.

"Söyle ona. Düzgün giyinsin gitsin. Şevki'ye karşı beni utandırmasın." dedi Rıza kibirle.

Başını salladı Semiha. Rıza'nın sonradan onu dağladığı bu sevgisizliği içini acıtıyordu. Sorularının tek cevapsız yanıydı Rıza. Semiha'nın nemli gözleri masanın üzerindeki mavi vazonun içindeki çiçeklerde gezindi. Solmuş ve kendini ayrı yönlere bırakmış kan kırmızısı güllere değdi bir bir gözleri. Ne farkı vardı şunlardan? 

Rıza'ya çıkardı sonra bakışlarını. Yıllar önce bir kez görmek için, bir hafta kapısında yatan adama. Bir kez sarılmak için köyün dışındaki çalıştığı fabrikanın yemek molasında koşarak gelip yemek bile yiyemeyen o adama. Ne götürmüştü yıllar Rıza'nın kalbinden? Ne olmuştuda, "Semiha'm. Nadide çiçeğim." diye sevdiği kadını, hiç yerine koyar olmuştu.

Bir şey diyemedi Semiha. Düşündü taşındı. Ama ağzına gelen hiçbir şeyi söylemedi. Yuttu. Hepsi boğazına takıldı. Başını iki yana sallayarak ayağa kalktı ve hızla odaya ilerledi. Rıza'nın Adem'e abilik yapacağına inanıyordu başlarda. Ancak Rıza, Adem'in evlerine bile gelmesine izin vermiyordu neredeyse. Adem'i her evde gördüğünde yüzünü asıp oturuyor, o gittikten sonrada bütün harbi ve öfkesiyle Semiha'nın burnunda getiriyordu.

Bu da Semiha'nın çok zoruna gidiyordu.

 Yatak odalarına girdiğinde biricik kızı Nazlı geniş yatağın üzerinde, onu çevreleyen yastıklar içerisinde uyuyordu. Eriyip bitmişti bu görüntüye Semiha. Yavaş adımlarla kızının baş ucuna oturdu. Parmak uçlarını hafif hafif küçük burnunda ve dolgun yanaklarında gezdirdi. Kızını bir haftadır uyuttuğu Ege türküsünü mırıldandı o pamuk sesiyle. Kızları ilk evlerine geldiğinde, henüz iki günlükken bu türküyü radyoda duyduğunda mayışmıştı. O andan sonra Semiha her zaman bu türküyle uyutmuş, Nazlısını iyice alıştırmıştı.

"Cigaramı sardım karşı sahile.

Yaktım ucunda acıları.

Ağları attım, anılar doldu.

Ağlar hasretimin kıyıları."

Derince nefes alırken kızının minik ellerini okşadı, öptü. Bol bol kokladı. Tekrar türküye girmeden sessizce fısıldadı. "Sen sana hep bahar ol kızım." dedi. "Ege'nin yeşili gibi ol. Saçına baharları tak. Gülüşün güneş, ellerin umut olsun yavrum."

Eğilip kızının bal yanaklarına narin bir öpücük kondurdu. Bütün dünyasıydı şu görüntü. Bir çocuk kaybetmiş, aile baskısı yüzünden hep kendisini suçlamıştı. Kocası ondan iyice uzaklaşmış, kayınvalidesi sürekli yüzüne vurmuştu. Çocuğunu düşürdüğü gün evde yapayalnız bir şekilde acı çekmiş, kapıya gelen komşuları yardım etmişti. Ardından uzun bir yas süreci olmuş, iyice içine kapanmıştı. Resmen hayata küsmüş, konuşmaz olmuştu. 

Tam o zamanlarda vermişti Allah Nazlısını ona. Başta yine istememişti. Aynı şeyler olacak, yine yalnız kalacak sanmıştı. Ama şuanda kızı kollarının arasında, yanı başındaydı...Derin bir nefes verip türküye devam etti.

"Yareme tuz diye yakamoz bastım.

Tek şahidim aydı, aman, aman.

Bir elimde defne, bir elimde sevdan.

Kalbim Ege'de kaldı."









VebalHistorias para obsesionarse. Descúbrelo ahora